HUMBARACI AHMET PAŞA

 h_a_pasa

(Humbaracı Ahmet Paşa)(*)

Osmanlı tarihini incelerken, zaman zaman karşımıza Humbaracı Ahmet Paşa ismi çıkar.

Humbaracı Ahmet Paşa’nın esas ve tam adı Claude Alexandre Compte de Bonneval’dır.

Bonneval, asil bir ailenin çocuğu olarak, 14 Temmuz 1675’de, Orta Fransa’nın Limoussin bölgesinde, Coussac- Bonneval kasabasında doğdu.

Doğduğu tarihi şato, günümüzde, “Chateau Le Pahsa de Bonneval” adıyla bilinir.

1684 yılında, 9 yaşında iken askeri okula gönderildi.

Babası öldükten sonra, akrabası olan Mareşal Tourvill tarafından 13 yaşındayken, Fransız Donanması’na verildi.

Bonneval, burada kısa sürede Deniz Teğmenliğine yükseldi.

Mareşal Tourvill komutasındaki  Fransız  donanmasında, çeşitli muharebelere katıldı ve burada  gösterdiği kahramanlıklar şöhretinin artmasına sebep oldu.

Bir konuda anlaşmazlığa düşünce, 1698’de donanmadan ayrılarak kara sınıfına geçti.

1701’de Piyade Alay Komutanı  olarak Mareşal Catinat’nın maiyetinde İtalya Savaşlarına katıldı.

İspanya ve Fransa’nın ayrılma savaşlarında ( Les Guerres de Secessions) önemli bir rol oynadı.

Kısa sürede rütbeleri yükseldi.

Ağzına geleni söylediği için sık sık zor durumlara düşüyordu.

14 ncü Louis’nin  Saray Nazırı ile arası açıldı, meşhur Madam Mentenon’ı tahkir ettiği vesilesiyle kralın teveccühünden düştü, rütbeleri söküldü.

Ordudan da çıkarılan Bonneval, hayatını tehlikede görerek 1706’da Fransa’dan  kaçtı ve  Avusturya devletinin hizmetine girdi. O tarihlerde Avusturya ordularına meşhur Savoie Prensi Eugene  komuta ediyordu.

prens_eugene

(Prens Eugene)

(Eugene de, Bonneval gibi Paris’te doğmuş, Fransa’da askerlik yapmış, Kral XIV ncü Louis ile anlaşmazlığa düşünce Kutsal Roma İmparatorluğu’na sığınmış, 1697’de Macaristan’daki Avusturya Ordusu’nun başına geçmişti.)

Prens Eugene, Bonneval’i Süvari Albayı olarak atadı.

Prens Eugene’nin ordusunda bu sefer Fransa’ya karşı çarpıştı ve Fransızları yenerek, bir bakıma intikam aldı.

Bleinheim Çarpışması’nda Malborough düküyle birlikte Bavyera- Fransa kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratan Prens Eugene’nin yanında yer aldı.

Torino Çarpışması’yla Kuzey İtalya’yı, Oudenaarde ve Malplaquet çarpışmalarıyla de Felemenk’i Habsburg topraklarına katan Prens Eugene’nin yardımcısı olarak becerisini kanıtladı.

İspanyol Veraset Savaşı sonrasında Bonneval, Viyana Sarayı’nda büyük itibar sahibi oldu. Topçu General rütbesine terfi ederek Avusturya’nın en köklü piyade alaylarından birinin başına atandı.

İmparator VI. Charles, başarılarından dolayı kendisini Genelkurmay Heyeti’nde görevlendirildi.

5 Ağustos 1716’da Petrovaradin (Petervaradin ) Muharebesi’nde Avusturya kuvvetlerinden bir kısmının komutanı  olarak Osmanlılara karşı savaştı. Özellikle karın boşluğuna aldığı mızrak darbesiyle ağır biçimde yaralandığı bu savaş sonrasında rütbesi Mareşalliğe yükseltildi.

Barış döneminde Avrupa’nın değişik kentlerinde zaman geçirdi.

Ünü Fransa’da da duyulmuştu. Dostu Kardinal Dubois’ın desteğiyle Fransa Kralı tarafından affedildi. Bunun üzerine, 1716 sonunda Fransa’ya döndü. Bu dönemde annesi, Bonneval’i kraliyet ailesinden Dük de Biron’un kızı Judith de Biron’la evlendirdi.

h_a_pasa_biron

( Judith Charlotte Biron)

Bonneval, 7 Mayıs 1717’de yapılan düğünden sadece 10 gün sonra, Fransa’dan ayrıldı ve  Venedik’e gitti.

Avusturya  Ordusu’ndaki görevine devam etti. 1724’te Brüksel’de iken, bu sefer de Prens Eugene ile arası bozuldu. Marki de Prie’ nin şikayetiyle tutuklandı. Kalebentliğe mahkum edildi.

İki sene sonra, 1726 yılı Ocak ayında serbest bırakılınca, önce  Venedik’e ve oradan da 1729’da  Bosna’ya geçti.

Bonneval, Bosna’ya ayak basar basmaz, dönemin Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya bir mektup yazarak, Osmanlı’ya hizmet sunmaya hazır olduğunu bildirdi:

“Tüm hayatım boyunca icra ettiğim askerlik mesleği bilim alanında özenle çalışmamı engellemediğinden, Monsenyör, umarım size savaş zamanında olsun, barış zamanında olsun, daima faydalı olabilirim. (…) Hayatımı Zat-ı Şahaneleri Efendinizin hizmetine hasretme niyetim dahilinde kendimi tamamen sizin korumanıza bırakmama müsaade edin; bir an önce güvenlik içinde pay-ı tahta ve Tanrı’dan adalet ve sağlık dolu bir hayat bahşetmesini istediğim Zat-ı Alinizin yanına ulaşabilmem için gerekli bütün kolaylıkların sağlanması için Bosna beyi Ahmet Paşa’ya talimat vermenizi acizane istirham ederim”.

Bonneval’in başlangıçtaki düşüncesi,  Hıristiyan dinini muhafaza ederek Osmanlı ordusunda hizmet etmekti; Müslümanlığı kabul etmek gibi bir niyeti yoktu.

En büyük arzusu, Avusturya İmparatorluğu’ndan intikamını almak için Osmanlı’nın desteğinde  silâhlı bir güç oluşturmaktı.

Bir taraftan da , 1720 yılında Osmanlı’ya sığınmış bulunan ve halen Tekirdağ’da yaşamakta olan Macarların Erdel (Transilvanya) Prensi Ferenç Rakoczi’nin de desteğini alarak, Macarları Avusturya’ya karşı kullanmayı düşünüyordu.

Ne var ki, Bonneval, bir seneyi geçen bir beklemeye rağmen, Osmanlı’dan bir cevap alamadı. Diğer yandan da, Bosna Paşası tarafından Avusturya’ya iade edilmekten çekiniyordu.

Başta Fransa ve Avusturya hükümetlerinin etkisiyle, Osmanlı yönetimince  önemsenmediğini ve düşüncelerine itibar edilmediğini, İslâm dinini kabul etmeden de  kendini kabul ettiremeyeceğini, anlamakta gecikmedi.

Müslümanlığı kabul ettiğini, Ahmet adını aldığını belirterek dönemin Osmanlı Sultanı 1 nci Mahmut’a ( 1696- 1754) bir mektup yazdı ve görev istedi.

Topal Osman Paşa, 1731’de Sadrazam’lığa getirildiğinde, Ahmet (Kont de Bonneval)’i Batı tarzı ıslahatlar için İstanbul’a davet etti.

İstanbul’a gelen Ahmet, humbaracıların ıslahıyla görevlendirildi.

(Humbara, demir veya tunçtan dökülmüş el bombasıdır. Humbaracı Ocağı, Osmanlı Devleti’nin askeri teşkilatı’nda humbara yapan ve bunu kullanan sınıfın bağlı olduğu ocaktır. Kumbaracı ocağı da denilmektedir. Dünyanın ilk havan topu sınıfıdır.)

Ahmet Paşa, Fransa’dan gelen 3 subay arkadaşıyla birlikte, 1734’te, Üsküdar’da Toptaşı’nda modern Humbaracı Ocağı’nı kurdu.

Burada, Bosna’dan yazılan 300 ulufeli humbaracı adayı ile çeşitli kalelerden seçilen 300 tımarlı humbaracı eğitim görmeye başladı.

Bu arada bir humbara imalâthanesi kuruldu. Tımarlıların her yıl 25’er kişilik gruplar halinde İstanbul’a gelerek eğitilmeleri de yasaya bağlandı.

Ahmet Paşa’nın bu çabalarıyla humbaracılar, ordunun en disiplinli ve düzenli sınıfı haline geldiler.

Zaman içinde Bonneval’ın mevkii yükseldi; Humbaracıbaşı olarak atanmasından kısa süre sonra önce İki Tuğlu Paşa, sonra Üç Tuğlu Paşa unvanı aldı.

Hekimoğlu  Ali Paşa’nın ilk sadrazamlığında ( 1732- 35) Beylerbeyliği’ne yükseltildi. Aynı zamanda sadrazama Avrupa’nın siyasal ve askeri durumu ile ilgili raporlar hazırladı, danışmanlık yaptı.

Sadrazama sunduğu bir raporda, Avrupa devletleriyle ittifak önerdi.

Babıâli, ilk kez bu öneriye uyarak diplomatik ilişkilere önem verdi.

1736’da  Yeğen Mehmet Paşa ile birlikte Avusturya seferine katıldı.

Dönüşte, devletin siyasetine yön verme girişimlerinde bulununca, 1738’de Sadrazamlığa getirilen Yeğen Mehmet Paşa tarafından  Kastamonu’ya sürüldü.

Bir süre sonra affedildi.

İstanbul’a geldi ve yeniden Humbaracıbaşılık görevine döndü.  Ama, eski ayrıcalıklı durumunu koruyamadı.

Son yıllarda Beyoğlu’ndaki evine taşındı. Burayı iki farklı daire olarak donattı. Bir daireyi Osmanlı tarzında, diğerini de Avrupai tarzda döşetmişti.

İlkinde Osmanlı paşası, ötekinde Fransız soylusu kıyafetinde olmaya özen gösterdi. Bir çok yabancı devlet adamı, hatta hükümdar, Ahmet Paşa’nın aracılığı ile Babıâli’yle ilişki kurmakta yarar görmekteydiler.

Kendisi de, Osmanlı Devleti’nin ve İstanbul’un olanaklarını kullanarak Avrupa’daki kişisel prestijini korumayı amaçlıyordu.

Başkentteki elçilerden sadece Fransız Elçisi kendisinden uzak duruyor,”Ahmet Paşa sayesinde Osmanlı Devleti’nin gizliliği kalmamıştır” diyordu.

İstanbul’daki Fransız kültürünün temellerini atan Ahmet Paşa, Türkler’in İstanbul’daki yaşamı hakkında incelemeler yapmaktan hoşlanıyordu. Yazdığı mektuplarda, İstanbul’un renkli iç dünyasını Avrupa’ya tanıttı.

Osmanlı Devleti’nde kaldığı 18 sene boyunca, hiç Türkçe konuşmadı, Türkçe öğrenmeye de çalışmadı.

Ölümünden kısa bir süre önce İstanbul’dan kaçmayı tasarladı, fakat başarılı olamadı.

Osmanlı’nın Üçtuğlu Paşası, Rumeli Beylerbeyi, Humbaracıbaşı Ahmet Paşa, 14 Mart 1747’de İstanbul’da öldü.

Mezarı, İstanbul’da, bugün Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılan Galata Mevlevihanesi’nin haziresindedir.

galata mevlevihanesi1

Galata Mevlevihanesi Girişi

galatamevlevihanesi2

Galata Mevlevihanesi Haziresi

Hemen yakınında da Macar asıllı İbrahim Müteferrika’nın mezarı vardır.

Bu arada küçük bir konuyu da hatırlayalım: kaynaklara göre, Osmanlı toprakları üzerinde adı bilinen ilk Mason Locası, 1748 yılında Halep’te kurulan , İskoçya Büyük Locasına bağlı, İskenderun Locasıdır. İlk Türk Masonları ise Yirmisekiz Çelebizade Sait Çelebi, İbrahim Müteferrika ve Humbaracı Ahmet Paşa’dır.

* Avrupa’da “Türk Tarzı” diye anılan akımın en önemli temsilcisi olan İsviçreli Ressam Jean-Etienne Liotard’ın 1741’de yaptığı tablo, günümüzde İngiltere’de, Grantham’da, Rutland Dükü’nün Belvoir  Castle adlı şatosundaki  koleksiyonunda muhafaza edilmektedir..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir