|
Ben tarihçi değilim; öyle bir iddiam yok.
Ben, sadece tarihi okuyup araştırmayı seven ve elde ettiğim bilgi ve bulguları herhangi bir maddî menfaat gözetmeksizin paylaşan bir tarih sevdalısıyım.
Uzunca bir süredir Kâzım Mirşan ve onun takipçisi Halûk Tarcan’ın Türk tarihi ile ilgili araştırmalarını okuyorum. Okudukça da şaşırıyorum. Bu iki ismi, ilk defa , birkaç sene önce, Ceviz Kabuğu programında, Hulki Cevizoğlu’nun konukları olduğu zaman duymuştum. Sayın Kâzım Mirşan’ın , Türk tarihini okumayı ve incelemeyi sevenlerin ilgisini çekeceğini umduğum çalışmaları var. Onun çalışmalarından kısaca söz etmeden önce, kısaca Mirşan kimdir hatırlayalım :
Kâzım Mirşan, 04 .07.1919 tarihinde, bugün Çin ‘in hudutları içinde bulunan Sincan Özerk Cumhuriyeti’nde, yani bizim Doğu Türkistan dediğimiz topraklarda, Balkaş Gölü’nün güneyindeki İli Nehri üzerindeki Qulca’da doğmuş. İlkokulu Qulca(Kulca)’da, orta okul ve liseyi İstanbul’da okumuş.
Almanya’da Berlin Üniversitesi’nde ve İstanbul’da Teknik Üniversite’de İnşaat Yüksek Mühendisliği eğitimi almış.
Çince, Rusça, Japonca, Kazakça, Uygurca, Tatarca, Tarançça, Kırgızca, Tümenlikçe, Azerice, Almanca, İngilizce, ve Türk lehçeleri (Ttatarca, Özbekçe, Başkurtça, Tarançıca, Kaşkarlıkça(yani Uygurca), Kazakça, Kırgızca, Azerice, Türkiye Türkçesi ile kendi ana lehçesi olan Tümenlikçe) dışında, İtalyanca, Lâtince, Yunanca’yı meslek araştırmalarına yarayacak kadar biliyor. Sanskritçe, Osmanlıca, eski Grekçe okuyup- yazabiliyor; Orta Asya Türk dillerinin tamamını lehçe ve ağızlarıyla biliyor. Sayın Kâzım Mirşan’ın en son Bodrum’da yaşadığını duymuştum, son durumu hakkında bilgi edinemedim. Sayın Mirşan, kendini Türk tarihine adamış bir insan... Dünyada, Türk tarihi ile ilgili olarak araştırma yapmadığı yer kalmamış.
Ona göre, Türk tarihinin bulgu ve belgeleri yanlış okunmuş ve değerlendirilmiş. Türkler, tarihlerini yabancıların dedikleri gibi kabul etmişler. Oysa, gerçek çok farklı. Türk tarihi sanılandan da eskiye gidiyor.
Ne var ki, Sayın Mirşan’ın tespitlerine bizim tarihçilerden çok büyük bir tepki var.
Mirşan’ın dediklerini kabul etmiyorlar, saçma buluyorlar ama söylediklerinin yanlış olduğunu da ispatlayamıyorlar. Oysa Mirşan bulduğu belgelere ve bunlar üzerinde okuduklarına dayanarak konuşuyor. Kanaatimce, eğer Mirşan’ın tespitleri doğru ise, bizim tarihçilerin tamamı Türk Tarihi’ne sil baştan başlamak zorundalar.
Örneğin, Sayın Mirşan :
“...Tarihte Göktürk Devleti diye bir devlet hiç olmamıştır, böyle bir devlet yoktur.
... Tarihte Uygur diye bir ad ve bir halk yoktur. Balasagun Yazıtı’nda, TENRİDE UYUĞUR QAĞAN yazısı, UYGUR KAĞANI diye tercüme edilmiştir. Aslı, Tanrı’ya uyan, onun varlığını kabul eden Kağan, demektir. Doğu Türkistan halkına, ki ben de oralıyım, yıllar boyu SEN UYGURSUN dendiğinden, onlar da bu adı benimsemişlerdir” diyor.
“Orhun anıtlarının üzerindeki yazıların yanlış okunduğunu ve yanlış değerlendirildiğini, tarihinin de yanlış algılandığını, Türk tarihinin İÖ. 14 000’lere kadar gittiğini” söylüyor.
Özellikle tarihçilerin ve tarih öğretmenlerinin , Sayın Mirşan’ın tüm bulguları ve belgeleri ayrıntılarıyla anlattığı kitaplarını okumalarında yarar olduğunu düşünüyorum.
Örneğin, mumya konusu bile, Sayın Mirşan’ı doğruluyor. Biz, genelde mumya denince, Mısır mumyalarını anlarız. Oysa, Orta Asya’da da mumya yapma tekniği biliniyordu. Bugün, İÖ. 2 000 yıllarına ait mumyalar bulunmuştur. Bu mumyaların en büyük özelliği, iç organlarının çıkarılmamış olmasıdır. Bu durum, Mısır’da uygulanan teknikten çok daha ileridir. Dahası da var : mumyaların üzerinde at kılıyla dikilmiş ameliyat izleri tespit edilmiş.
Sağlık eski bakanlarından Halil Şıvgın bakın bu konuda neler diyor :
“...1984 yılında Çin’i ziyaret ettiğimizde, bize Turfan’da bulunan bu mumyaları gösterdiler. Mumyalarda ameliyat izleri de vardı. Sonraları bu ameliyat konusunu, yurt dışında yaşayan ünlü beyin cerrahımız Gazi Yaşargil’e de sordum. Yaşargil, bana, aynı yöreye bir heyetle gittiklerini, Türkler’in İsa’dan binlerce yıl önce beyin ameliyatı yaptıklarını öğrendiklerini, hatta orada kullanılan bir aleti alarak günümüze uyarladığını, bu beyin ameliyatı aletini günümüzde kendi adıyla anıldığını, söyledi.”
KÂZIM MİRŞAN DİYOR Kİ
Ön – Türk kültür tarihi, Sovyet Bilim Akademisi tarafından yapılan C14 testiyle, İÖ. 14 000 tarihine kadar gitmektedir.
Türkler, Orta Asya’da önceleri oba/aşiret olarak yaşıyorlardı. Sonraları, bu aşiretler bir araya gelme ve tek yönetimde birleşme ihtiyacı duydular ve yaklaşık İÖ. 10 000’lerde UŞUNUY (Uşunguy) adıyla tarihe geçtiler. Bunu, bir federasyon olan ON- UYUL takip etti.
ON(HUN) -UYUL adı, tarihi en çok İÖ. 5 000’ler olabilecek ON NOTASI denen, çubuklara yazılmış tarihteki ilk barış teklifi metninde okunmuştur.
Barış metninde, varlıkları teyit edilen ON (HUN)’ların tarihi, günümüzde İÖ. 220 olarak bilinmesine rağmen İÖ. 5 000’lere kadar gitmektedir.
ON-UYUL’un başkentinin neresi olduğu kesin olarak tespit edilememiştir ama, büyük bir olasılıkla Semerkand olduğu düşünülebilir.
ON-UYUL’un sınırları, genel olarak bugünkü Türkistan’ı kapsamaktadır. Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın bir bölümü bu çerçeve içindedir. ON-UYUL, yazısı olan ilk devlet olarak tanımlanabilir.
Türkler, federasyonlar ve sonunda büyük imparatorluklar demek olan konfederasyona kadar vardılar. Ve de, tarihin ilk dönemlerinde üç büyük konfederasyon kurdular.
Bu konfederasyonlar : (BİR – OY BİL), (AT – OY BİL), (TÜRÜK – BİL)’dir.
BİR-OY BİL: Ön- Türkler’in ilk büyük konfederasyonudur. Rumanya ile Altay Dağları arasında kurulmuştur. İlk başkentinin nerede olduğu bilinmiyor. İkinci başkenti SUB-OĞ’dur. Üçüncü başkenti Uçuğıltır Köl’ün üzerinde liman şehri olan AT-OĞI BOLIQ diye geçmektedir.
Urqun yazıtlarında adı okunmaktadır. Tarihte görünmesi, şimdilik yaklaşık İÖ. 8500’lere kadar gitmektedir.
AT-OY BİL: Bir Oy Bil yönetimi, bu ad altında siyasal varlığı, zaman ve mekândaki gelişimler yüzünden etkisini kaybetmiş, yeniden yapılanarak İÖ. 1517’de, AT-OY BİL adıyla tarihte yer almıştır.
Bu konfederasyonun oluşumunu, Volga ve Qama’nın birleştiği noktada bulunan bir bitik taşından öğreniyoruz. İTİZ ÜR-ÖG adı verilen bu bitik taşını, İÖ. 522/519 yılları arasında, TÜRÜK BİL komutanlarından ve aynı zamanda ünlü bir tarihçi olan ÖNRE- BİNABAŞI(öngre- binğabaşı) dikmiştir.
Önre- binabaşı, İÖ. 517’de, AT-OY BİL’i kurmuş olan İL BİLGE QAĞAN ile İL BİLGE QATUN QAĞAN (kadın qağan)’ın anıtlarını dikti; İÖ. 522 (Barş Yılı) ile İÖ. 519 (Yılan yılı) arasında iki yıl, aynı yerde, sonradan yazdıklarını da bu anıtlara UR/durdu.
AT-OY BİL, ( Tanrıya kavuşmuş ruh inancında olanlar egemenliği) demektir. Başkenti AT-OĞI BOLIQ’dır.
Sınırları içinde : BİR-OY BİL ana devlet olmak üzere, Karadeniz’in kuzeyi, Aral’ın kuzey doğusu, Harzem, Kırım, Rumanya, Bulgaristan gibi devlet ve halklar bulunuyordu.
TÜRÜK BİL: İÖ. 879 ile İS. 580 yılları arasında egemen olmuştur.
Türk adı ilk kez Anadolu’da İÖ. 2200’lerde geçmiştir. Türk adının ikinci kez geçtiği yer de İÖ. 875’te kurulan TÜRÜK BİL devletidir.
İÇÜÜM APAM BUUMİN QAĞAN İSTEMİ tarafından, İÖ. 879’da, İdil- Oral’da kurulmuştur. Kısa bir karışık dönem geçirmiş, İÖ. 565’te başkent URQUN BOLIQ’a (Orhun Bolıq) nakledilmiştir.
İkinci başkent, Rusya’da Qazan’ın güneyinde SUB-OĞ ‘dur.
Kültigin’in İS. 575’te ( 732’de değil) ölümünden 5 sene sonra, 580’de dağılmıştır.
Adriyatik’ten Çin’e, Sibir’den Pamir’e kadar yayılan geniş topraklardaki halkı (879+580) 1459 yıl tek amaç etrafında toplayan bu egemenlik, şüphesiz güçlü bir imparatorluktu.
Bu tarihler arasında olduğu sürülen Uygurlar ve Göktürkler hayali Türk devletleridir. Böyle iki devlet tarih boyunca hiç olmamıştır. KÂZIM MİRŞAN’A GÖRE ORTA ASYA BULUNTULARI:
Orta Asya’daki Türk buluntuları denince, akla hemen Orhun Anıtları gelir. Orhun Irmağı vadisinde, Koç Çaydam Gölü civarında bulunan bu yazıtlar 6 tanedir ve bunların ilk üçü önemlidir. 1839’da, Danimarkalı gezgin Thomsen tarafından okunan taşların üçü: KÜLTİGİN Anıtı , BİLGE KAĞAN Anıtı ve TONYUKUK Anıtı’dır. Biz, genelde, Türk adının geçtiği ilk Türkçe metinler, bilinen ilk Türk devletinin kuruluşu ve yönetimiyle ilgili bilgi veren ilk kaynak olarak ORHUN ANITLARI’nı biliriz.
Yine biliriz ki, Bilge Kağan Anıtı 735’te, Kültigin Anıtı 732’de dikilmiştir. Bu tarih, Türkçe bilmeyen Radlof tarafından teorik olarak belirlenmiştir. Neden bu tarihte dikildiği mantıklı bir şekilde açıklanamamıştır.
Resmi tarih ve dilcilerimiz ise, bu 732 tarihini sorgulamadan kabul etmişlerdir. Diğer taraftan bakıldığında, İstanbul’da Ayasofya’nın tarihi çok daha eskilere gitmektedir.
Ayasofya’nın yapım tarihi İS. 360’tır. Sadece Ayasofya’nın Türk tarihinden daha eski olabileceği düşünülebilir mi ?
Kâzım Mirşan, (Türk Kültürü Dergisi’nin Yıl: 1983, Sayı: 241’ de belgeleriyle açıklayarak) Kültigin Anıtı’nın dikildiği tarih olarak İS. 575’i verir ve bu tarihte Kültigin öldü, der.
Kâzım Mirşan’a göre, Orhun yazısı Türkler’in ilk yazısı değil, Ön- Türk damga sistemi yazının alfabetik yazı sistemine döndüğü son yazıdır.
Sayın Kâzım Mirşan’ın Türk tarihine sunduğu ve İÖ. 14 000’e kadar giden buluntulardan bazıları şunlardır:
HOYTI TAMIR GÜNLÜKLERİ:
Orhun Irmağı vadisinde bulunan ve bu adı taşıyan kayalıklara yazılmış yazılardır. İÖ. 879 – İÖ. 516 yılları arasında yaşanan günlük önemli olaylar kısa kısa birkaç satırla vurulmuştur. 363 yılın önemli olaylarını nakletmesi bakımından önemi büyüktür. Buraya bir açık hava arşivi ya da açık hava gazetesi demek de mümkündür.
ALTI YARIQ TİGİN :
İÖ. 1517- İÖ. 512 arasını kapsayacak şekilde, rahipler tarafından yazılmış ve bir mabette saklanmıştır. İÖ. 516’da mabetlerin kontrol altına alınmaları üzerine, mabetteki yazıların hepsi kopya edilerek Miran kentine götürülmüştür.
Macar Türkolog Aurel Stein, 1907’de, Içkı Türkistan’ın Miran (Tunghuang) kentinde, çok eski bir Türkçe ile yazıldığını kabul ve ilân ettiği (Altı Yarıq Tigin)’e ait 3 yaprak bulmuştur.
Altı Yarıq, “ Tanrı’ya varma, onda erime, onunla özdeşleşme için gerekli olan 6 fazileti ifade eder.”
TAMGA KAYA RESİM- YAZILARI:
Orta Asya’da, (Tamgalı- Talas Vadisi- Issıq Köl üçgenindeki bölgede) İÖ. 18 – 12 000’lerden başlayarak İÖ. 8 – 7 000’lere tarihlenen Tamga adı verilen sembol – şekillere rastlanmıştır.
İTİZ ÜR-ÖG BİTİG TAŞI:
Volga ve Qama’nın birleştiği noktada bulunan bu taş, İÖ. 522’ye tarihlenmektedir.
ŞÖLGEN TAŞ YAZILARI:
Şölgen Taş Mağarası’nda, İÖ. 14 000’lere tarihlenen kaya resimleri – yazılar bulunmuştur.
TARİAT BİTİK TAŞI:
Bir kaplumbağa kaidesinin üzerine oturtulmuş taş, 1969’da, Taryat bölgesinde bulunmuştur. “ Tenride Bolmış İl İtmiş Bil” (Tanrıda doğmuş halkı kalkındırmış egemenlik ) başlığını taşır. Nasıl egemenlik kurduklarını anlatır. 10 bölümdür.
SİNE UŞU BİTİG TAŞI:
Finliler tarafından, Moğolistan’da, Şine Usu Irmağı yöresinde1909’da bulunmuş, 1918’de Ramstedt tarafından yayınlanmıştır.
11 nci bölümden devam ederek başlar. 14 ncü Bölüm Pers seferini, Daryüs I ile barış antlaşmasını ( İÖ: 14.2. 533) ; 15 nci Bölümde, Çanakkale seferini, İstanbul’da kurulmuş olan OY- URUM ATIN devletini anlatır. 17 nci bölümde Yunanistan’ın ilk adının İÇÜY ÖK olduğunu öğreniriz. *** KAYNAK: Haluk Tarcan, Ön- Türk Uygarlığ Öntürk Uygarlığı Araştırmaları Merkezi Yayını, Paris, 2003
Sayın Kâzım Mirşan’ın yayınladığı kitaplar, kitap özetleri ve kendisiyle iletişim için www.geocities.com/kazimmirsan sitesini tıklamanızı öneririm. 
Ahmet Akyol 18 Eylül 2007 |