BİR BAYRAM SONU YAZISI

Bayramlar, birlik ve beraberliğin olanca coşkuyla kutlandığı, manevî değeri yüksek olan günlerdir.

Müslümanların birbirlerine yardım etmeleri, karşılıklı ziyaretlerde bulunmaları, hastaları arayıp sormaları, gurbette olanlara şefkat ve yakınlık göstermeleri, darda kalmışları kurtarmaları, dargınları barıştırmaları, yerine getirilmesi gereken görevlerdendir.

Biz, bayramları birlik, bütünlük ve kültürel değerlerimize sahip çıktığımız için önemsiyoruz. Millî ve dinî bayramlarımızı, ortak kültür değerlerimiz ve bizi bir millet haline getiren ortak bir değer olarak algılıyor ve bunu tereddütsüz kabul ediyoruz.

(Burada küçük bir parantez açalım; kanaatimce, millî bayramlar giderek önemsizleştilirken, dinî bayramlar millî bayramların önüne geçti. Oysa her ikisi de toplum kültürü açısından çok önemlidir.)

Eskiden bayramlarda herkes öncelikle büyüklerinin ayağına gider, sonra dost ve arkadaşlarını ziyaret ederdi. Şimdi, bayramlar artık “TATİL” e döndü, aracına atlayan kaçacak delik, ağırlanacağı mekân arıyor.

Tabi bana göre, hiç arayıp sorulmamış bir aile büyüğüne bayram ziyaretine gitmek de anlamsızdır ve kısaca abesle iştigaldir.

Tatilin son günü haberlere bakıyorum, yollar tatil yerlerinden dönen araçlarla dolu. Çok yazık. Bence bunlar (uzak kentlerdeki aile büyüklerini ziyaret edenleri hariç tutuyorum) bayramın ruhunu yakalayamayanlar.

Kimileri, facebookta veya internette arkadaş grubuna toplu bir bayram mesajı gönderdi mi, kendini “ bayramı kutlamış” sanıyor.

Şahsen ben cep telefonuma veya internet adresime gelen toplu bayram kutlama mesajlarına bakmıyorum bile. Okumadan siliyorum. Bunlar benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. (Doğal olarak, posta kutuma benim adresime gönderilmiş ama bana hitap edilmemiş e-postalara yanıt vermiyorum.)

Bu vesileyle çok önemsediğim bir konuyu da belirteyim. Ben, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının sadece bayramdan bayrama hatırlanması yerine her zaman önemle üzerinde durulması gereken bir konu olduğuna samimiyetle inanan bir insanım. Bütün sene aranmamış bir insanın, bayramdan bayrama hatırlanması düşüncesi bile bana itici geliyor. Bu, (sanki zorla yapılan bir görevmiş gibi) sadece bayramdan bayrama arama alışkanlığından zerrece hoşlanmıyorum.

Yıllar evvel gazetede bir haber okumuştum. Yanılmıyorsam İngiltere’de, büyük kentlerden birinin banliyösünde yalnız yaşayan yaşlı bir kadın, evinin salonunda oturduğu koltukta öldükten tam beş sene sonra, tesadüfen bulunmuş. Bu kadının bir başka şehirde yaşayan çocukları ve torunları da varmış. Ben bu haberi okuduğumda, sanki başımdan aşağı kaynar sular döküldü, bir süre hiç kıpırdayamadan kaldım, sonra da hüngür hüngür ağladım. Zavallı kadının karşılaştığı ilgisizliğe bakın!

Bu sene yazın, duayen bir gazeteci ani bir kalp krizi sonunda vefat etti. Cenazesine binlerce kişi katıldı. Televizyon kameralarına onun ne kadar iyi bir gazeteci olduğunu ve her bakımdan genç gazetecilere örnek olarak yol gösterdiğini filân anlattılar. Ertesi gün bir gazetede bu merhum gazeteci için küçük bir haber gözüme ilişti, yaşadığı yerdeki bir arkadaşı yaşlı gözlerle anlatmış, “İşsizdi, bir başka geliri yoktu ve kimseye bunu söyleyemiyordu, utanıyordu.”

İyi mi?

Bir de cenazede konuşanlara bakın!

Öneririm: sevgi ve saygıya layık gördüklerinizi sık sık arayın, sırf sesini duymak için bile olsa, arayın !… Ölü mü- sağ mı, iyi mi- kötü mü, bir şeye ihtiyacı var mı- yok mu? Sorun, korkmayın bir yeriniz incinmez! Sevginizi ifadeyi bayrama bırakmayın !.. O zaman bir anlamı olmuyor !..Sevgi ve saygınıza lâyık görmediğiniz insanlar varsa, onları aramanıza zaten gerek yok !.. Ama böyle insanların cenazesine de gitmeyin, öldüğünde arkasından ağlamayın. Yakışmaz!

Bu vesileyle inananların geçmiş bayramlarını bir kere daha kutluyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir