HAMİDİYE EFSANESİ

Hamidiye Kruvazörü'nün denizcilik tarihimizde çok anlamlı ve özel bir yeri vardır.

Onun Balkan Savaşı yıllarında denizlerde verdiği mücadele ve yarattığı kahramanlık, Türk tarihinin altın sayfaları arasında yer almıştır.

***

Birinci Dünya Savaşı’nda,Almanya İmparatorluğu’nun konuğu olarak, Cemal Paşa ile Deniz Albayları Vasıf Bey ve Rauf Bey, Almanya’ya giderler.

res-rauforbay01

Misafirlerin İmparator’a tanıtıldığı törende, sıra Rauf Bey’e gelince İmparator ona büyük ilgi gösterir.

“Rauf Bey” der, “Bizim Emdem Süvarisi de sizi taklit etmek istedi ama, bu işi sizin kadar beceremedi. Siz geminizi sağ salim vatanınızın sularına getirebildiniz. Bizimki ise gemisini kaybetti.”

Almanya İmparatorluğu’nun büyük bir takdirle bahsettiği olay neydi?

Rauf  (ORBAY) Bey’in kahramanı olduğu Hamidiye Efsanesi nasıl meydana gelmişti?

***

Hamidiye Kruvazörü, Sultan 2 nci Abdülhamit tarafından 1903 yılında İngiltere’ye sipariş edilmiş ve yapıldıktan sonra 1905'te İstanbul'a getirilmişti.

3805 tonluk bu kruvazör, 104 m. uzunluğunda, 14.4 m. genişliğinde olup iki adet 15, sekiz adet 12, altı adet 4.7 cm.’lik ve altı adet 37 mm’lik Armstrong topu ile donatılmıştı ve 22,2 mil sürat yapıyordu.

2 nci Abdülhamit’in  donanmaya duyduğu kuşku nedeniyle 1908'e değin Haliç'te demirli kaldı.

Balkan Savaşı başlayınca Hüseyin Rauf Bey (ORBAY) komutasında Karadeniz'de görevlendirildi.

Aralık 1912'de Varna'yı ve öteki Bulgar limanlarını bombaladı.

20 – 21 Aralık 1912 gecesi bir Bulgar torpil gemisince vuruldu. Baş tarafı tümüyle suya gömülü olarak İstanbul'a gelmeyi başardı ve Haliç'te onarıma alındı. Ocak 1913’te bu kez Ege Denizi’ne açıldı.

res-hamidiye01

(Hamidiye, burnu su altında İstanbul'a giderken…)

Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, güçlü donanması ile Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’i bir Türk gölü  haline getirmişti. Ne var ki, bu egemenliğimizi sağlayan donanmamız, zamanla daha da güçleneceği yerde, gemilerimizin sayısı ve gücü giderek azaldı.

Öyle bir zaman geldi ki, Balkan Savaşı sırasında Yunan donanması Çanakkale önlerinde pusu kurarak Osmanlı  donanmasını  Marmara’ya demirlemek zorunda bıraktı.

İşte bu sıralarda, Donanma Komutanlığı’ndan Hamidiye Kruvazörü Komutanı Deniz Kıdemli Yüzbaşı Rauf (ORBAY) Bey’e şu kısa emir geldi:

“…Osmanlı ordusunun harekâtını kolaylaştırmak için hükûmetimizce Akdeniz ve Yunanistan kıyılarında, Başkomutanlığın emir ve tensibi gereği akın harekâtının yapılması uygun görülmüş ve bu konuda Hamidiye Kruvazörü görevlendirilmiştir.”

Bu emri alan Rauf Bey, 13 Ocak 1913 günü Çanakkale’den çıkarak Ege Denizi, Akdeniz, Süveyş Kanalı ve Malta arasında  7 ay boyunca sancak dalgalandırarak Hamidiye Efsanesini yarattı.

res-hamidiye02

Rauf Bey’e Donanma Komutanlığı’nın verdiği emir içeriği çok genişti.

Hamidiye tek başına Akdeniz’e çıkacak, 33 parçadan ibaret Yunan donanmasının gözüne gözükmeden Yunan deniz ulaşım yollarını kesecek, ticaret filosuna saldıracak ve uygun zaman bulduğunda da Yunan kıyılarını bombardıman edecekti.

Ancak, bu görevi Hamidiye tek başına nasıl yapacaktı?

13 Ocak 1913 günü, saat 17 35’te Nara’dan hareket edildi.

Ancak, tipi her geçen saniye şiddetini arttırıyordu. Artık göz gözü görmez olunca, Hamidiye Kösetabya açıklarında demirlemek zorunda kaldı. Bütün gemilerle ve kıyıyla ilişkileri kesilmişti.

Zorunlu olarak hareketlerini bir gün sonraya ertelediler.

Bu arada boğaz ağzını kontrol eden Yunan gemilerini atlatmak için de bir  plân yapıldı.

14 Ocak sabahı, önde Mecidiye Kruvazörü ile Basra ve Yarhisar torpidobotları, Hamidiye’nin önünde boğaza açıldılar.

Hamidiye, Boğaz’dan biraz açıldıktan sonra birden bire baş üstünde bir duman ve alev sütunu yükseldi. Geminin kampanası kısa aralıklarla ses vererek gemide yangın olduğunu duyurdu. Kısa bir sürede alev ve duman bulutu geminin her yanını sardı. Simsiyah dumandan Hamidiye görünmüyordu. Gemi hızdan düştü, harmanlayıp geri dönerek Çanakkale’ye dümen tuttu. Bir taraftan da telsizle yardım istiyordu.

Bu haberleşme şifresiz ve açık olarak yapıldığı için civardaki bütün gemilerden alınıyordu. Olayı baştan sona kadar izleyen bir Yunan muhribi hemen kendi donanma komutanlığını arayarak bu haberi iletti.

Yunanlılara göre, Hamidiye artık uzun süre toparlanamazdı ve görev dışı kalmıştı.

Oysa Hamidiye’nin telsizi Yunanlıların sevinç çığlıklarını alırken, gemidekiler için için gülüyordu. Zira bu bir tuzaktı ve amaç, Yunanlıların Hamidiye’nin savaş dışı kaldıklarına inanmalarıydı.

Bu eğlenceli oyuna Yunanlılar aldandılar. O gece yarısına doğru, Hamidiye Erenköy önlerinden zifiri karanlıkta demir aldı. Bütün ışıklarını söndürmüştü. Akdeniz’de yedi ay 24 gün korkusuzca dolaşacağı ve adını dünya deniz tarihine “Kahraman Hamidiye” olarak yazdıracağı sefer için yol alıyordu.

Daha önce hazırlanan plân gereğince, Gelibolu yarımadası kıyısına yakın, kuzey yönünde seyre başladı. Semadirek Adası ile İmroz Adası arasından, İmroz ve Limni adalarının batı tarafından geçerek, Mikroni Boğazı’na doğru seyre başladı.

Hamidiye, 15 Ocak saat 10 00’da, Mikroni Boğazı’ndan içeri girdi. Sancak tarafındaki Tinos, iskele tarafındaki Mikoni adalarının kıyılarına üşüşen halk, geçen kruvazörü seyrediyordu. Gemi personeli feslerini çıkarıp şapka giydikleri için kimse bu geminin bir Türk savaş gemisi olduğunu düşünemiyordu.

Saat 12 00’yi geçiyordu. Mikroni Boğazı’ndan geçen Hamidiye, bütün heybetiyle Şira(Syra) Adası’nın önünde gözüktü. Kent bir anda karıştı. Kıyıda ve sokaklarda heyecanlı ve telâşlı kaynaşmalar başladı. O anda kıyıdaki tamir atölyesinde yatmakta olan Makedonya isimli kruvazörün Yunan askerleri hayretler içinde kaldılar. Arızalandı denilen Hamidiye karşılarında duruyordu. Oysa daha bir gün önce savaş dışı kaldı diye sevinçten deliye dönmüşlerdi.

Yunanlı denizciler Hamidiye’nin gece gündüz Çanakkale Boğazı önünde devriye gezen kendi savaş gemilerinden kurtulup da buraya gelmesini, hele hele Yunan donanmasından korkmadan büyük bir cesaretle Yunan adalarının ortasına kadar sokuluşunu bir türlü açıklayamıyorlardı. Bu aklın mantığın alacağı bir şey değildi.Kısa süre bocalamadan sonra Pire’ye telsizle durumu bildirip yardım istemek için girişimde bulundular ama Hamidiye, bu telsiz yayını bozdu.

Hamidiye, Makedonya kruvazöründen önce kıyıdaki barut fabrikaları ve depolarına yöneldi.

Çünkü, Yunan gemisi Hamidiye’ye top atacak konumda değildi. Kentin biraz ilerisinde Fokya ve Kakamıştı burunları arasındaki bölgede barut depoları vardı. Gürleyen toplar bir anda fabrikada patladı. Toz ve duman bulutu biraz yatışınca, fabrikadan eser kalmadığı görüldü.

Hamidiye bundan sonra Makedonya Kruvazörü’ne yöneldi. İlk salvo, kruvazörün baş topu hizasında ve su kesimi civarında gemiyi delerek geçti ve rıhtımdaki fabrikanın kazanına isabet ederek bir patlama meydana getirdi. Hamidiye üst üste atışlarla Makedonya’yı ateş ve duman yumağına çevirdi. Yer yer yangınlar başladı. Biraz sonra da çok büyük bir patlama duyuldu. Cephaneliği isabet alan Yunan kruvazörü delik deşik olmuştu. Gemi yanmaya ve batmaya başladı. Hamidiye’nin Şira önünde gözükmesiyle birlikte gemi sığ suya çekilmiş olduğundan batmadı. Ancak derinliğin elverdiği ölçüde gömüldü ve bir tarafa yıkıldı.

Hamidiye Şira’da yapacağını yapmış, personeline de istedikleri heyecanı tattırmış olduğundan  ateşi  keserek Şira’dan ayrıldı.

Rauf Bey, adalardaki Yunanlılara Hamidiye’nin İzmir’e gittiğini sanmaları için önce doğuya döndü. Bir müddet sonra hava kararınca gemiyi Pire- İskenderiye ticaret rotası üzerine aldı. Bu seferin amaçlarından biri de, Yunan ticaret yollarını kesmek ve ekonomik durumlarını sarsmaktı. Hamidiye bu rotada ticaret gemisine rastlamadı. Rauf Bey bunun üzerine  rotayı yeniden batıya çevirdi.

Girit Adası’nı geçtikten sonra İyon Denisi’ne girip buradaki gambotlardan oluşan Yunan filosunu vuracak ve buradan da Adriyatik’e dalarak Sazan Adası’ndaki Yunan üssünü bombardıman edecek, dönüşte de Pire’ye uğrayacaktı.

Ancak, kömür tüketimi iki katına çıkmıştı. Bunun üzerine rota Beyrut’a döndü. 18 Ocak sabahı Beyrut  limanına demirlediler. Her gemi adına gönderilen parayı almak, hem de Başkomutanlığa yazılmış olan telgrafları postahaneye vermek için görevlendirilen personeli kıyıya götürmek üzere filika indirildi.

Filika henüz gemiden ayrılmıştı ki, gemi gözcüleri kurşunî boyalı üç bacalı bir kruvazörün süratle limana doğru gelmekte olduğunu rapor ettiler. Rauf Bey, bu gemiyi Şira bombardımanının intikamını almak için peşlerine düşen Averof zırhlısı olarak değerlendirdi. Oysa bu gemi, daha sonra Midilli adıyla anılan Almanlar’ın Breslau zırhlısıydı.

Üstün güçlü düşmana hareketsiz bir halde limanda yakalanmak istemeyen Rauf Bey, derhal hareket emri verdi. Limanda yapılacak bir çatışmadan  Beyrut kenti çok  büyük zarar göreceğinden burada çatışmaya girmek doğru olmazdı. Limandan çıktılar.

Gemi için en önemli sorun, kömür alınacak bir limana gitme zorunluluğuydu. Akdeniz’deki hiçbir limanımızda kömür stoku yoktu. Yabancı bir limandan alınması ise devletler arası hukuk kuralları ile sınırlıydı.

Yine de Hamidiye, bir efsane gibi yaklaşık 7 ay, Ege Denizi, Kızıldeniz ve Akdeniz’de düşmana korku, dosta gurur verdi.

res-rauforbayhamidiyeguvertesi

(Rauf Bey, Hamidiye'nin güvertesinde yerel çocuklarla…)

11 Mart 1913’te Adriya Denizi’ne girerek bir Yunan kuru yük gemisini batırdı.

Dıraç’taki Sırp kuvvetlerinin karargâhını bombaladı ve büyük kayıplar verdirdi.

Shengjin’de beş Sırp nakliye gemisini batırdı.

Yunanlılar bütün gemilerini seferber etmelerine rağmen  Hamidiye’nin limanlarını bombardıman etmesinin ve ticaret yollarını kesmesinin önüne geçemediler.

Bulgar ordusuna yardım malzemesi götürecek nakliye gemileri, bulundukları limandan korkudan açılamadılar.

Yunan donanması, limanlarını korumak için gemilerini küçük gruplar halinde dağıtınca vurucu gücünü kaybetti. Abluka yeteneği ve muharebe etkinliği yok denecek kadar azaldı.

Yunan donanması alârm vermiş, tüm gemilere Hamidiye'nin görüldüğü yerde yok edilmesi emri verilmişti.

Ama Hamidiye bir Malta'da bir Adriyatik'te ortaya çıkıyor, Yunan Donanması gemiyi buralarda ararken geminin Suriye açıklarında görüldüğü haberi geliyordu.

Balkan Savaşı sonunda, 20 Ağustos 1913’te, Rauf Bey’e geri dön emri verildi.

 res-hamidiye03

Hamidiye Kruvazörü, halkın sevinç gösterileri arasında önce İzmir’e, sonra İstanbul’a geldi.

7 Eylül 1913’te Yeşilköy’de İstanbul halkı Hamidiye'yi heyecanla bekliyordu.

Muhrip filotillası alay sancaklarını çekmiş, bütün tayfalar güvertelere dizilmiş tören yapıyorlardı. Bayraklarla donanmış vapurlar, istimbotlar, sandallar, kayıklar, mavnalar sahillerde rıhtımlarda damlarda dağ taş insan doluydu.

Hamidiye, sevgi, coşku içinde, alkışlarla, haykırışlarla karşılandı.

“Kahraman” unvanı alan Hamidiye, Balkan Savaşı’nın yenilgisinin yaratığı ezginlik içinde çok büyük bir umut olmuştu.

***

Sonraları Büyük Britanya İmparatorluğu’nun Başbakanlığı’na kadar yükselecek olan Sir Antoni EDEN, Balkan Savaşı sırasındaki Hamidiye’nin faaliyetleri için şunları söylemiştir:

“Okul sıralarında iken hepimizin dileği, ileride bir kruvazöre  komuta ederek, Hamidiye’yi taklit etmek ve onun süvarisi gibi, dünyanın hayranlığını üzerimize çekmekti.”

hamidiye

***

Birinci Dünya Savaşı başladığında da görevine devam eden Hamidiye, 20 Kasım 1914'te Tuapse'yi bombardıman ederek petrol tanklarını ve telsiz istasyonunu tahrip etti.

Savaşın sonuna kadar Yavuz, Midilli, Peyk-i Şevket, Numune-i Hamiyet, Yadigar-ı Millet ile Karadeniz'de Rus Donanması'na karşı taarruz ve koruma görevleri üstlendi.

Ancak, 1 nci Dünya Savaşı sona erip, Mondros Ateşkesi’nin imzalanmasından sonra Haliç’e girdi ve diğer donanma gemileri gibi burada bağlı kaldı.

29 Ekim 1923'te 101 pare top atarak cumhuriyeti selamlayan donanma gemilerinden biri gene Hamidiye kruvazörü olmuştu.

ATATÜRK, 12 Eylül 1924 tarihinde başlayan Karadeniz gezisini Hamidiye ile yaptı.

1925'te ise Rize köylerinde meydana gelen başkaldırıda emniyet görevini üstlendi, bu durum halk arasında şu dizelerin kullanılır olmasına yol açtı:

"Atma Hamidiye atma,

Tarlaları batıraysun,

Serpuş da giyeceğiz,

Vergi de vereceğuz…"

1926'da Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Tevfik Rüştü (ARAS) Bey’i Rusya Hariciye Komiseri Çiçerin’le görüşmek üzere Ödessa’ya “Hamidiye” gemisi götürdü.

Hamidiye, uzun bir süre Cumhuriyet donanmasının komutan gemiliğini yaptı; 2 Eylül 1928 tarihinde ATATÜRK’ün de izlediği tatbikatta,  komutan gemisi, Hamidiye Kruvazörü’ydü.

ATATÜRK'ün cenazesinin Yavuz güvertesinde İzmit'e nakledildiği 19 Kasım 1938 günü denizde yapılan törene Hamidiye de katıldı.

Ondan sonra da uzun süre okul gemisi olarak görev yaptı.

Bir süre ihtiyat filo sancak gemisi oldu, 10 Eylül 1964 yılında hurdaya çıkarıldı.

Aradan yıllar geçti, Hamidiye’nin rakibi Yunan zırhlısı Averof, Pire’de Anıt Deniz Müzesi oldu.

21 Kasım 1912’de Hamidiye’ye saldıran 4 Bulgar torpidobotundan biri olan Drazky, Bulgaristan’da Varna’da Müze Gemi olarak ziyarete açıldı.

Peki, deniz savaş tarihinin bu kadar önemli  olan Hamidiye’nin sonu ne mi oldu?

Ne olacak, bu tarihî  mirasımız, 1966 yılında bir tersanede parçalara ayrılarak fabrikalara gönderildi ve şanlı tarihimiz jilet oldu.

Rauf (ORBAY) Bey, Kurmay Albay’lığa kadar yükseldi. Bahriye Nazırı (Bugünkü deyimle Denizcilik Bakanı) oldu. Kurtuluş Savaşı’nın ilk günlerinde hep ATATÜRK’ün yanında bulundu. Başbakanlık yaptı. 16 Temmuz 1964 günü vefat etti.

orbay

Bugün, İstanbul’da Sahrayı Cedid’te, Merdivenköyçeşmesi Sokağı’nın başında mütevazı bir mezarda yatmaktadır.

Allah rahmet eylesin.

Rauf ORBAY hakkında ayrıntı bilgi arayanlar aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilir.

http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-58/huseyin-rauf-orbayin-hayati-1880-1964

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 16 Temmuz 2000)

aakyol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir