HERERO VE NAMA SOYKIRIMI

Çeşitli kaynaklarda, Hitler’in, 2 nci Dünya Savaşı sırasında yaptığı Yahudi Soykırımı için, sözde Ermeni Soykırımını örnek aldığından söz edilir. Bu iddiaya göre Hitler,sözde Ermeni Soykırımını örnek göstererek, 2 nci Dünya Savaşı sırasında Yahudi soykırımını gerçekleştirmiştir.

Bu iddiayı ileri sürenler, tarihin tozlu sayfaları arasında, Almanların hiç hatırlamak istemediği sayfalar olduğunu bilmezler, ya da bilinçli olarak bilmezlikten gelirler. Her iki halde de yapılacak tek şey, o tozlu sayfaları açmaktır.

1 nci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı ordusunun (Genelkurmay Başkan Vekilliği dahil) en üst kademelerinde Alman General ve subaylarının bulunduğunu; muharebelerin sonuçlarına etkisi olabileceği düşünülen  Ermeni vatandaşların yine Osmanlı toprakları içinde güvenli bölgelere sevk edilmelerini  bu Alman generallerin önerdiklerini (Hatta: Fiilen Osmanlı Ordularının Genelkurmay Başkanlığını yapan Genelkurmay Başkan Vekili Alman General Bronsart’ın”Rumların Ege kıyı bölgelerinden çıkarılması askeri bir gereklilikti, fakat Talât Paşa Rumların isyan etmediklerini ileri sürerek buna izin vermedi” açıklamasını ) bir tarafa not ederek, Almanların soykırımına yaklaşımına bir göz atalım.

Avrupa tarihi incelendiğinde, karşımıza inanılması son derece güç bir insan hakları ihlâli, asimilâsyon ve acımasız tehcir örnekleri çıkar.

Kendilerini  dünyanın en gelişmiş insan topluluğu olarak gördüklerinden, özellikle de tarihten gelen bir eziklikle Türkler’e hep yukarıdan bakmayı alışkanlık edinmiş Avrupalıların tarihi utanç verici insanlık dışı olaylarla doludur.

Tarihin bu utanç dolu sayfalarından biri de, Almanların 1904- 1907 yılları arasında Batı Afrika’da Namibia’da gerçekleştirdikleri Herero ve Nama Soykırımı’dır.

Almanlar, pek hatırlamak istemedikleri bu olaya “Aufstand der Herero und Nama” (Herero ve Nama Başkaldırısı) adını vermişlerdir. 

***

Namibia, Afrika’nın güney batısında bir kıyı ülkesidir. (Afrikaner dilinde: Namibie Suıowesafrika) 1900’lü yıllarda Damaraland olarak adlandırılan ve 1990’a değin Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetimi altında kalan Namibia, o tarihte bağımsızlığına kavuşmuştur.

namibia

Ülkenin güneyinde Namaland ‘ta  bir Krokoi (Hotanto) topluluğu olan Namalar yaşar.

Namalar eskiden koyun ya da sığır hayvancılığıyla uğraşan bir topluluktu. Ama 19.yüzyıldan 20.yüzyıl başlarına değin Almanlarla kesintisiz biçimde sürdürülen  çatışmalar Nama nüfusunu büyük ölçüde azalttı. Günümüzde içlerinde halen hayvancılıkla uğraşanlar da bulunmasına rağmen Namaların çoğu yöredeki beyazların çiftliklerinde çoban, bahçıvan ya da ev işçisi olarak çalışmaktadır.

Namaland’ın kuzeyinde, Bantu dili konuşan etnik bir topluluk olan Hererolar vardır. Bunların yurtları olan Hereroland , Kalahara Çölü’nün batı kesiminde yer alır.

Hererolar eskiden seyrek ağaçlıklı çayırlarda otlattıkları büyük sığır, koyun ve keçi sürülerinin et ve sütleriyle geçinirdi. 19.yüzyılın ortasında Avrupalılarla ilk karşılaşmalarından sonra bazıları ek olarak bahçecilik de yapmaya başladı.

Herero ve Namalar’ın, 1904-07 arasında Almanların bölgeyi sömürgeleştirme girişimlerine karşı verdikleri mücadele, nüfuslarının dörtte üçünün yok olmasına ve geride kalanların bugünkü Hereroland’ın genelde barınmaya elverişsiz olan bozkır alanlarına yerleşmelerine yol açmıştır.

***

1480’lerin sonlarında Portekizli denizciler Ümit Burnu'nu ve çevresindeki  kıyı bölgelerini keşfetmişlerdi.  17, 18 ve 19 ncu yüzyıl başlarında  Hollandalılar ve İngilizler kıyı şeridinin yanı sıra iç kesimlerdeki  yörelere seferler düzenlediler.

Ardından fok ve balina avcılığı olanakları , değişik ülkelerden denizcileri bölgenin kıyı açıklarına çekti.

1800’lerden itibaren, Avrupa’nın kapitalist sömürgeci devletleri, yer altı ve yerüstü kaynaklarından yararlanabilmek için Afrika’yı kendi aralarında pay ettiler. Almanya’nın payına da (günümüzdeki adıyla) Namibia düştü.

1840’larda, Ren Misyon Derneği’ne bağlı misyonerlerle birlikte bölgeye Alman koloniciler akın etmeye başladı.

1884’te, Bismarc’ın girişimiyle etkin bir politika benimseyen Almanya, bölgeyi  koruma altına aldı. Kısa sürede Herero ve Namaların yaşadığı bölgede bir Alman Kolonisi kuruldu.

1891 yılından itibaren de, Almanlar, kendi egemenlik alanlarını genişletmek, ham madde ve işgücü gereksinimini karşılamak ve deniz ticaretlerini geliştirmek için Namibia’nın bereketli topraklarını seçerek  yerli halkın elinden aldılar ve geniş çiftlikler oluşturarak oralara  yerleşmeye başladılar. Aynı zamanda, bölgede, kendilerinden önce var olan yerli halkları egemenlikleri altına almak için, çeşitli metotlar ve stratejiler geliştirdiler. Sonuçta yerli halkı köleleştirerek Alman göçmenlerin ve Alman askerlerin hizmetine verdiler.

almanlar ve namibialılar

Bu sömürgeci stratejinin hayata geçirilmesi sırasında, Almanya’dan  1891 yılında 539, 1896 yılında 2025, 1904 yılında 4 500 Alman  göçmen getirildi. 1914’e gelindiğinde bu rakam 14 000’e ulaştı.

Hem Namaların hem de Hereroların geleneksel yaşam alanlarını tehdit eden bu durum, Almanlarla aradaki gerginliği artırdı.

1904- 1907 yılları arasında, Namibia’nın yerli halkının en büyük kesimini temsil eden ve 80 000 nüfuslu Hererolar ile 20 000 civarında nüfusu olan Namalar, Almanların kendilerine yaptıkları  baskılara , kendi bölgelerine pervasızca yerleşmelerine ve Herero kadınlarına  tecavüzlere  karşı çıktılar.

Hererolar, Büyük Şef Samuel Maharero, Namalar ise Kral Hendrik Witbooi’in önderliğinde ayaklanarak, Alman asker ve yerleşim yerlerine saldırmaya başladılar.

Alman sömürge yönetimi ise, yerli halkın bu hoşnutsuzluğunu, kendilerine karşı bir ayaklanma kabul ederek, onların yok edilmesi kararını aldı.

Merkezi Alman yönetimi, olağanüstü yetkilerle  donatılan General Lothar von Trotha’yı, 14 000 asker, 36 top ve 14 makineli tüfekle bölgeye sevk etti.

General Lothar von Trotha’nın amacı bölgeyi mutlak hakimiyetine almak ve karşı koyanları yok etmekti.

General Trotha, bu amaç doğrultusunda, (Almanca ‘Yok Etme Emri’ anlamına gelen Vernichtungsbefehl başlığıyla) bir EMİR/ İLÂN/ DUYURU yayınladı; burada bölgede yaşayan yerlilere karşı bir soykırım amacı güden harekâta ilişkin hedefini şöyle açıkladı:

General Trotha

General Trotha

…Almanlar’ın egemen olduğu her yerde, silâhlı veya silâhsız sığır çobanı olan ya da olmayanlarını ( yerli halkı kastediyor) kesinlikle vurun.  Bundan sonra kadın ve çocuklar benim için önemsizdir.  Bunların hepsinin Almanlar’ın yatırım yaptıkları bölgelerden zorla çıkarılmasını istiyorum. Eğer çıkmazlarsa hepsini vurun, öldürün. “ (Botswana Ulusal Arşivi’nde bulunan bu emir/mektup, 2 nci Dünya Savaşı sırasında Almanya arşivleri büyük ölçüde tahrip olduğu için, soykırımın en büyük delili olarak görülüyor.)

Alman İmparatoru‘nun çok zalimane bulduğu bu emir kaldırılıncaya kadar, çok sayıda Herero ve Nama öldürüldü. Emrin geçerliliği kalmamasına rağmen, bu emirle başlayan öldürmeler daha sonra katliama giden yolun başlangıcı oldu.

Herero ve Namalarla Alman askeri birliği arasındaki muharebeye, Waterberg Muharebesi adı verilir. (Waterberg  için TIKLAYIN)   

Yerlileri üç taraftan kuşatan Alman askerleri, muharebe alanında yakaladıklarını öldürdüler, kurtulabilen yerliler bölgenin doğusundaki Kalahari Çölü’ne kaçtılar.

General Trotha, bunun da önlemini almış, ayaklanan yerlilerin kaçış yolu üzerindeki su kuyularını zehirleterek onları susuzluğa mahkûm etmişti.

Yine de, buralardan kurtulabilenler  İngiliz yönetimindeki  Bechuanaland bölgesinde( günümüzde Botsvana devletinin bulunduğu bölge) bulunan İngiliz  toplama kamplarına sığındılar.

Kalahari çölüne sürülen ve öldürülmekten kurtulan Hererolar(Kalahari Çölü' ne sürülen ve ölümden kurtulan Hererolar)

esir yerliler

(Esir Yerliler)


Almanlar, muharebeden ve ölüm tuzaklarından kurtulabilen bölgede yakaladıkları tüm Herero ve Namaları, bölgede hazırladıkları toplama kamplarına kapattılar. Bunlar kamplarda çeşitli amaçlar için çalışmak zorunda bırakıldı.En asgari insanî şartların bile sağlanamadığı kamplarda yaşayan Hereroların çoğu fazla çalışma, yetersiz beslenme ve hastalıktan hayatını kaybetti.

Bazı kamplarda kocaları ölmüş Herero ve Nama kadınlar ve genç kızlar bulunuyordu. Bunlar Alman askerlerin ihtiyaçlarına cevap vermek  için oradaydılar.

Alman baba ve yerli kadınlardan meydana gelen çocuklar için de, özel kamplar kurulmuştu.

Toplama Kampları, bazı antropolojik ve tıbbi araştırmalara da sahne oldu. Alman Antropolog Prof. Dr. Eugen Fischer, ırklar üzerinde bazı tıbbî deneyler yapmak için kamplarda bulundu.Fischer, aşağı ırktan olarak değerlendirdiği insanların yok edilmesini savunuyordu. (Fischer’in bu fikri, Nazi rejimi sırasında büyük ilgi ve beğeni gördü, Fischer, Berlin Üniversitesi Rektörlüğü’ne getirildi. Fischer’in öğrencisi Josef  Mengele, Holokost sırasında Yahudi çocuklar üzerinde genetik deneyler  yapacaktır.)

Fischer, Almanya’ya dönerken yanında 400’den fazla Herero kafatası getirdi. Bu kafatasları üzerine yaptığı çalışmayı kitaplaştırdı. (Alman Prof. Dr. Eugen Fischer’in E. Baur ve F. Lenz ile birlikte yazdığı “Menschliche Auslese Und Rassenhygiene” (İnsan Kalıtım Öğretim ve Irk Hijyen) (Kitap için TIKLAYIN)

eugen fischer in kitabı

Eugen Fischer'in Kitabı

(Prof. E. Fischer’in kitabı ilk baskısını 1921’de yaptıktan sonra, defalarca yeni baskı yapılarak yayımlandı. E. Fischer ve kitabıyla ilgili yapılan yorumlarda, Adolf Hitler’in kitabın 1923 tarihli ikinci baskısını okuduğu ve fikirlerden çok etkilendiği yazılıdır. Hitler, hapisteyken kitabı elinden düşürmemiştir.)

Dr. Bofinger de, iskorpite yakalanan esirlere yüksek oranda arsenik ve uyuşturucu madde enjekte ederek ölmelerine neden oldu. Bofinger’in amacı, öldürdüğü bedenleri daha sonra otopsiye alarak, bu maddelerin vücut üzerindeki etkisini incelemekti.  (Shark Island Toplama Kampı için TIKLAYIN(Dr. Bofinger’in kamptaki faaliyetleri için TIKLAYIN )

1908’de bölgede elmasın bulunmasının ardından göçmen sayısı artarken, yerli halkın sayısı azalmaya başladı. 

1911 yılına gelindiğinde ise, 80 000 Herero’dan sadece 15 130 kişi, 20 000 Nama’dan sadece 9 781 kişi  hayatta kalabilmişti.

Ünlü soykırım araştırmacısı R. J. Rummel, konuyla ilgili olarak yaptığı araştırmalarda soykırıma uğrayanların sayısının esasında  yukarıda verilenlerden çok daha fazla olduğunu, esas sayının 132 000 kişiyi kapsadığını, kadın- erkek ve çocuk binlerce Herero ve Nama’nın Almanların soykırımından kurtulamadığını belirtmektedir. ( Bkz. Lothar von Trotha quoted from Jan- Bart Geward, Hereros ; A Socio- Political History of the Herero of Namibia 1890- 1923, Ohio, Ohio University Press, 1999, s. 172-173 )

Birinci Dünya Savaşı sırasında Güney Afrika’nın harekete geçirdiği birlikler Alman kuvvetlerini yenilgiye uğratarak bölgeyi işgal altına aldı. 

Versay Barış Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonunda, İtilâf Devletleri ile Almanya arasında, 28 Haziran 1919’da imzalandı. Antlaşmayla, Güney Batı Alman Afrikası (Namibia) , Güney Afrika Birliği’ne bırakıldı.

Namibia’nın, 1921 yılında da, Milletler Cemiyeti’nin kararıyla, Güney Afrika’nın manda yönetimine bırakılması resmileşti.

1 nci Dünya Savaşı’ndan sonra, Almanya’nın Herero ve Nama soykırımı uzun süre hiç gündeme gelmedi.

1985’te Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan Whitaker Raporu’nda, Hererolar ve Namalara karşı girişilen katliamlar, 20 nci yüzyılda gerçekleştirilen ilk soykırım olarak tarihe geçti.

1990’da Namibia’nın bağımsızlığna kavuşmasından sonra, Herero/Nama Soykırımı tekrar gündeme geldi.

2004 yılında, soykırımın 100 ncü yılında, Almanya Kalkınma Bakanı  Heidemarie Wieczorek-Zeul,  Herero ve Namalar’dan ‘resmi olmayan’ bir özür diledi.

“O dönemde uygulanan vahşet, bugün soykırım olarak isimlendirilirdi ve bugün, General von Trotha’ya dava açılır ve o, mahkûm edilirdi. Biz Almanlar, tarihi ve ahlaki sorumluluğumuzu ve o dönemdeki Almanlar tarafından işlenen suçu kabul ediyoruz. Ve dolayısıyla, Mesih’in duasındaki sözlerle, günahlarımızı affetmenizi diliyorum. Bilinçli bir hatırlama süreci olmaksızın, üzülmeden, uzlaşı olamaz. Hatırlama, uzlaşının anahtarıdır."

İzleyenlerin ‘özür talebi’ üzerine Bakan, ‘Bu ifadelerinin Almanya’nın kolonyal dönemde işlediği suçlar adına bir özür anlamına geldiğini’ ifade etti.

Fakat daha sonra, bu ifadelerin kişisel olarak Wieczorek-Zeul’ü bağladığı ve hükümetin resmi politikasıyla ilgisi olmadığı açıklandı.

2007 yılında, soykırıma imza atan General von Trotha’nın  torunu Wolf_ Thilo von Ttrotha, yerli Herero şeflerinin davetiyle Omaruru’yu ziyaret etti ve “Von Trotha ailesi olarak biz, 100 yıl önce gerçekleşen feci olaylar sebebiyle derin bir utanç içindeyiz. O dönemde, insan hakları büyük ölçüde ihlal edilmiştir” diyerek ailesi adına dedesinin yaptıklarından dolayı Hererolardan özür diledi.

2008 yılında, Namibia’nın Almanya Büyükelçisi  Prof. Dr. Peter H. Katjavivi, Almanya’dan, Prof. Fıscher’in Almanya’ya dönerken yanında getirdiği kafataslarını geri istedi. (TIKLAYIN)

Kafataslarının bir kısmı , 2011’de Namibia’ya iade edildi.

Herero ve Nama soykırımını Almanya unutmak ve hatırlamak istemese de, zaman zaman gündeme geliyor.

2012 yılında sol partiler parlamentoya  Herero/Nama Soykırımının kabul edilmesi için bir önerge sundular ama hükümet bunu reddetti.

Basında yer alan haber ve yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla, sonunda Namibia’ya tazminat ödenmesi konusu gündeme geleceği için, Almanya resmen özür dilemeye  yanaşmıyor.

*

Herero ve Nama soykırımında uygulananların, Almanlar’ın 2 nci Dünya Savaşı’nda uyguladıkları toplama kampları, kamplardaki antropolojik deneyler, üstün ırk fikrinin bilimsel çalışmaları, insanları bulundukları yerlerden alarak istemedikleri bölgelere zorunlu göçe tabi tutmalarına bir örnek olduğu (her ne kadar Almanlar bunu kabul etmek istemese de) anlaşılıyor.

Almanya  Faşizm ve  Nazizm ile yüzleşti ama henüz Irkçılık ile yüzleşmedi. Üstelik kolonyal suçlara yönelik inkârcı bir tutum sergiliyor.

Eski Namibia Başbakanı Theo Ben Gurirab’ın, “Almanya, İsrail veya Polonya’ya karşı suçlarından ötürü özür diledi. Çüğnkü onlar beyaz. Biz siyahız ve bundan ötürü özür dilemek sorun oluyorsa, bu ırkçılıktır “ sözleri, Almanya’nın ırkçığa yaklaşımını göstermektedir.

SON SÖZ:

Almanlar,

Kendi tarihlerini hatırlamak istemiyor; Herero/Nama Soykırımını resmen kabul etmiyor; Tazminat taleplerini açıkça reddediyor; Acıları dindirmek için olumlu adım atmakta isteksiz davranıyor; Bütün bunların üstüne, sözde Ermeni Soykırımını gündeme çekerek, kendilerini unutturmak istiyorlar.

Tarihin tozlu sayfalarını hem Almanlara, hem de dünyaya hatırlatmakta yarar var.

KAYNAK:

Sefa M. YÜRÜKEL, Batı Tarihinde İnsanlık Suçları,Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı, İstanbul,2004.

İNCELENEBİLİR BAĞLANTILAR:

Prof. Dr. Eugen Fischer   ttp://en.wikipedia.org/wiki/Eugen_Fischer

Genocide- Namibia http://www.ppu.org.uk/genocide/g_namibia1.html

David Olusoga, Casper W.Erichsen, The Kaiser’s Holocost, Germany’s Forgotten Genocide and The Colonial Roots of Nazismhttp://books.google.com.tr/books?id=CSqc0CsnL-AC&printsec=frontcover&dq=inauthor:%22Casper+Erichsen%22&hl=tr&sa=X&ei=lPhwU-zNH4fwygOmx4GwBw&ved=0CDQQuwUwAA#v=onepage&q&f=false

2 thoughts on “HERERO VE NAMA SOYKIRIMI

  1. Pingback: ALMANYA, ÂRİ IRK TEORİSİ/ÖJENİK VE ERMENİ TEHCİRİ | Ahmet Akyol

  2. Merhaba,

    ilginizi çekebileceğini düşündüğüm bir kitap:

    Britain Was Responsible for WWIWWII & the Holocaust: Aided and Abetted by the USA and the Vatican by Peter Williamson Campbell​

    Saygılarımla ,

    MTYENI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir