Dijital Pezo

İnternette paylaşılan ve posta kutuma düşen bir iletiyi, gözden kaçırmış olabilenler için, aynen yayımlıyorum.

***

Muvazzaf ve emekli askerler ile TÜBİTAK görevlilerinin yargılandığı ‘Askeri Casusluk ve Şantaj’ davasının sanıklarından olan Üsteğmen Deniz Mehmet Irak, bir mektup yazarak davanın çelişkilerini kaleme aldı. Bir tiyatro gibi olayları canlandıran Üsteğmen Irak’ın mektubu şöyle:

“Astsubay arkadaşlardan biri geldi odama.

Dedim “Hayırdır?”

“Savcı geldi” dedi.

“Niye?” dedim…

Dedi ki, “Fuhuşa aracılık etmişsiniz.”

Bildiğin “pezevenk” dedi yani…

“Hadi oradan, evli barklı adamım ben, ne diyorsun?” dedim.

“Ben değil, savcı diyor” dedi.

Ardına Savcı Bey geldi. Arama yapacakmış. Belli Cumhuriyetin Savcısı. “Ben demiyorum, özel yetkili savcı diyor, ben sadece arama yapmaya geldim” dedi.

“Özel yetkili” dediğinde anladım. Özel muamele sırası bana gelmişti yani. “Şimdi oldu, anladım” dedim.

Sonra bir iki güne kalmadan tutuklandık. Mahkeme filân…

Bu arada, bir de terfi ettim(!). Önce sadece pezoydum, sonra hem şantajcı hem de casus oldum. Üçü bir arada yani…

Neyse, çıktık mahkemeye. Özel yetkiliye…

Dedim, “Ben pezoymuşum… İyi de kadınlar nerede? Kadınsız pezo olunmaz.”

Dediler “Kadınlar yok. Yani var da, yok.”

“O ne demek?” dedim.

 “Kadınlar CD’lerin içinde, burada isimleri yazıyor”dediler.

“Getirin o zaman soralım neymiş bu olay?” dedim.

“Neyi getirelim, dijital işte” dediler. Bildiğin dijital kadın!

Haliyle kadınlar dijital olunca, ben de dijital pezo oldum.

“SİZ BU ABLAYI SATIYOR MUŞSUNUZ”

Sonra bir müşteki abla buldular.

“Siz bu ablayı satıyor muşsunuz, yani aslında satmıyor muşsunuz da burada öyle yazıyor” dediler.

“İyi de, yazı bana mı ait?” dedim.

“Yok, sana ait değil” dediler.

“Dediler” dediğime bakmayın. Kapı gibi rapor var. Hem de dijital değil. Bildiğin kâğıt.

Derken sattığımızı iddia ettikleri abla mahkemeye “Bekâret Raporu” sundu. O konuştu, ben ağladım. İçim kan ağladı. “Kör olsam, sağır olsam; görmesem, duymasam bunları” dedim.

Ablam elli iki yaşında, özelini herkesle paylaşmak zorunda kaldı. Mahpusta o zamana kadar yattığım on beş ayda ilk defa boynumu büktüm ben de. Önünde eğilmek için. O konuştu, ben eğildim.

Özünde dijital olmayan tek kadın da bakire çıktı. Ama biz çıkamadık. Hâlâ Hasdal’da mesaiye devam.

Sonra bir de şantaj mevzunu çıkardılar. TSK’nın üst düzey komutanlarına şantaj yaparak, TSK’nın komuta kademesini şekillendiriyorsunuz” dediler. “Onlar da sizden müşteki oldular” dediler.

“İyi, gelsinler bakalım” dedim.

Adamlar bir bir geldi: Biri astsubay, öteki devlet memuru, beriki onun kız arkadaşı. Bir iki tane de emekli Albay… “TSK’nın üst düzey kademesiydi, eminsiniz değil mi?” dedim.

Cevap?

“…”

Cevap yok.

“ŞİKAYETÇİYİ GÖRSEN SANIK SANIRSIN”

Ardından gelenlere sorduk. “Size şantaj yapıldı mı?” diye…

Bir Allah’ın kulu da yapıldı desin be kardeşim. Hepsi “Yok” dediler.

Hatta baktık ki, bir kısmı bizi savunmaya başladı. Görsen sanık sanırsın. Sözde şikâyetçiler sanki sanıklarmış gibi bizi savundular. Orada durdum, içimden teşekkür ettim ama savunma bizim işimizdi…

Sonuç? “Bu aşamada sanıkların dijital pezo ve dijital şantajcı olduklarının anlaşıldığına…”

BİR DE CASUS OLDUK

“Sonuç” dedim diye bitti sanmayın. Bir de casus olduk. “Casussun” dediler. “Devletin “Çok Gizli” belgelerini çalmışsın” dediler.

“Neymiş onlar? Getirin bakayım.” dedim. Getirdiler…

McAfee anti virüs programı,

İlk yardım ders notları,

Anadolu Türk Denizciliği’ni anlatan ders notları,

Liderlik ve sağlık ders kitabı,

Gemilerde kullanılan halatlarla ilgili bilgiler, hani şu şehir hatları vapurlarında da kullanılan halatlar,

Aden Körfezine ait Google Earth fotoğrafları,

Deniz Harp Hukuku notları, bildiğiniz hukuk yani,

Sivil denizcilerin de kullandığı denizcilik terminolojisi,

Atatürkçülük ders notları filan.

“Hadi canım” demeyin. Açın ek klasörlere bakın.

“Peki, bunları satmış mıyız?” dedim. “Yok, satmamışsınız ama…” dediler…

Ama? Dijitaller işte…

Dijital casus yani…

Bu arada bu dijitalleri içeren raporu da Genelkurmay verdi ha!!!

Nihayetinde tüm sanıkların dijital pezevenk, dijital şantajcı ve dijital casus olduklarının anlaşıldığına karar verilecekti ki…

Yargıtay imdadımıza yetişti.

Şu müthiş daire… 9’uncu…

Meğer ne pezo, ne casus ne de şantajcıymışız. Yüce Yargıtay sağ olsun!

Devlet tarafından “pezevenk olmadığı onanan” ilk subaylar olmanın mutluluğu içindeyiz. Yalnız ufak bir sorun var, askeri belge bulundurmak ve örgüt üyesi olmak suçlarından ordudan atılıyoruz…

Atılalım…

Mustafa Kemal’in askeriyiz biz…

Üniformamı aldınız da, gönlümüzdeki vatan ve millet sevgisini nasıl alacaksınız!

Şu andan itibaren bizim için hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Cepheler değişir, mücadele alanları değişir, ülküsü değişmez!

Üniforma bizim gönlümüzdedir.

Ey başbakan, ey Genelkurmay, ey adalet…

Üzerimize atılan adi iftiralara kayıtsız kaldınız ya…

Hakkım omuzlarınızda, ardımdan dökülen her damla gözyaşı üzerinizdedir.

Ey Türkiye’nin sivil ordusu… Mustafa Kemal’in askerleri…

Yeni tayin yerim yanınızdır…

Hoş bulduk…

Yaşasın tam bağımsız Türkiye!!!

Üsteğmen Deniz Mehmet Irak”

****************

“Hoş geldin Kardeşim Deniz, Hoş geldin!”

Yanaklarından öpüyorum!..

****************

Yazıyı internette araştırdığımda, aşağıdaki bağlantıda yayımda olduğunu gördüm. Arzu edenler  bağlantıyı tıklayıp yazının aslını ve yazıya gelen yorumları okuyabilirler.

http://www.odatv.com/n.php?n=bir-dava-ancak-bu-kadar-guzel-anlatilabilirdi-1212131200

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir