GÂVUR MÜMİN

mümin aksoyMUSTAFA MÜMİN AKSOY (x)

Türk tarihinin altın sayfaları arasında nice isimsiz kahraman vardır.

Bunlar doğmuş, yaşamış, tarihi misyonlarını yerine  getirmiş ve sessiz sedasız bu dünyadan ayrılmışlardır.

Böyle isimsiz bir kahramanı, çok az kişinin tanıyıp bildiği ve tarih sayfalarında “Gâvur Mümin” olarak geçen Mustafa Mümin AKSOY’ u hatırlamanın zamanıdır. Derleyebildiğimiz son derece kısıtlı bilgileri kısaca aktaralım.

Mümin Bey, İzmir Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa’ nın kız kardeşinin oğlu, yani yeğeniydi.

1892 yılında Osmanzade İbrahim Bey’ in oğlu olarak İzmir’ de dünyaya geldi.

1911 yılında Beylerbeyi Yedek Subay Okulu’ ndan Teğmen olarak mezun olduktan sonra Balkan Savaşı’ na katıldı, Çatalca ve Edirne’ de görev aldı.

Birinci Dünya Savaşı’ nda önce Süveyş Kanalı harekâtında, daha sonra Çanakkale ve Doğu Cepheleri’ nde çarpıştı; başarılarından dolayı iki kez madalya ile ödüllendirildi.

İzmir’ in işgalinden kısa bir süre önce İzmir Jandarma Alay komutanlığının emrine verildi. Bu görevini Mart 1920 tarihine kadar sürdürdü.

İzmir’ in işgal edildiği günlerde İzmir’ de bulunan Mümin Bey, işgali takip eden günlerde işgal süresince İzmir’ de güçlü bir yeraltı teşkilâtlanmasına sahip olan asker ve sivillerden oluşan Türk istihbaratının önemli bir üyesi olarak görev aldı.

Bu teşkilâtın görev alanı sadece İzmir’ le sınırlı olmayıp tüm Yunan işgal bölgesini içine almaktaydı.

Mümin Bey’ in bildiğimiz kadarıyla bu dönemdeki en yakın çalışma arkadaşları ise İzmir Gümrük Müdürlüğü’ nde çalışan Fadık DOKUZEYLÜL, İzmir’ de Şark gazetesini çıkaran Halil Zeki OSMA ve işgal süresince İzmir Müftülüğü görevini sürdüren Rahmetullah Efendi’ydi.

Mümin Bey’in İzmir’de rahat bir şekilde hareket etmesinin ve haber toplamasının bir diğer nedeni de bu dönemde Yunan İşgal Kuvvetlerinin güvenini kazanan dayısı Hacı Hasan Paşa’nın yardımlarıydı. İzmir Belediye Başkanı olan dayısının yardımıyla İzmir’de kalarak, Yunanlıların hizmetine girmiş gibi göründü.

Yeni görevi gereğince Yüksek Komiser Steryadis ve İşgal Kuvvetleri Kumandanı Zafirios’un güvenini kazandı. Kazandığı bu güven sonrasında kendisine verilen bir belge ile istediği her yere gidebiliyor, cephenin ileri hatlarına geçip Türk Kuvvetleri hakkında elde ettiği bilgileri Yunan karargâhına ulaştırıyordu.

İzmir sokaklarında yeni görevi gereğince sürekli olarak şapkayla dolaşıyor, bu yüzden onu tanıyanlarca da “Hain”, “Gâvur Mümin’’ , ‘’Kirye Mümin’’ olarak çağrılıyordu. Artık İzmirli Türklerin “Kirye Mümin”iydi. Yalnız yakaladıkları zaman dövüyor, yüzüne tükürüp, hakaret ediyorlardı. Mümin Bey, bütün bu olanlara katlanıyor, her acıya sabırla göğüs geriyordu.

Çünkü tüm bunlar yeni görevi gereğiydi. Mümin Bey aslında Yunan Karargâhından elde ettiği bilgileri Ankara’ya ulaştırıyordu.

Gazeteci yazar Naci Sadullah DAĞNIŞ’ a atfen çeşitli kaynaklarda yer alan ve Mümin Bey’in küçük bir deftere not ettiğini ileri sürdüğü anılarında bu durumu şöyle açıkladığı dile getiriliyor:

“İşgal kuvvetleri subayları ile sıkı ilişkilerim göze batınca bana ‘Gâvur Mümin’ dediler. Gâvur. Yani ‘Kâfir’! Yani ‘Hain’ Mümin! O zamanlar benim için böyle bir karara varanlara kin ve öfke duymuş değilim. Onları haklı buluyorum. Öyle ya! Herkesin ölüm kalım kavgası yaptığı bir sırada ordu saflarında çarpışacağıma, başımda gâvur şapkası ile dolaşıyordum. Düşmanla sarmaş dolaş yaşayan bir haine, namussuz bir kavga kaçağına ben de olsam, kin dolu gözlerle bakardım. Kurtuluşu için ölesiye, öldüresiye dövüştüğüm İzmir’de yüzüme bile tükürenler oldu. İtiraf edeyim ki o tükürükler, çarpıştığım cephelerde yediğim kurşunlardan daha ziyade acı ve ıstırap verdi bana… Ama ne yapayım ki, o sıralarda içinde bulunduğum durum ve şartlar gerçekteki durumu açıklamama engeldi. Ölmekten değil de, bir tek şeyden korkuyordum: Gerçeği anlatamadan ölmek ve tarihe bir vatan haini olarak geçmek.”

Attila İLHAN’ın Gâvur Mümin ile ilgili tespitlerini hatırlamakta da yarar var:

“…Ben o zamanlar İzmir’de gazetecilik yapıyor, Demokrat İzmir Gazetesini yönetiyordum. Bir yazarımız vardı. Adı Dağnış. Asıl ismi bu değildi ama bütün İzmir onu Dağnış adıyla tanırdı. Asıl adı Naci Sadullah Beydir ve Türk Basının çok önemli yazarlarından biridir. Aslen İzmirliydi. Gazetede fıkralarının dışında dedi ki ‘bir tefrika var, onu koyar mısın?’ Tefrika nedir? dedim.

‘İstirdattan önce, Yunan işgali sırasındaki bir Türk zabitinin hikâyesi’ dedi.

Nasıl bir hikâye bu deyip okuduğumda dehşete düştüm. Olayın ismi ‘Gâvur Mümin’di. Gâvur Mümin kim?

Bildiğiniz gibi 15 Mayıs’ta limana çıkan Yunan güçleri önce o zaman Konak İskelesi civarında olan Sarıkışla’ya girmişler. Oradaki bütün zabitleri çıkarıp dipçikle, tekmeyle Kordon boyunca ‘Yaşa Venizelos’ diye bağırtmaya çalışmışlardır. Hatta bağırmamakta direnen Miralay Süleyman Fethi Bey öldürülmüştü. İşte onların arasında da bir genç zabit var. Adı Mümin. Mümin bir müddet sonra kapatıldığı yerden kaçmayı başarıyor. Ve onun Ankara’ya iltihakını bekliyorsunuz.

Hayır, Ankara’ya iltihak etmiyor.

Kime iltihak ediyor? Yunanlılara iltihak ediyor.

Yunanlılara iltihak edip ne yapıyor?

 İlk önce bir kere fesi çıkarıp şapkayı giyiyor. Arkasından çok iyi Rumca bildiği için Rum çevreleri ile düşüp kalkmaya başlıyor. Ona çok itibar ediyorlar. Sosyeteye katılıyor. Rumlarla o kadar yakınlaşıyor ki, neticede o zamanki Yunanistan’ın İyonya Valisi (yani bu tarafların valisi) İstriyadis onu yanına alıp bir görev öneriyor.

Önerdiği görev, bir Türk için dehşet verici bir görev.

Yunan istihbaratında çalışmasını istiyor. Gavur Mümin bunu gözünü kırpmadan kabul ediyor. Kabul ettiği bu esas üzerine, Yunan istihbaratının kimliği verilmiş hatta numarası konmuştur. Ve o da bu sayede bütün Ege bölgesinde dolaşıp Efelerin köylülerin örgütlemeye çalıştıkları hareketleri Yunan istihbaratına bildirmiştir.

Bu da kaderin bir görüntüsüdür demeyin. Çünkü Yunan istihbaratı Gâvur Mümin Bey’i sokağın ortasında tutukluyor.

Gâvur Mümin Bey’in tutuklanma sebebi, Ankara hesabına çalışmasıdır.

Meğerse Gâvur Mümin Bey kendisini onların adamı, iyi Rumca bilen, Yunan işgalinden yana bir Türk gibi tanıtarak bir Türk Zabitinin yapacağını yapmış, etraftaki dolaşmaları sırasında elde ettiği bütün bilgileri Ankara’ya İstihbarat teşkilatına bildirmiş.

Tabii bunun üzerine derhal Yunan Divanı Harbine verilip ömür boyu hapse mahkûm edilmiş ve adalardan birine sürülmüştür.

O zaman bir soru. Peki, Yunanlılar bunu nasıl öğrenmişlerdir?

O zaman utanç verici bir cevap.

Çünkü Türk Mim teşkilatı içinde çalışan bir Giritli Türk Yunan İstihbaratının ajanıdır ve onlara durumu o bildirmiştir. Tabii o daha sonra kurşuna dizilmiştir. O ayrı bir hikâye.

Gâvur Mümin Bey bir Türk Zabitinin neler yapabileceğini gösterir. Öteki hikâye ki, benim ailemin iftihar ettiği bir olaydır, sıradan bir Türk ailesinin böyle bir durum karşısında nasıl direnmek istediğini ve direndiğini gösterir.”

Mümin Bey, Büyük Taarruz öncesinde, durumunun açığa çıkmasıyla evine yapılan bir baskınla tutuklandı; İzmir’ de Yunan Askeri Mahkemesi’ nin karşısına çıkartılarak idam isteğiyle yargılandı ancak suçlayıcı bir belge bulunamadı; tutuklu olarak Atina’ ya gönderildi. Buradan da Mora Yarımadası’ nın güneydoğusunda bulunan dünyanın en korkunç zindanlarından biri olan Palamidi Ceza Evi’ ne…

Mümin Bey’ in hapishanede çok zor günler geçirdiği sırada, Anadolu’ da Türk Ordusu muhteşem bir zafer kazanmış, Yunan ordusunu önüne katarak Ege’ de denize dökmüştü.

Mümin Bey, Mudanya Ateşkesi’ nden sonra Atina’ daki Palya İstratona cezaevine kondu, 2,5 ay sonra da buradan Lusiya Esir Kampı’ na gönderildi. Buradan da sivil esirlere ayrılan açık kampa aktarıldı.

Savaştan sonra yapılan esir mübadelesinde, Mümin Bey de, 5 Nisan 1923 tarihinde, serbest bırakılan diğer Türk esirlerle Türkiye’ ye döndü.

Mümin Bey’ in Anadolu’ ya döndükten sonraki yıllarının da sorunlu geçtiği anlaşılıyor.

Zira bir kaynakta:

Mümin Bey’ in 1924 yılında, Genelkurmay Başkanlığı’ na yazdığı dilekçede, “Kuvayı Milliye’ nin kuruluşundan itibaren oldukça mühim ve heyecanlı, fedakârane hizmet etmiş, fakat her hususta unutulmuş bir subay olduğum anlaşılacaktır” şeklinde bir ifade olduğu;

1925 yılında Zonguldak Mebusu Halil Bey’ in, Jandarma Genel Komutanlığı’ na bir mektup yazarak, Mümin Bey’ in üstlendiği son derece zor göreve ve yaptığı kahramanlıklara rağmen terfiinin yapılmamasından şikâyet ettiği, belirtilmektedir.

Herhalde bu tespit önemlidir.

Mümin Bey, Soyadı Kanunu çıkınca AKSOY soyadını aldı; Albay rütbesiyle tayin olduğu Hakkâri’ ye giderken zatürreye yakalandı; hastalığı tüberküloza dönüştü; 24 Ocak 1948 tarihinde, doğduğu şehirde yani İzmir’de, hatıralarını yayımlayamadan, hayata veda etti. Ölüm ilânı 25 Ocak 1948 tarihli Demokrat Gazetesi’nde yayınlandı.

Muhsine adında bir nişanlısı vardı… Araya hep savaş, hep görev girmişti… Evlenemedi.

Yeğeni Galatasaraylı Lütfü AKSOY’un milli takıma seçildiğinde son derece duygulandığı söylenir.

Halen yayımda olan mevcut kaynaklarda:

Mümin Bey’ in, Mustafa Kemal Paşa’ nın emriyle İzmir’ de kalarak, istihbarat faaliyetlerinde bulunduğu;

Savaştan sonra esir mübadelesi sırasında, Mustafa Kemal Paşa’ nın esir düşen Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis’ e karşılık, Trakya’ da esir düşen Miralay Cafer Tayyar’ (xx) yı değil de, Jandarma Yüzbaşısı Mümin Bey’ i istediği;

Kamuoyunda Yunan generallere karşılık vatan haini olarak bilinen bir yüzbaşının takas istemine bir anlam verilemediği ve bu durumun şaşkınlıkla karşılandığı, iddiası yer almaktadır.

DEĞERLENDİRME:

Mümin Bey’ in İzmir yöresinde, Millî Mücadele lehinde gizli bir görev yaptığı ve görevi açığa çıkınca yakalandığı, biliniyor.

Mevcut kaynaklardaki ifadeler, bu görevlendirmenin Mustafa Kemal Paşa tarafından yapıldığı yönünde…

Ne var ki ATATÜRK’ ün Kurtuluş Savaşı’ ndan sonraki Meclis konuşmalarında, NUTUK’ ta, vb. yerlerde bu konudaki bir açıklamasına rastlayamadım.

Bu inceleme/  derlemede Mümin Bey hakkındaki çalışmasından geniş şekilde yararlandığım Yrd. Doç. Dr. Sayın Ahmet Mehmetefendioğlu’ nun son tespitine dikkatinizi çekerim:

“Millî Mücadele sona erdikten sonra Türk- Yunan esir değişimi sırasında; Mümin Bey, Mustafa Kemal Paşa’ nın emriyle, Büyük Taarruz sonrasında esir alınan Yunan Orduları Başkomutanı Trikupis’le değiştirildi.

…Bu yurtsever Türk subayı yurda dönüşünde, yaptıklarına karşılık olarak kimseden hiçbir istekte bulunmamıştır. Ülkeye döndükten sonra haklılığını arayan Mümin Bey, kendisini tanıyan ve şahitlik eden kişilerin yardımıyla kahramanlığını kanıtlayarak askerlik görevine bıraktığı yerden devam etmiştir.”

Umarım tarihin tozlu raflarından yeni bilgi ve belgeler ortaya çıkar ve durum netleşir.

SON:

Türk tarihinin altın sayfaları arasında çok seçkin bir yeri olması gereken kahramanlardan olan Mümin AKSOY( namı diğer Gâvur Mümin), şüphesiz yaptıklarıyla tanınmayı ve hatırlanmayı hak ediyor.

Saygı ve rahmetle anıyorum.

(x) Mümin Bey’ in fotoğrafı, Sayın Ahmet MEHMETEFENDİOĞLU arşivindendir.

(xx) Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında, Trakya Milli Kuvvetler Komutanı Miralay (Albay) Cafer Tayyar (EĞİLMEZ), Trakya’da Yunanlılara esir düşmüştü. 23 Temmuz 1920 günü, 1 inci Kolordu Süvari Takımı’nın bir kısmıyla sivil olarak Havsa- Babaeski yönüne keşfe giden Albay Cafer Tayyar, bir Yunan Piyade Bölüğü ve Süvari Takımı’nın ateşi arasında kalmıştı. Açılan ateş sonucu attan düşmüş, yanındakiler tarafından öldü sanılarak baygın bırakılmış; daha sonraları Bostanlı Köyü halkı tarafından Yunanlılara teslim edilmişti.

KAYNAKLAR:

Ahmet  MEHMETEFENDİOĞLU,  “ İşgal İzmir’ inin “İlk Haini”, Kurtuluş’ un “ Son Kahraman” ı Gâvur Mümin”, İzmir Tarih ve Toplum, Ocak 2010.

Ayşe HÜR, “İstiklâl Savaşı’ nın İki Casusu”, Radikal, 4 Mayıs 2014.

Bilge UMAR, “ İzmir’de Yunanlıların Son Günleri”, Ankara 1974.

Ergun HİÇYILMAZ, “Başverenler Başkaldıranlar”, Altın Kitaplar, İstanbul, 1993.

Feridun KANDEMİR,  “İstiklal Savaşında Bozguncular ve Casuslar”, Yayına Hazırlayan: Nejat Ağbaba, Yakın Tarihimiz Yayınları, 1964.

Hüseyin IŞIK, “ Unuttuğumuz Bir Kahraman: Mümin Aksoy”, Askerî Tarih Bülteni, Sayı: 42, 1997

Nurdoğan TAÇALAN, “Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken”, İstanbul 1970

Serdar YURTSEVER, “ Millî Mücadele Yıllarında İstihbarat Faaliyetlerinin Olaylar Çerçevesinde İncelenmesi”, Gazi Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi

Üftade ÇUKUROVA, “ Kurtuluş Yıllarında İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve İngiliz İstihbaratının Çalışmaları”, Ankara Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 1988;

kitap

Konuya ilgi duyanlar için Sayın Erdoğan BAYSAL’ ın kaleme aldığı “Yüzbaşı Gâvur Mümin ( Heyeti Temsiliye’ nin İzmir Casusu)” adlı kitabı öneririm.

(NOT: Yazının ilk yayım tarihi: 25 Ocak 2009; Son Düzenleme Tarihi: 17 Kasım 2016)

aakyol

 

 

***

GELEN YORUM :

Sayın AKYOL,

Gavur Mümin (Mümin AKSOY) hakkındaki yazınızı gözlerim yaşararak okudum. Biraz geç buldum yazınızı ama canı yürekten teşekkür ederim.

Rahmetli dedem, benimle aynı adı taşıyan Lütfi AKSOY’ dur. Kendisi eski Galatasaray' lı futbolcu, “Lap Lap” Lütfi’ dir. Osmanzadelerdendir. Haliyle babam ve ben de Osmanzadelerdeniz.

Rahmetli dedemin ve babaannemin anlattığı hatıralardan başka elimizde bir iki resim var.

Elimden gelen her türlü bilgiyi ve resmi size ulaştıracağım. 

Saygılarımla,

A. L. AKSOY, 8 Haziran 2010, 

************

 ( AA NOT: Henüz elime bir resim ve bilgi geçmedi. 17 Kasım 2016)

One thought on “GÂVUR MÜMİN

  1. Bu ilgi çekici yazıyı okuyunca, aklıma Vatanım Sensin dizisinde Halit Ergenç' in canlandırdığı (gerçekte bir Türk vatanseveri olan) Yunan Albayı geldi. Tarihimizde ne kadr çok tanınmayan kahraman vardır kim bilir? Ahmet hocam, kaleminize sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir