DOĞAYA SAYGI, DOĞAYI KORUMAKLA OLUR

Benim ziraatçılıkla ilgim yok. Sadece gözlemlerim ve yaşadıklarım var.

Anladığım kadarıyla, ağaçların ölmüş/ kurumuş dallarının ve ağacın normal gelişimini önleyen dallarının usulüne uygun şekilde alınmasına “Budama” deniyor.

Yani eline elektrikli bir testere alanın, ağaçta beğenmediği yerleri kesmesi ve ağacı ağaçtan başka her şeye benzetmesi budama değil!..

Herhalde farkındasınız!..

Her budama mevsiminde, (meyve ağaçlarının budanmasından söz etmiyorum) ana cadde kenarlarında, parklarda ya da meydanlarda bulunan ağaçların görünümü son derce çirkin hale getiriliyor.

Oldum olası bu şekilde ağaç budama işinden rahatsızlık duyuyorum.

Ağaç budama, ağaçları çirkinleştirmek mi demek ?

Orman Y. Mühendisi Necdet Güler’in açıklaması bu anlamda önemli…

Umarım aşağıdaki açıklama, mevsiminde ağaçları budama emrini kim veriyorsa, onun dikkatini çeker!..

“Belediyeler bilgisizce ağaçları mahvediyorlar !.. Ağaçlar yapraktan beslenir. Beslenirken fotosentez yaparlar ve havadaki karbondioksidi kullanıp dışarı oksijen verirler. Tek faydaları bu değildir. Yapraklarından buhar halinde çıkan su buharı (transpirasyon) ve oluşturdukları gölge ile serinlik sağlarlar. Taşıdıkları yapraklar biz insanlar ve diğer canlılar için tehlikeli madde konumundaki tozları tutar, zehirli gazları bünyelerine alırlar.

Bu nedenle yapılan her budama işlemi, yaprak yoğunluğunu azalttığı için ağacın faydasını ve gelişimini geriletir. Kentlerde ağaçlar sadece mecbur kalındığında (geçişleri engelleyen alt dalların, binalara ulaşan dalların budanması, kökü tahrip olan ağaçlarda budama ve hasta dalların alınması) ve mümkün olan en düşük düzeyde budanmalıdır. Bilimsel anlamda en iyi yapılmış budama, farkına varılmayandır. Durum bu iken kentlerimiz caddelerinde 'taçları' tamamen alınmış, adeta dikine duran 'soba borusu' konumunda ağaçlar bile görüyorsunuz. Bu budamalar üstelik periyodik olarak tekrarlanıyor. Yapraktan beslenmesine bağlı olarak, budama ağacın gelişimini engelleyen bir işlem olduğundan, bir ağacın tacını son derece azaltma onu tamamen ortadan kaldırmaya yaklaşık bir durum yaratmaktadır. Çünkü bu şekilde budanan ağaçlar normal gelişimlerini hiç yapamamakta ve bir kısmı kurumaktadır. Ağaçların kesilip ortadan kaldırılmasına haklı olarak büyük reaksiyon gösteren halkımız bunun farkında değildir. Tacının büyük kısmını kaybeden bir ağaç adeta 'can havliyle' yoğun sürgün vererek gerekli yaprak yoğunluğuna erişmeye çalışmakta, bu durumda budama işlemini yapanlar ve yaptıranlar ağacın kuvvetlendiğini zannetmektedir. Kentlerimizde yaşayanlar ağaçların faydalı işlevini adeta sıfırlayan bu tür budama işlemlerini kesinlikle irdelemelidir. (Hürriyet, 11.1.2014)

Tekrarlayalım: Orman Y. Mühendisi Necdet Güler’in yukarıdaki açıklaması, mevsiminde ağaçları budama emrini kim veriyorsa, umarım onun dikkatini çeker!..

Bir de hastalıklı ağaçların bakımı konusu var.

Yol kenarlarında, park ve meydanlarda bulunan ağaçlardaki açık yaraların kapatılması, oluşan kovuk ve çürüklerin onarılması gerekmiyor mu ?

Örneğin ben Yalova’da, hastalıklı ağaç dallarının kesilip, antiseptik maddeler ile sterilize edildiğini hiç görmedim. Eğer benim gözümden kaçmış bir yer varsa, bildirirseniz görmek ve bunu duyurmak isterim.

Sözünü ettiğimiz yerlerdeki bazı ağaçlarda kovuklar görülüyor. Kovuklar, ağaçlardaki çürüklerin ve yaraların önemsenmemesi sonucu oluşurlar ve giderek gelişerek oyukları oluştururlar. Kısacası oyuklar, ağaçlardaki hatalı bakım ve budamalardan kaynaklanır.

Kovuk ve oyuklara nasıl müdahale edileceği ise uzmanların işi..

YALOVA SAHİPSİZ DEĞİL

Dünyamızda, son yıllarda giderek şiddetini arttıran bir çevre yıkımı yaşanıyor. Politik ve ekonomik hırs, rant ve kâr uğruna tüm canlıların sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı ellerinden alınıyor ve dünyanın dört bir tarafındaki insanlar suyuna, toprağına, havasına sahip çıkma, kendileri ve çocuklarının geleceği için yaşam alanlarını savunma durumunda bırakılıyor. Doğamızı, çevremizi ve sağlığımızı hiçe sayan bu politikalar, tüm dünyayı etkilediği gibi, Yalova’yı da etkiliyor.Yalova ve içinde yer aldığı havza, iklim özelliği, bitkisel çeşitliliği ve tarımsal üretim potansiyeli açısından zengin bir bölge olmasına rağmen, çok ciddi riskler altındadır.

Yalova halkı bir bütün halinde, doğa talanına karşı bilinç ve dayanışma oluşturmalı, ‘bizim için ne yaptınız?’ diye soran çocuklara utançla değil, gururla bakabileceği bir Yalova bırakmalıdır.

Yalova Plâtformu’nun da her fırsatta tekrarladığı gibi, “Doğayı ve depremi hiçe sayan sanayi sorgulanmalıdır; Ormanlarımız ve su kaynaklarımız en kıymetli hazinemizdir… Yalovalı, çevre için mücadele, anayasa hakkın ve evrensel görevindir, korkma!..”

GÜNÜN SÖZÜ:

“Doğa insan olmadan da yaşar; ama insan doğa yok olduktan sonra yaşayamaz.”

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir