|
Nisan 2010’da KKTC’de yapılacak “Başkanlık” seçiminin arifesinde BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un şovu Kıbrıs’ta taşları yerinden oynattı.
Güneyde Hristofyas suçlanıyor; Hükümet sallanıyor, suçlamalar ard arda geliyor. Kimi “fazla ödün verdin” diye kimi “anlaşma sözü verdin yapamadın” diye.
Kilise her zaman olduğu gibi “Türk düşmanlığı” sergiliyor. Papazların ağzından salyalar dökülüyor. ”Yoldaş Hristofyas (Tarzan) zorda!”. KKTC’de geçen gün Talat’ın görüşmecisi ve CTP milletvekili Nami’yi izledim. ”Kimse masadan kaçma lüksüne sahip değil” diyerek masada kalmanın marifet olduğunu savundu. Bizden fazla Rumları suçluyor.Yine de verdikleri ödünlere arka çıkmaktan da geri durmuyor. Ona göre hâlâ bir anlaşma fırsatı vardır (?). Çünkü “Yönetim ve Güç paylaşımında” ciddi yakınlaşma vardır. Nami, orada Talat’la birlikte, Türk Halkına kambur ütüne kambur eklediklerini ve hayatlarının ödününü verdiklerinin bile farkında değil. Rumlar Türkün bağımsız oy verme ve Self determinasyon hakkını ortadan kaldırdığı için bunu kapıp cebine indirdi; geriye kalan paralel koşulları ise reddetti. Nami ve Talat, hâlâ paketin bütün olmadığını, müzakereye açık olduğunu söyleyerek hata üstüne hata yapmayı sürdürüyor. KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat ise konumunu değiştirmeden seçime dayalı açıklamalar yapıyor. Talat anlaşma yanlısı olmakla övünmekte, bunu savunan kesimlerin oyunu almayı umut etmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Talat, "Ben ayrılığın mimarı olmam... Sonuçta ben bütün iyi niyetimle bu sorunu çözmek için uğraşırken, Rum tarafı, bazılarının dediği gibi, gerçekten ne pahasına olursa olsun anlaşma istemiyorsa ve bunun sonucu ayrılık olursa, onun sorumlusu ben değilim ki…" Bu bir itiraftır ama yine de Rum tarafına ağır suçlama değildir. Öteden beri Talat’ta alışık olduğumuz, hâlâ Rumlara bir şans tanıma eğilimi ağır basıyor. Talat dünyada birleşme eğilimimin ağır bastığını, Kıbrıs’ın da örnek oluşturacağını; Kıbrıs Türkünün Avrupa ile bütünleşeceğini ileri sürerek bunun savunmaısnı üstlendi. Oysa AB’nin sıkıntı içinde olduğu,bırakınız üyeliğe yeni alınan Polonya-Romanya-Bulgaristan gibi ülkelerin yarattıkları sıkıntıyı, banko üye kabul edilen Yunanistan-İspanya ve Portekiz’in iflâsın eşiğine geldiği ve AB’nin hareket yeteneğini olumsuz etkilediğini işarete gerek var mı? Yani Türkiye’yi AB üyeliği dışında tutma eğilimi bu kez mali ve ekonomik gerekçelere de dayandırılacak noktaya geldi. Bu durumda KKTC’nin Rumlarla ortaklık oluşturması ve AB’ye girmesi düşünülebilir mi?Talat bunu hesaplamıyor. Oysa “Avrupa Parlâmentosu Kıbrıslı Türklerle Yüksek seviyede temas Grubu” adına Koordinatör Libor Roucek, bulgularını ortaya şu şekilde koydu: “Çözüm süreci kolay bir süreç değildir. Kimse kısa sürede çözüm veya bir mucize beklememesi gerekir.” Ona göre Liderler iyi niyetlerini koruduğu sürece umut vardır. Oysa her iki Liderin başı dertte. Talat seçilmek için çaba harcayacak; Hristofyas Hükümetini kurtarmak için öteki Partilerle işbirliği yapacak ki bu da kendisinin çözüm haritasını olumsuz etkiler. Bugün karşı cephenin nabzını tutmak istedim.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
İsmet KOTAK K.K.T.C. Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı/Eski Bakan 9 Şubat 2010 |