Alfred Rüstem Bey

ABD’deki sözde soykırım yasa tasarısı ile ilgili haberleri takip ederken, zihnimin bir köşesinde, birden bir isim belirdi: Alfred Rüstem Bey…

Kendini tanıyıp bilmeyenler, ilk anda, “ Alfred Rüstem de kim? Onun Ermeni meselesiyle ne ilgisi olabilir?” diye düşünebilirler.

Dahası var.

Sultan Vahideddin, 20 Mayıs 1920 tarihli İrade-i Seniyye’sinde, Mustafa Kemal Paşa ve bazı arkadaşlarını idama mahkûm etmişti. İdama mahkûm edilenler arasında Ali Fuat Paşa, Doktor Adnan Adıvar gibi isimlere rastlanır. Ancak dikkatli bir göz, bu idama mahkûm edilenlerin arasında Alfred Rüstem’in adını da görür.

Alfred Rüstem, aynı zamanda 1 nci TBMM üyeleri arasındadır da…

***

Artık, tarih sayfalarını aralamanın zamanıdır.

Alfred Rüstem’in  babası, Polonyalı bir subaydı. 1854 yılında  33 yaşındayken Osmanlı Devleti hizmetine girdi.

Osmanlı ülkesine geldiğinde, Katolik mezhebini yani Hristiyan  dinini bırakarak İslâmiyeti kabul etti ve Sadettin Nihat adını aldı.

Dönemin Padişahı tarafından da kendisine Paşa’lık rütbesi verildi.

Midilli Adası’nda görevlendirilen Sadettin Nihat Paşa’nın 1862 yılında bir oğlu oldu. Annesi din değiştirmediği için, yeni  doğan çocuğa Alfred Bilinski adı verildi.

İyi bir eğitim gören, ana dili Lehçe’nin yanı sıra Türkçe’den başka Rumca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca öğrenen Alfred Bilinski, 18 yaşını doldurduktan sonra kendi isteğiyle din değiştirip Ahmet Rüstem adını aldı.

Yirmi yaşında o da babası gibi Hariciye’ye, yani günümüzdeki tanımlamayla Dışişleri Bakanlığı’na girdi.

1882 yılında Osmanlı Hariciye Nezareti’nce, Bulgaristan’daki Yüksek Komiserliğe Fransızca Kâtibi olarak atandı.

1886’da büyük bir sıçrama yaparak Amerika’ya Osmanlı Devleti elçiliğine İkinci Kâtip olarak gönderildi.

Dürüstlüğü ve vatanseverliği ile İstanbul’da herkesin dikkatini çekmişti.

Bir buçuk yıl sonra geri çağrıldı.

Ancak 1900 yılında tekrar aynı göreve gönderildi.

Bu görev sırasında, elçilikteki kimi görevlilerin dürüst davranmadıklarını fark etti. Bunları bir raporla Osmanlı başkentine bildirdi. Raporlarına bir cevap alamadığını görünce, aynı içerikli bir makale yazıp  bunu Londra’da yayımlanan Daily Mail gazetesine gönderdi.

Bu makalenin yayınlanması,  Osmanlı Hariciye Nezareti (Dışişleri)’nde, özellikle Hariciye Nazırı Tevfik Paşa üzerinde  olumsuz etki yaptı.

“Bunu siz mi kaleme aldınız” diye resmen soruldu.

Rüstem Bey “Evet” deyince ‘devlet sırrını ifşa etmiş adam’ muamelesi gördü.

Rüstem Bey’e İmparatorluğun Londra Büyükelçisi Kostaki Antopulo Paşa aracılığı ile 12 bin kuruş harcırah gönderildi ve vakit geçirmeden İstanbul’a dönmesi istendi.

Rüstem Bey’in makaleyi yazma sebeplerini izah eden mektupları okunmadı bile.

İstanbul parasızlık içinde kıvranırken Osmanlı sefirlerinin şatafat içinde har vurup harman savurduklarını, Hariciye’de klikler oluştuğunu ve büyükelçilerin Hariciye’nin parasını zimmetlerine geçirdiklerini, bu davranışların Osmanlı adını kirlettiğini yazıyordu Rüstem Bey.

Amerika’dan geri dönen Ahmet Rüstem, İstanbul’a geleceğine, Londra ve Malta Adası’na uğrayıp Mısır’ın İskenderiye şehrine gitti ve burada yayınlanan Jön Türk gazetelerinde gazeteciliğe başladı.

İstanbul’a ancak Meşrutiyet’in ikinci kez ilânından sonra döndü.

1909 yılında, Maslahatgüzar olarak tekrar Amerika’ya atandı ama bir yıl sonra geri çağrıldı.

1910 yılında, Paris elçiliğindeki bir yolsuzluğu araştırmakla görevlendirildi.

Fransa’daki Osmanlı Büyükelçisi Naum Paşa, soruşturmayı Rüstem Bey’in yapmasını istemişti.

Suçlamalar Paris Başkonsolosu Lütfi Bey’le ilgiliydi. Rüstem Bey onun yolsuzluk yanında devletin önemli belgelerini yabancılara vermek dahil bir dizi suçu işlediğini belgeleriyle kanıtladı.

1911 yılında, Elçi olarak Karadağ Çetine’de görevlendirildi.

1912’de patlayan Balkan Savaşı üzerine ülkeye döndü ve ‘gönüllü er’ olarak orduya katılıp cepheye gitti.

Dönüşünde 1914 Mayıs’ında yine ABD’ye, ama bu kez Büyükelçi olarak atandı.

Rüstem Bey, 24 Haziran 1914’te Washington’daki Büyükelçilik görevine başladığında, Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na  henüz girmemişti.

Alfred Rüstem Bey, Amerika’ya geldiğinde,  Demokrat Parti’nin başkan adayı olarak çıkan ve açıkladığı ‘milletlere bağımsızlık’ prensibiyle dikkat çeken Woodrow Wilson iktidardaydı ve bu durum, ABD’ye göç etmiş olan Ermenileri ümitlendirmişti.

Amerikan basınında hemen her gün Türkiye ve Türkler aleyhinde yazı çıkıyor ‘soykırım’ iddiası vahşi tasvirlerle anlatılıyordu.

Ermeniler ve Ermeni yanlısı medya, ABD Başkanı’ndan derhal Türkiye’ye karşı savaş ilan ederek Ermeni milletinin bağımsız devlet kurmasına destek vermesini istiyordu.

Wilson bu taleplere başlangıçta fazla prim vermedi.

Ancak, Osmanlı Devleti’nin Birinci  Dünya Savaşı başladığında tarafsızlığını ilan etmiş olmasına rağmen, sonradan Almanya’yla ittifak yaparak savaşa girmesi üzerine, başkan,  ister istemez Ermeni taleplerine kulak tıkayamaz oldu.

Ahmet Rüstem Bey, Amerikan gazetelerinde, “Türkler Ermenileri kesiyor” biçimli yazılar karşısında tepkisiz kalamadı.

“Adam sende, bana ne” demedi.

Ulusumuzun onurunu kollamak için, diplomatik kariyerini ve yaşamını tehlikeye atmaktan çekinmedi.

8 Eylül 1914 tarihli Evening Star gazetesine bir mektup yollayarak, öteden beri süregelen Türklük ve Müslümanlıkla alay eden ve Müslümanların Hıristiyanları katlettiği yolundaki yayınların birer yalan ve iftira olduğunu, buna özellikle Amerikalıların hiç hakkı olmadığını dile getirdi.

Amerikalıların zencileri linç ettiğini, Filipinler’de işgalci Amerikan askerlerinin yerlileri fıçılara doldurarak yaktıklarını, İngilizlerin ve Fransızların da sömürgelerinde aynı barbarlıkları yaptıklarını yazdı.

Rüstem Bey, Türklerin Ertmenilere katliam yaptıkları iddialarının yalan olduğunu; bu komplonun ABD’yi kendi saflarında savaşa sokmak için, İtilâf devletleri tarafından tazgâhlandığını, açıkladı.

Ama Washington yönetimini esas kızdıran onun “Şayet basının kışkırtmasıyla Amerika ve İngiltere, Türkiye’ye karşı düşmanca bir tavır sergiler ve harp gemilerini gönderirlerse, karşılarında Hint Müslümanları başta olmak üzere dünyanın her tarafındaki Müslümanları bulacakları” tehdidinde bulunması oldu…

Başkan Wilson önce, Dışişleri Bakanı Bryan’dan  beyanatın Rüstem Bey’e ait olup olmadığının sorulmasını istedi.

Bakanlık resmi bir yazıyla durumu Ahmet Rüstem Bey’e sordu ve yapacağı yeni bir açıklamayla sözlerini düzeltmesini istedi.

Doğal olarak Ahmet Rüstem, “az bile söyledim” manasında bir cevap verdi.

Bunun üzerine ABD Başkanı Wilson, onu “istenmeyen adam” ilân ederek ülkesine gönderilmesine karar verdi.

Dış İşleri Bakanı Bryan’ın, Rüstem Bey’den tutumunu yumuşatıcı bir açıklama yapması halinde başkanı kararından vazgeçirme girişimi de sonuç vermedi.

Hatta Rüstem Bey kendisiyle ilgili resmi yazıyı beklemeden ’15 gün içinde Amerika’yı terk edeceğini’ iletti.

Amerikalıların tavrı Ahmet Rüstem Bey’i o kadar öfkelendirmişti ki, daha fevri bir çıkış yapmaması için İstanbul’daki Osmanlı Hariciye Nezareti, ona baskı yapmak zorunda kaldı.

Rüstem Bey, 9 Ekim 1914 tarihinde, Sadrazam Sait Halim Paşa’ya çektiği telgrafla, dönüşünü haber vererek, ABD’den ayrıldı.

Rüstem Bey, İngilizce, Fransızca ve İtalyancaya ana dili kadar vakıf olduğu için, zamanının büyük kısmını İstanbul’dan Avrupa gazetelerine Türkiye lehine yazılar yazarak geçirdi.

Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yönetim kurulunda yer aldı.

Mustafa Kemal Paşa ile tanıştıktan sonra onunla birlikte hareket etmek gerektiği kanaatine vararak Anadolu’ya geçti ve Sivas Kongresi’ne katıldı.

res-alfredrustem04

Sivas Kongresi’nde, Mustafa Kemal Paşa’nın Dış Politika danışmanıydı.

Sivas’ta yabancılarla yapılan konuşmalara katılan Rüstem Bey, yine Sivas’ta yapılan Kolordu Komutanları toplantısında bulundu ve alınan kararları imzaladı.

Kongrede Mustafa Kemal’le birlikte Heyet-i Temsiliye olarak seçilen beş kişiden biri de oydu.

res-alfredrustem03

Mustafa Kemal Paşa’yla  birlikte Ankara’ya geldi.

20 Mayıs 1920’de, Sultan Vahideddin tarafından onaylanan İrade-i Seniyye’de, adı Mustafa Kemal Paşa ile birlikte, idam edilecekler listesindeydi.

res-alfredrustem06

İstanbul’da toplanan Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Ankara Milletvekili olarak katıldı.

Meclis kapatılınca yeniden aynı sıfatla Ankara’ya dönüp TBMM’de çalışmaya başladı.

Sinirli ve asabî mizaçlı olduğu için, zaman zaman Mustafa Kemal Paşa ile anlaşmazlığa düşüyordu.

Alıngan mizacı dolayısıyla, 1920 sonlarında Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresinden koptu.

Milletvekilliğinden de istifa ederek Avrupa’ya gitti.

Mustafa Kemal Paşa, şahsî birikimi olmadığını iyi bildiği Rüstem Bey’e “vatana hizmet” tertibinden 150 lira maaş bağlattı.

Rüstem Bey, bundan sonra, 1935’te Viyana’da vefatına kadar, Türkleri ve Türk Kurtuluş Savaşı’nı Avrupalılara anlatmaya gayret etti. Yazılar yazdı, konuşmalar yaptı.

Kısacası gerçek bir Türk milliyetçisi ve vatanseveriydi.

Saygıyla anıyorum. Nur içinde yatsın.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir