DİKRAN KEVORKYAN’A KULAK VERİN !..

İzmir’de, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nün organizasyonunda, 26 Mayıs 1983 günü, “Türk tarihinde Ermeniler Sempozyumu” düzenlenmişti.Sempozyumda, Türkiye Ermenileri Patrikhanesi Danışma Kurulu Üyesi Sayın Dikran Kevorkyan da, “Uluslar arası Terör Karşısında Türk Ermenilerinin Düşünceleri” başlıklı bir bildiri sunmuştu.  Bildiriyi hatırlayalım, gerçekleri bilmeyenlere ve görmeyenlere hatırlatalım:

ULUSLARARASI TERÖR KARŞISINDA TÜRK ERMENİLERİNİN DÜŞÜNCELERİ

dikran kevorkyan

Dikran KEVORKYAN

1 Kasım 1981 günü, aynı maksatla yapılan ayindeki şehitlerimizin sayısı ise on dokuzdu.

O tarihten bu tarihe şehitlerimizin sayısındaki artış acılarımıza acı katmaktadır.

Bir takım maceraperest, Ermeni etiketi ve meçhul bir gayeyle, şiddete başvurmuş ve tarihteki olaylarla ilişkisi olmayan masumları katletmiştir.

Bu cinayetlerin hiçbir dinî ve insanî yönü yoktur.Ermenilerin dininde sevgi ve kardeşlik esastır. İncil-i Şerif’te en büyük emrin ‘İnsanların birbirini sevmesi’ yönünde verilmiş olduğu görülür.Katletmekle dinî, içtimaî ve insanî kuralların dışına düşen katillerin, dini ve Allah’ı olamaz.

Bu cinayetlerin hukuk ve siyasî mesnedi de yoktur.Ermeniler asırlardan beri Anadolu topraklarında yaşamalarına rağmen Asurî, Part, Bizans, İran ve Arap mücadeleleri içinde en çok zarar gören toplumlardan biri olmuşlardır.

Bölgeye hâkim devletlere  tâbi olarak yaşayan Ermeniler, bağımsızlıkları için mücadele vermelerine rağmen, bölgenin siyasî ve stratejik önemi ve özelliği ve kuvvetli devletlerin devamlı geçit ve mücadele sahası olması nedeniyle birleşmek, bir bölgede toplu olarak yerleşmek, devamlı ve bağımsız bir devlet ve millet olma imkânını bulamamışlardır.

Ermenilerin III. asrın sonlarında Hristiyanlığı kabullenmeleri tarihin akışı içinde diğer toplumlar tarafından asimile edilmelerini önleyen en önemli faktörlerden biri olmuştur.Geleneklerine bağlılıkları, paganizm döneminden kalan örf ve âdetlerinin zarif bir şekilde yeni dinleriyle bağdaşmasını sağlamıştır. Hayat görüşlerindeki bu zarafet, çalışkan, dürüst, sanatkâr ve kanaatkâr Ermenileri, bağımsız bir devlet olarak değilse bile din ve eğitim haklarına saygılı, bağımsız ve kuvvetli bir devletin içinde ve o devletin öz halkı gibi aynı haklara ve imkânlara sahip olarak barış ve güven içinde önce Selçuklularla, bilahare Osmanlılarla samimiyete ve sevgiye dayanan ilişkiler içinde yaşatmıştır.

Ermenilerin Osmanlılarla ilk münasebetleri Batı bölgesinde başlamıştır.Osman Gazi, 1324 yılında Bursa’yı devlet merkezi yaptıktan sonra Kütahya’da bulunan Ermeni Ruhanî Reisliği Bursa’ya nakledilmiştir. İstanbul’un fethinden sonra da Fatih Sultan Mehmet, Bursa Piskoposunu İstanbul’a getirterek Rum Patrikliğinin yanında bir de Ermeni Patrikliği kurmuştur. Ermenilerin dinî ve toplumsal işlerini idare etmek üzere kurulan bu Patriklik, zamanla Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama hesaplarına girişen yabancıların siyasî emelleri uğruna,esas kuruluş nedeniyle bağdaşmayan millî ve siyasî bir makam olarak görülmek istenmiştir.

XIX.asrın başlarında önemini gittikçe arttıran Hind- Avrupa yollarını ellerinde bulundurmak isteyen, bölgenin petrol ve maden kaynaklarına göz koyan, Akdeniz’in sıcak sularına inme politikasına saplanan yabancı devletler Osmanlı İmparatorluğu’nun doğusunda işe Ermenilere el atarak başlamışlardır.

Başlangıçta, böl ve yönet ilkesiyle, asırlar boyu dinini, mezhebini muhafaza etmiş Ermenileri, kurdukları misyonlarla mezhep kavgalarının içine itmişler, peşpeşe açtıkları konsolosluklarla da, eşkıyadan mutazarrır Ermeni ve Türklerden, sadece Ermeninin koruyucusu kesilmişlerdir. Bilahare Ermeniye bağımsızlık vaat etmişler, kiliseyi ve bu amaçla kurulan partileri çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır.

Sistematik bir şekilde çalışan yabancı devletler, asırlara dayanan Türk- Ermeni kardeşliğinin böğrüne hançeri saplamışlar ve işleri bittiğinde de Ermenileri silkelemekten çekinmemişlerdir.

Bugün istismar edilen ve uğruna masum insanların kanı dökülen 1915 olaylarının kökeninde bir kısım Ermenilerin hayalperest, romantik, kısır ve gayr-i siyasi görüşlerinin, yarım asır boyunca emperyalistlere alet olup toplumların başını belaya sokması yatmaktadır.

Hovhannes Kaçarnuni “Taşnakların Artık Yapacağı Bir Şey Yoktur” kitabında, “Tarihî olayların kendine özgü bir mantığı vardır. 1914 sonlarında Ermeni gönüllü grupları kuruldu ve Türklere karşı dövüştüler. Bunun aksi olamazdı. Zira çeyrek asırdan bu yana Ermeni toplumu belli ve kaçınılmaz bir psikoloji ile beslenmişti. Bu halet-i ruhiyenin tezahürü gerekliydi ve gereken oldu” demektedir.

Sevres müzakerelerine iştirak eden Ermeni heyeti 1915 olaylarının bir savaş olduğunu, kendilerinin harp içinde muharip olduklarını ispat etmişler, ama muharip bir topluma tatbiki normal tedbirler dolayısıyla Türk hükümetini suçlamak görüşünden de vazgeçmemişlerdir.

Türkiye dışında asimile edilmeye başlayan genç Ermeni neslini aktive etmek ve yabancı ülkelere Türkiye’nin içişlerine müdahale imkânı sağlamak amacıyla Türk düşmanlığını körükleyen ve muhtelif Ermeni kuruluşları olduklarını beyanla ortaya çıkan teröristler, arkalarındaki güçlere dayanarak tarihi tekrar ettirmek istemektedirler.

Ancak tarih tekerrür etmeyecektir. Türk Ermenisi yabancının propagandasına, menfaatine, siyasetine alet olmamaya kararlıdır.

İşgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya silâh kaçıran Karakol Cemiyeti’nin en faal kurucuları ve elemanları içinde Ermenilerin çalıştıkları belgelerle sabittir. Türk Ermenisi o Ermenilerin ahfadından olup mazisiyle, kültürüyle, yaşamıyla bu memleketin öz be öz evlâtlarıdır.Bu düşüncenin Sayın Cumhurbaşkanımız Kenan Evren tarafından 1982 Amasya Nutku’nda taltif edilmesi Türk Ermenilerini mutlu etmiştir.

Türk Ermenisi mensup olduğu devletin temsilcilerine karşı işlenen cinayetlerin siyasi mesnedi olmadığının bilincindedir. Zira, Türk Ermeni anlaşmazlığının, Ermenistan’ınTürkiye’den toprak taleplerini Gümrü (Aralık 1929), Moskova ( Mart 1921)ve Kars (Ekim 1921) Antlaşmalarında terk etmesi ile çözüme kavuştuğunu bilmektedir.

Türk Ermenisi basınıyla, Patriğiyle, Danışma Kuruluyla, Vakıf Yönetim Kurullarıyla veya ferden muhtelif tarihlerde uluslar arası terörizmin bir kolu olarak gördüğü Ermeni terörüne cevap verirken:

Yurt dışındaki Türk temsilci kuruluşlarına yönelik tecavüzleri haksız ve insanlık dışı davranışlar olarak nitelemiş, kınamış ve lânetlemiştir.

Türk Ermenisinin Türk düşmanlarınca istismar edilecek hiçbir sorunu olmadığını tüm dünyaya ilân etmiştir.

1 Kasım 1981 günkü özel ayinde Patrik, “Bu kutsal mihraptan Türklüğe, Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine yönelik ve maalesef Ermeni siminin de karıştığı milletlerarası terörizmden kaynaklanan cinayetlerin büyük bir haksızlık olduğunu” belirtiyor ve failleri takbih (çirkin buma/ kınama) ediyordu.

10 Ağustos 1982 günü, Türk Ermenisi Artin Penik, Esenboğa katliamından sonra Ermeni terörüne duyulan infial ve üzüntüyü kendini yakarak en anlamlı bir şekilde dile getiriyordu.

Türkiye Ermenileri Patriği Sn. Şhnork Kalusiyan basına verdiği beyanatlarından birinde Türk Ermenilerinin hissiyatına tercüman olarak “Biz kendimizi Türkiye Cumhuriyetinin ayrılmaz parçası sayarız.Memleketimiz dışında herhangi bir teşekkülün veya şahsın yurdumuz aleyhindeki hareketini tasvip etmez, cephe alırız.Türk Ermenileri olarak herhangi bir davamız ve şikayetimiz yoktur. Tek idealimiz ancak Türkiye’nin kalkınması yolunda durmadan çalışmaktır. Asırlar boyu dini ve kültürel gelişmemizi sağlayan Türk Milletinin bekası için dua ederim” diyordu.

Patriğin bu sözlerindeki gerçeğin tüm Ermeniler, kilise mensubini ve dostlarımız tarafından içine ideoloji, peşin hükümler, iftiralar katılmamış objektif kriterlere dayalı tahlillerle değerlendirilmesi gerekir.Dost ve müttefik bildiğimiz ülkelerin bu fikirler göz önünde bulundurulduğunda Ermeni propaganda ve terörüne müsamahasını da anlamak mümkün değildir. Teröristler ve kendi çıkarları için onları destekleyen Ermenileri alet olarak kullanmak isteyen ülkeler, bu menfur maksatlarına erişmek için Türk Ermeni ilişkilerini ve Türk Ermenilerinin yaşantılarını çarpıtarak tek yönlü bir propaganda malzemesi yapmaktadırlar. Artık dostlarımızın bu durumu idrak etmesini bekliyoruz.

Tarih, bir toplumun nifak yoluyla nasıl zayıflatılıp parçalandığının sayısız örnekleriyle doludur. Nifak sokan mihrakların kendi çıkarları pahasına ektikleri düşmanlık tohumları sadece ıstırap üretir. Türk Milleti ve Türk Ermenileri çok yakın bir geçmişe kadar çeşitli tecrübelerle artık oynanan oyunların iyice bilincine varmıştır. Kimse bütünlüğümüzü bozmaya heveslenmesin. Ermeni ve Türk vatandaşlar arasında bir daha kin ve nefret tohumları ekmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

(KAYNAK: “Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu” Tebliğler ve Panel Konuşmaları, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü Yayını, İzmir, 1983)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir