BRONSART NE DİYOR?

Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında, Osmanlı Devleti Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda, Alman  Friedrich Bronsart  von Schellendorff, oturuyordu.

Alman Albay Bronsart, Almanya’da 119. Humbaracı Alay Komutanı iken, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Mirliva (Tuğgeneral) rütbesiyle Osmanlı Ordusu’nda görevlendirilmişti.

Başlangıçta Tümen Komutanı olması plânlanan Bronsart, Erkân- ı Harbiye-i Umumiye Dairesi Erkân-ı Harbiye Reis-i Saniliği (Genelkurmay Birinci Yar Başkanlığı; Genelkurmay Karargâhı Kıdemli Başkanlığı) görevine getirildi.

3 Ocak 1914’te Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa istifa ettirilip, yerine Enver Paşa atandı.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı Seferberlik Plânları, Osmanlı kurmay subayları dışlanarak, Bronsart ve 1 nci Şube Müdürü  Alman Yarbay Kres von Kressenstein tarafından hazırlandı.

Söz konusu hazırlık sırasında Alman Genelkurmay Karargâhı ile yoğun yazışmalar yapılarak koordinasyon sağlandı. Kısacası, Osmanlı Devleti’nin Seferberlik Plânları, Almanya’nın stratejik çıkarlarına hizmet edecek şekilde düzenlendi.

Alman Genelkurmayı ile yapılan yazışmalar Bronsart’ın Alman Başyaveri tarafından diğer evraklardan ayrı olarak arşivlendi ve Osmanlı subaylarının bu evrakı incelemesi önlendi.

3 Ağustos 1914 tarihli irade ile hazırlanan Seferberlik Plânları doğrultusunda, 1 nci Dünya Savaşı seferberliği uygulanmaya başladı. Bu düzenleme ile Bronsart, fiilen Genelkurmay Başkanlığı görevine getirildi.

Savaş başladığında Osmanlı Ordusu’nun mutlak kontrolü Alman Tuğgeneral Bronsart’ın elindeydi.

1 nci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni desteklemesi dost ve müttefik olduğundan değil, İngiltere’nin Osmanlı Devleti hakkındaki projelerinden rahatsız olmasındandır.

Bu sırada Osmanlı Devleti’nin yönetiminde büyük söz sahibi konumuna gelen  Enver Paşa’nın Alman hayranlığı da, Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni kendi ülke çıkarları lehine kullanmasına olanak sağlamıştır.

1 nci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Hükûmeti’nin Ermeni tehcirine karar vermesi, Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı’nın isteğiyle olmuştur.

Tekrar hatırlayalım:Osmanlı Ordusu, Alman General ve subaylarının (Alman Genelkurmay Başkanlığı’nın plân ve düzenlediği şekilde) kontrolündeydi.

1 nci Dünya Savaşı’ndan sonra, Batı basınında Ermeni tehcirini Alman Genelkurmay Başkanlığı’nın önerip yönettiği şeklinde haberler çıkmaya ve sözde Ermeni soykırımında Almanların rolü yazılıp- çizilmeye başladı.

Almanlar bu psikoloji içinde savunmaya geçtiler ve hoş görünmek için Ermeni yanlısı bir politika izlemeye başladılar.

1 nci Dünya Savaşı sırasında önce Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) sonra Sadrazamlık (Başbakanlık) yapan Talat Paşa, 15 Mart 1921’de, Almanya'da  Berlin’de, bir Ermeni komitacı ve suikastçı olan Soghomon Tehlirian tarafından öldürülünce, Almanya’nın Ermenilere hoş görünmek isteyen yanı belirgin bir şekilde ortaya çıktı.

Bu duruma 1 nci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nde görev yapan Alman subaylar bile karşı çıktılar ama, katil kısa bir yargılamadan sonra serbest bırakıldı.

Mahkemede olay saptırılarak, Ermeni sorunu nedeniyle Türklerin suçlandığı bir arenaya dönüştürüldü.

Türk tarafının temsil edilmediği davanın açtığı içtihad sayesinde günümüze kadar uzanan Ermeni suikastları cürümlerini meşrulaştırıcı ve dolayısıyla katillerin salıverildiği siyasi bir ortam kazandı.

Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nın en sıcak saatleri yaşanıyordu, 2 nci İnönü Muharebesi ve sonrası dönemiydi.

Osmanlı Hükümeti zaten meşruluğunu kaybetmişti, Ankara Hükümeti’nin ise başını kaşıyacak zamanı yoktu.

Almanya’ya gereken tepki gösterilemedi.

Yurt dışında temsilci ve temsilciliklerimize yönelik saldırılar karşısında Türkiye, baş başa kaldığı ve giderek tehlikeli boyutlar kazanmaya başlayan bu  Ermeni sorununun anlamını, amacını, mahiyetini hemen teşhis edemedi; uzun yıllar suskun ve mütereddit kaldı.

Friedrich Bronsart  von Schellendorff’a gelince…

 

te_bronsart

 

Bronsart, Aralık 1917’de görevden alınınca yerine yine bir Alman, bu kez Hans von Seeckt Osmanlı Genel Kurmay Başkanı oldu.

Almanya’ya dönen Bronsart, Prusya 5 nci Tümen Komutanlığı yaptı; 1920 yılında da Korgeneral rütbesiyle emekliye ayrıldı.

Bronsart, Talat  Paşa’nın öldürülmesinden sonra, Almanya’nın Ermeni tehciri nedeniyle takındığı Ermeni yanlısı tavrı görünce, 24 Temmuz 1921 günkü Deutshe Allgemeine Zeitung Gazetesi’nin 342 numaralı Sabah sayısı ekinde, kendi döneminde yapılan 1915 Ermeni Tehciri’ni gerekli bulduğunu ve onayladığını açıkladı.

Bronsart’ın açıklamasından bazı başlıklar şöyledir:

“Tehliriyan davasında, konu üzerinde bilgisi ve yetkisi olmayanlar ile hikayeleri sadece duymuş olan tanıkların ifadeleri alınmıştır. Olayı yaşayan görgü tanıkları davaya çağrılmamışlardır. Neden Ermeni olaylarının olduğunda, bu dava için son derece önemli bir rol oynayan, olayların mekanlarında resmi olarak görev yapmış Alman subaylarının ifadeleri alınmıyor?”

“…Ermeni vahşetlerinin kökleri çok eskiye dayanır. Ermeniler ve Kürtler Rusya, İran ve Türkiye sınır bölgesinde yan yana ve içice bir şekilde yasamaya başladıklarından beri bölge halkı üzerinde sürekli bir Ermeni baskısı olmuştur. Kürt göçebe ve hayvan sahibi iken Ermeni çiftçi, zanaatçı veya tüccardır. Kürt okul eğitimi almamıştır, paranın kullanımını tam olarak bilmemektedir ayrıca faizin yasak olduğuna inanmaktadır. Ermeni, tüccar olarak Kürt`un bu deneyimsizliğinden vicdansız bir şekilde yararlanıp avantajlı bir konum elde etmektedir. Kürt aldatıldığını anlayarak Ermeniye karşı güveni sarsılır- ve işte size Ermeni vahşeti! Dini farklılığın bu olaylarda asla bir neden teşkil etmediklerini özellikle vurgulamak gerekir. "

"Ermeniler, büyük savaş sırasında Türkiye'nin doğu sınır bölgelerinde tehlikeli bir ayaklanma başlattıklarında bu eski anlaşmazlık tekrar alevlenmiştir; bahsi geçen ayaklanma için belli bir neden yoktur zira (Batılı)“Güçlerin“ Türkiye`den yapmasını istedikleri reformlar işe yaramaya başlamışlardı. Ermeniler parlamentoda koltuk, seçme hakkı ve hatta bir ara Dışişleri Bakanı pozisyonuna sahiptiler. Devletin bütün diğer halkları gibi, onlar da eşit sosyal ve siyasi haklara sahiptiler. “

“…Silah altına alınabilinecek Müslümanlar zaten Türk ordusunda oldukları için, Ermeniler kendilerini savunamayan toplum arasında korkunç bir katliama girişmekte zorlanmadılar. Çünkü sadece Rusya cephesi ile Doğudaki Türk Ordusunun arkasından ve yanından saldırmakla kalmayıp o bölgelerdeki Müslüman toplulukların da köklerini kurutmuşlardır. Bir görgü tanığı olarak ben, Ermenilerin yaptıkları vahşetin boyutunun Türklerin sonradan suçlandığı sözde Ermeni vahşetinden kat kat beter olduğunu belirtmek istiyorum.”

“Cephe arkasındaki bağlantılarının zarar görmemesi için ilk olarak Doğudaki Türk Ordusu olaya müdahale etmiştir. Ama bütün gücünü cephedeki Rus üstünlüğüne saklaması gerektiğinden ve isyan, imparatorluğun uzak köşelerine de yayıldığından, başkaldırıyı bastırmak için Jandarmaya başvurulmuştur.”

“Her düzenli devlette olduğu gibi Jandarma İçişleri Bakanlığına bağlıydı ve zamanın bakanı Talat olduğundan, gerekli talimatları o vermeliydi. Ordunun cephe arkasındaki hassas bağlantıları büyük tehdit altında olup, Müslüman halk Ermeniler’in vahşetleri karşısında umutsuzluğa kapılmıştı bu yüzden acele hareket edilmeliydi. Bu kritik durumda Bakanlar Kurulu Ermenilerin devlet için bir tehlike arz ettiklerini açıklayıp, onları ilk olarak sınır bölgelerinden uzaklaştırmaya yönelik zor bir karara vardı. Savaştan uzak, nüfus yoğunluğu az ve verimli toprakları olan Kuzey Mezopotamya`ya yerleştirileceklerdi. “

“…Talat, dış basının Ermenilerin sınır dışı edilişini Türklere karşı sözde bir “Hıristiyan-Avı“ propagandası için kullanacaklarını önceden görmüştür ve bundan dolayı her türlü şiddetten uzak durmak istemiştir. Haklıydı! Talat’ın korktuğu başına gelmişti. Propaganda devreye girdi ve gerçekten de yurtdışında bu aptallığa inanılması sağlandı! Düşünülmeli ki bu olaylar Hıristiyan devletleri ile yakın müttefik olan, ordu bünyesinde çok sayıda Hıristiyan subay ve asker barındıran bir ülkede oluyor güya. “

“…Binlerce Müslüman mülteci dışında aynı sayıdaki Ermenileri, iskân bölgesine ulaştırıp, onları beslemek, onlara barınak sağlamak gibi alışılmadık ve zor olan bu görevi yerine getirmek, az sayıdaki eğitimsiz memurların güçlerini aşıyordu. İste burada Talat büyük bir özveri ve her türlü imkanları kullanarak olaya el attı. Onun tarafından valilere ve jandarmaya gönderilen emirler hala mevcut olmalıdır. İçişleri Bakanlığı’nın Savaş Bakanlığı’na yolladığı birçok yazışmada, ki ben görevim gereği bunların varlığından haberdardım, ordudan acil yardim isteniyordu. Askeri durum elverdikçe bu çağrıya kulak verildi. Ordu,  kendisin bile eksikliğini hissettiği gıda, taşıt, barınak, doktor ve tıbbi teçhizatları yardıma sunmuştur. Ne yazık ki bütün çabalara rağmen binlerce Müslüman göçmen ve tehcir edilen Ermeniler yürüyüşün zorluklarına dayanamayıp ölmüşlerdir.”

“Burada böyle durumları önceden tahmin edip, tehcire gidilmemesi kararına varılabilinir miydi sorusu akla geliyor. Türk göçmenlerin Ermeni vahşeti karsısındaki haklı korkuları yüzünden, kendilerinin durdurulmasına izin vermeyecekleri zaten bir gerçekti. Ayrıca Ermenilerin ayaklandıkları bölgelerde devlet tarafından uzaklaştırılmaları gereğini onaylamak lazım! Ayrıca bunun da sonuçlarına katlanmak gerekiyordu!”

“Şimdi, günümüz Almanya’sının durumunu ele alalım. Eğer şu talimatları verebilecek yetkiye sahip bir bakanlık olsaydı ve, “Bütün Polonyalı isyancılar Oberschlesien’den uzaklaştırılıp tutsak kamplarına götürülecekler!” Ya da: “Bütün şiddet yanlısı Komünistler gemi yolu ile Sovyet-Rusya kıyılarına bırakılacaklar!” şeklindeki emirler çıkarsaydı, bütün Almanya`dan mutluluk çığlıkları yükselmez miydi?”

“Belki Tehliriyan davasındaki yargıçlar kendilerine bu soruları iyice sorarlar—İşte o zaman Ermeni isyanındaki sert tedbirlere yeni bir bakış açısından bakabileceklerdir. Talat, askeri kanat tarafından dile getirilen Akdeniz’deki bütün Yunanlıların sınır dışı edilmesini içeren isteğe karşı direnmiştir çünkü orada “sadece casusluk” yapılıyordu. Ermenistan’daki gibi tehlikeli bir ayaklanma akla yatkın olmasına rağmen gerçekleşmedi. Talat bir devlet adamıydı, bir katil değil!”

“…Kürtler, bu ender hatta belki de asla yine tekrarlanmayacak fırsatı değerlendirip nefret ettikleri ve Müslümanlara karşı o kadar vahşet olaylarına girişmiş olan Ermenileri, yürüyüşleri sırasında soyup, gerektiğinde de öldürmüşlerdir. Ermenilerin çile yolculuğu birçok gün ve hafta boyunca Kürt yerleşim bölgelerinden geçiyordu!- Mezopotamyaya başka bir yol yoktu!”

“Ermeni topluluklara, bölük halinde eskort eden Türk Jandarmalarının davranışları hakkındaki duyumlar bir birinden değişiktir. Bazen Ermenileri Kürt çetelere karşı kahramanca savunmuşlardır. Bazen de onları bırakıp kaçtıkları söyleniliyor. Ayrıca ya Kürtler ile işbirliği yapıp yada kendi başlarına Ermenileri öldürüp soydukları bir çok kez iddia ediliyor, yüksek mevkilerdeki emirler doğrultusunda böyle hareket ettiklerine dair bir kanıt gösterilememiştir. Talat bu olaylar için sorumlu tutulamaz; bu gelişmeler kendisinden 2000 km uzaklıkta gerçekleşti.”

“Türk subayların Ermenilerden yararlandıkları da inkar edilemez ama üstler böyle vakalardan haberdar edilince hemen sert cezalara başvurulmuştur. Diyelim Doğu Ordusunun kumandanı Vehip Paşa bu nedenlerden dolayı iki subayı, askeri bir mahkemede yargıladıktan sonra kurşuna dizdirtmiştir. “

“Enver Paşa Ermenilerden yararlanan Halep valisi bir Türk generali anında görevden alarak, uzun bir hapis cezasına çaptırarak cezalandırmıştır. Bu örneklerin Ermeni olaylarının istenilmediğini kanıtlayacağını düşünüyorum. Ama savaş vardı ve gelenekler vahşileşmişti. Fransızların bizim tutsaklara ve yaralılara yaptıkları vahşilikleri anımsatmak isterim.”

(Yazının ilk yayım tarihi: 12 Nisan 2010)

***

YAZIYA EK:

20 Nisan 2014 günü, Sayın Şükrü Server AYA’nın gönderdiği Bronsart ile ilgili TAMAMLAYICI BİLGİ:

"Enver Paşa'nın Genel Kurmayı ve vekili Bronsart von Schellendorf’un imzalı  Harbiye Bakanlığı bildirisini ekliyorum. 

bronsart

Büyük görmek için tıklayın

Osmanlı Ordusu'nda görev yapan General Bronsart ile General Liman von Sanders'in arası iyi değildi. Talatpaşa Mahkemesi'nde, Papaz Lepsius ile General Sanders, eksper şahit olarak ifade verdiler. Lepsius, eksper olarak olmayacak yalanlar söyledi, Sanders de işine geleni söyledi. Bronsart'a mahkemeyi haber vermişlerdi ama şahit olarak çağrılmadı. General Bronsart (Talat Paşa cinayeti ile ilgili duruşmadan) bir ay sonra bir gazete makalesinde, Sanders'in ifadesinin aksine gerçekleri anlattı, Talat ve Enver paşalar için güzel ifadeler kullandı ama artık çok geçti.

Gazetede çıkan Almanca yazının İngilizce tercümesi

 http://armenians-1915.blogspot.com/2008/04/2429-new-e-book-genocide-of-truth-based.html  linkinde sa. 657 de görülebilir.

Bir de önemli belge 3’cü ordu Kumandanı  Mahmut Kamil Paşa’nın 31.7.1915 tarihli emri, çıkan arşiv kitaplarında var. Tek satırda diyor ki 'Ermenilere karşı kaba lisan kullanmayın ve mallarını koruyun'.  Ölüme yollanıyor olsalardı böyle bir emrin saçmalığı anlaşılırdı."

********************

BAĞLANTILAR:

Bronsart'ın Zeitung Gazetesi'nde yayımlanan yazısının tamamını okumak için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=DergiIcerik&IcerikNo=270

Hürriyet, 30 Mart 2005 (TIKLAYIN)

Soghomon Tehlirian'ın duruşmasının İngilizce tutanaklarına aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak  ulaşabilirsiniz.

http://www.cilicia.com/armo_tehlirian.html

 

One thought on “BRONSART NE DİYOR?

  1. Pingback: ALMANLAR- ERMENİ TEHCİRİ | Ahmet Akyol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir