LEVENT KIRCA

Tiyatro ve sinema sanatçısı, komedyen Levent KIRCA, 12 Ekim 2015 sabahı saat 02.40 sıralarında, İstanbul'da tedavi gördüğü Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi'nde hayatını kaybetti. Vatan Partisi’nin Merkez Yürütme Kurulu üyesi olan KIRCA, Aydınlık Gazetesi’nde de köşe yazıları yazıyordu.

kırca

KIRCA, 28 Eylül 1948’de Samsun’da doğmuştu.

İlk kez 1964'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Ankara Birlik Tiyatrosu ve Halk Oyuncuları'nda çalıştı. 'Nasreddin Hoca Oyun Treni', 'Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?', 'Bu Oyun Nasıl Oynanmalı?', 'Sağlık Olsun!', 'Ne Olur Ne Olmaz' gibi televizyon dizilerinin yapımcılığını üstlendi.

1978'de 'Altınşehir' adlı filmle sinemaya geçti. 'Ne Olacak Şimdi?' ve 'Mavi Muammer' adlı filmlerde oynadı. 'Hodri Meydan Topluluğu' adlı Tiyatro Grubu'nu kurdu. Eski eşi Oya Başar ile birlikte 'Güzel ve Çirkin' ve 'Sefiller' adlı oyunları sergiledi. 'Üç Baba Hasan', 'Kadıncıklar' adlı oyunları sergiledi. 1988'de başlayıp 22 yıl süren 'Olacak O Kadar' adlı televizyon programını hazırladı.

İlk sinema yönetmenlik denemesini 'Son' adlı filmle yaptı. Daha sonra 'Şeytan Bunun Neresinde' adlı filmi yönetti.

1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Sanatçının ikisi ilk eşinden, ikisi de Oya Başar'dan olan 4 çocuğu bulunuyor.

Saint Petersburg Bal Mumu Heykelleri Müzesi'nde heykeli olan nadir Türk sanatçılardandır.

2011 yılında “Karımın Dediği Dedik Çaldığı Kontrbas” isimli komedi dizisine başlamıştı, fakat dizi reyting alamadığından dört bölüm sonra kaldırıldı.

 1 Mart 2011 tarihinden itibaren Aydınlık Gazetesi’ nde köşe yazıları yazıyordu.

Ekranlarda yer aldığı uzun yıllar boyunca dönem dönem yayın hayatına ara vermek zorunda kalan “Olacak O Kadar” programı, 2010 yılında yayından tamamen kaldırıldı. Bu programda yer verilen parodiler nedeniyle Levent KIRCA’ya  5 kez dava açtı.

 1998 yılında almış olduğu Devlet Sanatçısı unvanı Nisan 2015'te geri alındı.

2009 yerel seçimlerinde DSP’den İstanbul Üsküdar belediye başkan adayı, 30 Mart 2014’te Vatan Partisi’ nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı oldu ancak seçilemedi.

Bodrum Türk Filmleri Haftası kapsamında Yaşam Boyu Onur Ödülü verilen 67 yaşındaki KIRCA, törene katılamamış, gönderdiği mektupla sevenlerine teşekkür ve veda etmişti.

KIRCA  mektubunda şunları yazmıştı:

 "1974’de TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana baya bir zamanınızı aldım. 41 yıl… Yürekten teşekkür ederim, anılarınızda bana yer açtığınız için.

Hayatımda sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim biçim. Altından olup da bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup da paha biçilmezi de. Aldığım ilk bir kaç ödülü çalışma masamın üstüne koydum. Çalışacak yer kalmayınca camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan edince odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise sokakta kaldım.

Arada bir onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Bir arada mutlu mesut geçindiler. Altından da olsalar, tenekeden de olsalar, hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.

İki kardeş bir çorap yüzünden kavga edebilirler. Ama komşunun çocuğu sorun çıkardığında iki kardeş birlik olur. Ev sahibi ile kiracı arasında problem olduğunda, bina yıkılacaksa birlik olurlar. O öbürünün tepesinden halı sarkıttığında kavga eden komşular, mahalle maçlarında birlik olur. Hacısı, ateisti takımı gol attığında sarılır, ağlarlar. Düşman ülke sana savaş açtığında ülke birlik olur. Toprağım dediğin adamın her işine koşarsın. Memlekette yüzünü bile görmek istemediğin, başka şehirde canın, memleketlin olur. Toprak aynı toprak, biraz tozlu, biraz killi. Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?

Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır.

Geçmişlerimiz ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel gelmiştir insana. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir. Daha adaletli, daha umutlu gelmiştir.

Eski zamanlar; "Ah o eski zamanlardır"

Bu mektubumu sizlere değerli bir film festivali vesilesiyle yazıyorum. O yüzden benim için yeri çok ayrı olan bir yönetmenden alıntı yapmakta sakınca görmüyorum. Woody Allen'ın Midnight in Paris filminde zaman atlamaları vardır. Film günümüzde başlar, basit ama fantastik bir yöntemle sürekli geçmişe gider. Filmde o geçmiş dönemler içerisinde Ernest Hemingway, Dali, Picasso, T.S. Elliot, Edgar Dega, Luis Bunuel gibi önemi tartışılmaz insanlara rastlarız. Hepsi, hangi dönemde yaşıyor olurlarsa olsun, kendi geçmişlerinin her zaman daha iyi olduğunu ve ona özlem duyduklarını belirtirler. Hepsinin ağzından "Ahh, o eski zamanlar" cümlesini bir kez duyarız. Filmin ana önermesi ise sonunda en güzel ânın, içinde bulunduğun, yaşadığın an olduğunu belirtir.

Yaşadığımız şuan..

Şuan.. Elinizden yaşam boyu onur ödülünü alıyorum. Ödül vermek onore etmektir. Almaksa onore olmak. Düşünüp, cesaret edip, birşeyi hayata geçirdiğinizde, birileri için değer görüyorsa, sizi ödüllendirirler. Bunun karşılığı maddi karşılığından büyüktür. O işiniz için ödül alırsınız. Yaşam boyu onur ödülü ise, yaşamda yaptıklarınızın, varlığınızın ya da amacınızın topyekün mükafatlandırılması gibidir. Bu ödülün anlamı benim için çok büyük.

Bu ödülü de eve götüreceğim. Ama diğer ödüllerin arasında baş köşeye koymayacağım. Ödülsen ödüllüğünü bil. Diğerleri neredeyse oraya, yanlarına koyacağım. O da onlarla birlikte tozlanacak. Onlardan biri olacak. Yaşam boyu onur ödülü de olsan, cumhur’iyet altını da olsan, kimseye ayrı gayrı yapamam. Diğerleri tozlu raflarda dururken, sana saray şeklinde dolap yapmayacağım. Çünkü ödül de olsan, sana hak ettiğin anlamı veren içinde bulunduğu dolabın büyüklüğü ya da şekli değil, bizim sana verdiğimiz değerdir.

İster misin şimdi böyle dedim diye, bu ödül beni mahkemeye versin?

Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana. Benim jenerasyonumda bir insan çabalarının meyvesini görememe durumuna mı üzülmeli, yoksa daha kötülerini yaşamayacak olduğu için teselli mi bulmalı şuan bilemiyorum.

Yine Woody Allen, ‘’Bir yönetmenin en büyük hatası, bu kötü senaryoyu çekerek adam ederim demesidir’’ der. Siz de yönetmensiniz. Ailenizi yöneten, işinizi yöneten.. Etrafınızı yöneten. ‘’Şu an’', yöneten. Birlik verip bu senaryoyu değiştirin ki, filminiz de iyi olsun.

Dik durun… Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk'le kalın, cumhuriyetle kalın, hoşçakalın!!" 

kırca3

Sanatçı Levent KIRCA, çok yetenekli bir sanatçı, usta bir komedyendi.

Onun kadar güzel sarhoş taklidi yapan bir başka sanatçı tanımıyorum. Katıldığı bir televizyon programında hayatında ağzına içki koymadığını söylediğinde çok şaşırmış, gözlem yeteneğine hayran olmuştum.

Her program veya oyunda kılıktan kılığa girmesi ünlüydü, kimin kılığına giriyorsa ona neredeyse tıpa tıp benziyordu. O pos bıyıklarını kesmeden ve kimsenin yardımı olmadan o makyajları nasıl yaptığına hâlâ akıl sır erdiremem.

Oyunlarında verdiği mesajlar gerçekti, elbette birilerini çok rahatsız ediyordu.

Müsamahası sınırlı bir toplumda komedyenlik zor iştir.

Yerinin doldurulabileceğini zannetmiyorum.

Nur içinde yatsın.

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 12 Ekim 2015)

aakyol

One thought on “LEVENT KIRCA

  1. Nur içinde yatsın büyük sanatçı.Veda mektubunda dahi ATATÜRK'le kalın demesini hazmede meyen bir medya ATATÜRK'Ü okumadan atlıyor. İstedikleri kadar uğraşsınlar, benim,Sizin gibi düşünen milyonlarca insanları susturamayacaklar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir