KAYMAKAM DEMİR BEY

DEMİR HULUSİ GÖKDEMİR

demirbey

( KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA YALOVA KAYMAKAMI DEMİR BEY)

Yalova ve civarında, milli mücadeledeki olumlu hizmetleriyle anılan ve olumlu hizmetlerde bulunduğu halde yeterli ölçüde bu hizmetleri duyulmamış Mülki İdare Amiri olarak Demir Bey’in adı geçmektedir.

Tam adı Demir Hulusi GÖKDEMİR’dir; Kışlaçay’lıdır. Babasının adı, Osman’dır.

Sakarya ili  Geyve ilçesine bağlı olan Kışlaçay Köyü, (eskilerin Hicrî tarihle 1293’ te olduğu için ’93 Harbi’ dediği) 1877- 78 Osmanlı – Rus Savaşı sırasında, Artvin’ in Borçka ilçesinin Karşıköy( eski adı Zedovan) ’ ünden  göç ederek yerleşenlerin kurduğu bir köydür.

Demir Bey’in belgelere dayanan belirli bir biyografisi yoktur. Onun hakkında bilinenler, ya onu tanıyanların anlattıklarından, ya da çeşitli şekillerde yazılmış bazı anılardaki gözlemlerden ibarettir.

Bu verilere göre, Demir Bey’in faaliyetleri, millî mücadele öncesinde ve millî mücadele sırasında olmak üzere iki bölümde incelenebilir.

Demir Bey, millî mücadele öncesinde, daha çok Bulgar Sadık ile anılmaktadır.

Bulgar Sadık, asıl adı Dimitrioğlu İstoyan olan Bulgar kökenli bir çeteciydi; 2 nci Abdülhamit döneminde Müslüman olarak Mehmet Sadık adını aldı ve Gazi Ethem Paşa tarafından evlat edinildi.

Bulgar Sadık, Teşkilât-ı Mahsusa’da görev aldı, millî mücadele döneminde özellikle İzmit ve yöresinde Rum eşkıyasının yok edilmesinde önemli hizmetlerde bulundu.

Bulgar Sadık, Kurtuluş Savaşı’nda Yalova’da önemli hizmetlerde bulunan Demir Bey hakkında anılarında şunlardan söz eder :

 “…Bir gün, Alemdağ’da, Lazköy’deydim. Dayı Mesut’la Yavuz Fehmi’ye katılan hamiyetli subaylarımızdan Demir Hulusi Bey, yanıma geldi. Bu kahraman arkadaş, Karakol Cemiyeti tarafından Damat Ferit’i yok etmeye memur edildiğimi bana tebliğ etti.

(Bulgar Sadık, Damat Ferit Paşa’yı öldürmek için Rumeli Hisar’da bir pusu kurar. Ancak, durum anlaşılır. Sadık kaçarak Alemdağ’a döner.)

Bu ifadelerden Demir Bey’in, Karakol Teşkilâtı’nın çok önemli isimlerinden biri olduğu anlaşılıyor. Sıradan bir teşkilât üyesi olması durumunda, değil böyle bir görevi tebliğ etmek, herhalde böyle bir olaydan haberi bile olamazdı.

Demir Bey, Bulgar Sadık’la çeşitli maksatlarla bir araya gelmiş ve çeşitli etkinliklerde bulunmuştu. Bunlardan biri de, Şile’de, Kara Yorgi adında bir casusun cezalandırılmasıydı. Aslında Yunan Albayı olduğu ileri sürülen bu şahıs, Todori adıyla Şile’de bir bakkal dükkânıyla, iskele gazinosunu işletmekteydi.

Kocaeli Kuvâ-yı Milliye Komutanı Yenibahçeli Şükrü, anılarında bu olaydan şöyle söz eder:

“Bakkal Todori Yunanlıydı ve Mavri Mira denilen bir komitenin elebaşlarından olmakla beraber cebinde İngiliz pasaportu taşıyor ve İngilizlerin himaye ve koruması altında çalışıyordu. Bakkal dükkânından başka bir de iskele gazinosunu işletiyordu. Bakkaliye malzemesi namı altında Yunan ve İngiliz kaynaklarından gönderilen silâh, cephane ve bomba sandıkları bunun mağazasına geliyor ve buradan taksim ediliyordu. Bunun ortadan kaldırılması o mıntıkadaki Rum çetelerini başsız bırakacak ve kötülük kaynaklarını kurutacaktı. Bu işin icrasına Yüzbaşı Demir Hulusi Bey’le, Sadık Baba memur  edilmişlerdi.”

Bulgar Sadık’ın bu olayla ilgili anıları ise şöyledir :

“…Bize katılan Demir Hulusi Bey ve arkadaşlarıyla gerekli temizliği yapacak ve hain kafaları kopartacak kadar kuvvetlenmiştik. Bir gece yarısı, 70 arkadaşla yola çıktık. Şile Kalesi dibine geldik. Bazı arkadaşlarımız değişik yörelerde değişik gösteri hareketleri ile dikkati dağıtırken, Demir Hulusi Bey ile yanımıza aldığımız 8 arkadaş, Şile’nin içinde çıbanbaşı olan Todori’yi kaçırdık ve Şile’nin dışına çıkararak cezalandırdık.”

Karakol Teşkilâtı kurucularından olan Kara Kemâl de, anılarından Demir Bey’den şöyle bahseder :

“…Rahmetli Yenibahçeli Şükrü , Oğuz, Dayı Mesut Gürbüz, Fethi Yavuz ve Bafra Jandarma Komutanı Nail, Demir Bey’in himmetiyle, İzmir’in işgâlinden çok evvel Kocaeli’de ilk silâhlı kuvveti kurdular.”

Maltepe Endaht Mektebi (Maltepe Atış Okulu)  Komutanı Yenibahçeli Şükrü Bey, Kocaeli Kuva-yı Milliye Komutanı olarak bölgedeki milis kuvvetlerinin başına geçmişti. Okulun eğitmen kadrosunda bulunan Yüzbaşı Hulusi (Demir ) Bey de ona bağlı olarak çalışıyordu.

Karakol Teşkilâtı içinde, Kocaeli bölgesinde etkin faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan Demir Bey, mevcut kaynaklarda belirtildiğine göre, 1921 yılı Ocak ayı içinde, TBMM tarafından Yalova’ya Kuva-yı Milliye Komutanı olarak atandı.

( Karakol Teşkilâtı : Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında İstanbul’da kurulan ilk ve en önemli gruplardan biridir. Önceleri, son bulan İttihat ve Terakki Fırkası’nın başsız kalan mensupları arasında gizli bir korunma ve direniş grubu halinde oluşan teşkilât, daha sonra Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen gizli bir kuruluşa dönüştü. Cemiyetin Mim Mim Grubu, Hamza Grubu, Namık Grubu gibi kuruluşlardan farklı yanı, İstanbul’la yetinmeyerek faaliyet sahasını genişletmesi olmuştu.)

O dönemde, bölgede bulunan bazı Abazalar ayaklanmışlardı. Çerkez Ethem ayaklanmasının da aynı döneme rastladığı, Batı Cephe Komutanlığı’nın Kuva-yı Seyyare’yi dağıtarak, düzenli ordu birliklerine geçiş hazırlığında olduğu bu dönem içinde, Demir Bey’in, Yalova ve civarında dağınık halde bulunan müfrezeleri bir merkez etrafında toplamak için bölgeye gönderildiği tahmin edilebilir.

Gerçekten de kısa bir süre sonra, Demir Bey, bölgeden topladığı eli silâh tutanlarla birlikte ” Yalova Milli Müfrezesi”  adı verilen bir birlik kurdu.

Kaymakamlık görevini de üstlenen Demir Bey, görevine Kabaklı Köyü’nde başladı. Kabaklı Köyü, etrafı hakim tepelerle çevrili, savunulması kolay, Karamürsel – Yalova yolunu kontrol altında bulunduran bir noktadaydı.

Demir Bey, Yalova Bölgesi Kaymakamı ve bölgedeki milli mücadelenin temsilcisi olduğu sırada Yalova’da Osmanlı Hükümeti’ne bağlı bir Kaymakam vardı. Örneğin Mondros Ateşkesi sırasında Kaymakam Mehmet  Ali Bey’di.

Yunan işgali sırasındaki Kaymakam ise Mehmet Şükrü Bey’di.  Mehmet Şükrü Bey, İstanbul Hükümeti’ne bağlıydı ve Yalova’yı işgal eden Yunan komutanının kontrolündeydi. Mehmet Şükrü Bey’in, 1921 yılı Şubat ayında, Adalar Kaymakamlığı aracıyla Osmanlı Hükümeti’ne sunduğu raporun bir bölümü şöyledir:

“İçişleri Bakanlığı Yüce Makamlarına

Devletli Efendim Hazretleri

 Yunan işgali altında bulunan Yalova kazası Hükümet Konağı üzerinde, Yunan bayrağı dalgalandırılmaktadır. Hükümet konağında kaymakamlık makamına ait olan oda, Yunan kumandanı ve çoğu odalar dahi Yunan memurları tarafından işgal olunmuş, belediye dairesinde bulunabilen oda, kaymakamlık makamı olarak tahsis edilmiştir. Kaymakamlık makamı, hükümet işlerini, hakkıyla değil, bir dereceye kadar olsun yerine getirmede başarılı olamayarak yetki ve imkânını başka yerlere göç edeceklere vereceğine, meşguliyetinin başlıca mesaisini işgal güçlerinin iskânlarını sağlama, motor ve araba alma, hayvanlarına yem ve saman temin etme işlerine yoğunlaştırmaktadır.

…Postanın denetlemeye tabi bulunmasından dolayı resmi yazılar dahi incelenmekte ve değerlendirilmekte olunmasına bağlı olarak bölgenin durumu hakkında kazadan bildirimde bulunmak mümkün değildir.

Kazada bir jandarma erinin dahi olmayışı Müslüman halkta can güvenliği için ufak bir umut ışığı bırakmamıştır.

… İslamların sürekli baskı altında bulundurulmaları yüzünden umutsuzluk ve çaresizlik ile ortaya çıkabilecek ufak bir hareket, halkın boğazlanmasına veyahut Milli Kuvvetler tarafından yapılacak bir saldırı, Müslüman halkın telefi ve yok edilmesi için Yunanlılarca bir sebep sayılacağının apaçık olduğu arz edilir.  Bu konudaki sözlü ve yazılı buyruk ilgili kişi için emirdir. Şubat 1921, Yalova Kaymakamı Mehmet Rüştü  (Başbakanlık Osmanlı Arşivi: DH. EUM. AYŞ./ 76-17/1337-Ca-25.)“ (Muhsin Sevencan, Haberci, 17.2.2012)

23 Nisan 1920’de Ankara’da  TBMM’nin açılmasıyla birlikte İzmit Sancağı bölgesinde hareketi saatler yaşanıyordu.

Bir tarafta TBMM’nin otoritesini temsil eden Millî Ordu ve Kuvâ-yı Milliye müfrezeleri, diğer taraftan  Osmanlı Hükümeti’nin varlığını sürdürmek isteyen güçler ve işgal güçleri arasında kıyasıya bir mücadele başlamıştı.

Bu tarihten itibaren bölgedeki askeri faaliyetlerle, idari ve siyasi faaliyetleri birbirinden ayırmak oldukça zordur.

Bu dönemde TBMM Hükümeti, İzmit Mutasarrıflığı’na  Sadettin Bey’i atadı. Sadettin Bey, bölgede görev yapan tüm komutanlar ve yöneticilerle yakın ilişki içinde oldu.

Demir Bey’in aynı dönemde TBMM Hükümeti’ne bağlı olarak Yalova Kaymakamlığı’na atandığı anlaşılıyor.  Yalova merkezinde Osmanlı Hükümeti’ne bağlı bir Kaymakam olduğundan, Demir Bey görevini Kabaklı Köyü’nde yaptı. Yalova düşman işgalinden kurtulduktan sonra ise Demir Bey, Yalova’da bir süre görev yapmış olmalıdır.

Genelkurmay Başkanlığı Arşivi’nde, Demir Bey’in Yalova Kaymakamı ve Kuvâ-yı Milliye Komutanı olarak kabul edildiğini gösteren pek çok evrak ve belge vardır. Birkaç örnek görelim:

“2 Haziran 1921 günü, Demir Bey’in durumla ilgili bilgileri muntazam olarak Karamürsel Taburu veya Karamürsel Mevki Kumandanlığı vasıtası ile göndermesi istenmişti.” (ATASE Arşv, Kls. 1166, Ds. 11, Fhrs.3)

“ Kabaklı Köyü’nde bulunan Yalova Kaymakamı Demir Bey, 4 Haziran 1921 günü, İznik Kaymakamı vasıtasıyla cepheleri ve mevcut kuvvetlerin durumunu bildiren uzun bir rapor gönderdi.” (ATASE Arşv, kls.1166, Ds.11, Fhrs. 18)

“Yalova Kaymakamı Demir Bey, 13/14 Haziran 1921 gecesi, keşif için cephe gerisine çok sayıda keşif kolu gönderdi.” (ATASE Arşv. Kls. 1166, Ds. 11, Fhrs. 99/44)

Demir Bey, topladığı personelle giderek güçlendi. Kısa bir süre sonra, önemli bir çeteci olan Hasan Kardaşko, adamlarıyla birlikte Alemdağı’ndan gelerek Demir Bey’e katıldı.

2 nci İnönü Muharebesi’nden sonra, bölgede Yunan mezalimi artmaya başladı. Bunun üzerine Demir Bey ve Şeyh Şerafettin’in öncülüğünde Reşadiye ( Güney) Köyü’nde toplanan civar köylüler, Elmalık – Gacık – Yalakdere – Geyve yoluyla Adapazarı civarına göç ettiler.

Kabaklı Köyü’nde bulunan Demir Bey, yöreden eli silâh tutanlarla birliğini genişletti.

1921 yılı Mayıs ayı başında, Yalova Milli Müfrezesi’nin bir bölümü Geyve Boğazı’nda görev aldı.

Yunanlılar, 11 Mayıs 1921 günü, Karacaali ve Kapaklı’ya asker çıkardılar. Amaçları, Haydariye doğrultusunda bir askeri eylem gerçekleştirerek, Samanlı Dağları yücelerinde etkinlik sağlamayı başaran Demir Bey’in güçlerini geri atmaktı. Demir Bey, Haydariye’de, Yalova Milli Müfrezesi’nin bir ileri karakolunu kurmuştu. Yunanlılar’ın Kapaklı, Karacaali ve Küçükkumla’da etkili olmaları üzerine, Demir Bey, denizden içeride bulunan Büyükkumla Köyü’nü boşalttırdı.

Demir Bey’in emrindeki Yalova Milli Müfrezesi, Samanlı Dağları’ nda zaman zaman Yunan birlikleriyle çarpıştı. Yunanlılar’ın askeri intikallerini engelleme çabası gösterdi.

15 Temmuz 1921’de, Yalova Milli Müfrezesi unsurlarından, Bağımsız Yalova Bölüğü kuruldu.

İstanbul’dan gelen Yüzbaşı Kâzım Bey, yeni kurulan bölüğün komutasını üstlendi ve komuta yeri Gacık Köyü’ne alınan Bağımsız Yalova Bölüğü, doğrudan Mürettep Kolordu Komutanlığı’na bağlandı.

Yunanlıların bölgeden çekilmesinden sonra, 19 Temmuz 1921’de, Bağımsız Yalova Bölüğü unsurları Yalova’ya girdiler.

Elbette, bu tarihten sonra  Osmanlı Hükümeti’ ne bağlı Kaymakam’ ın görevde kalması mümkün değildir. Demir Bey,  TBMM’ ne bağlı Yalova Kaymakamı olarak görevine devam etmiştir.

Sakarya Muharebeleri’ nden  (23 Ağustos – 13 Eylül 1921 ) sonra, bölgede çok ilgi çekici bir olay yaşandı. Bu olay Demir Bey’in meşruiyeti açısından çok önemlidir.

Yunanlılar, Sakarya Muharebeleri’nde mağlup olduktan sonra, Sevr Antlaşması sınırlarına çekilecekleri şayiasını yaymaya başladılar.

Bu şayialar üzerine Karamürsel- Yalova  bölgesi halkından olup Kuvâ-yı Milliye  birliklerinde vazifeli erlerin bir kısmı memleketlerini savunmak için firara teşvik edildiler. Çerkes Bezak ve Osman Çavuş isimli iki kişi, firarileri etraflarında toplanmaya çağırdılar.

Bunlar, amaçlarının müstakil bir cephe kurarak Yunanlılarla savaşmak olduğunu etrafa yayıyorlardı.

Fakat, 13/14 Ekim 1921 gecesi, firarilerin 400 kişiye ulaştıkları ve maksatlarının Yalova Kaymakamı Demir Bey’i öldürerek iki kasabayı birleştirmek, Adapazarı ile birlikte tarafsız bir bölge kurmak olduğu haber alındı. (Yusuf Çam, Milli Mücadelede İzmit Sancağı, s.203)

İsmet Paşa, 17 Ekim 1921 günü, asilerin başında kimlerin bulunduğunu, Yalova’nın askeri ve sivil idaresinden sorumlu olan Demir Bey’in akıbetinin ne olduğunu sordu ve Kuvâ-yı Tedibiye Kumandanlığı’na Reşat Bey’i  tayin ettiğini bildirdi. (ATAŞE Arşv, Kls. 1261, Ds. H-1, Fhrs. 3/ 13)

İsmet Paşa, o tarihte Mirliva rütbesindeydi ve Batı Cephesi komutanı idi.

İsmet Paşa’nın bu talimatı, TBMM’nin  Demir Bey’e verilen önemi gösterir.

Demir Bey, Büyük Taarruz sırasında Kabaklı Köyü’ nde kaldı ve Kaymakamlık görevine devam etti.

Demir Bey’in Yalova Kaymakamlığı’nı kurtuluştan sonra bıraktığı, bir süre Taşköprü’de oturduğu, nihayet İstanbul’ a taşındığı, elindeki bilgi ve belgeler kamuoyuna yansımadan vefat ettiği, bugün yaşlı tanıklar tarafından anlatılmaktadır.

Halil DÖNMEZ:

“…1924 yılında, Bulgaristan’dan önce Bursa’ ya, sonra Yalova’ nın Kabaklı Köyü’ ne göç ettik. Biz geldiğimizde, Demir Bey, Kabaklı’ dan ayrılmıştı. Taşköprü’ de oturuyordu. Çok sevilen ve sayılan bir insandı. Kabaklı Köyü’ nde, şimdiki caminin yol tarafında, ahşap, iki katlı, altında bodrumu bulunan büyük bir bina vardı. Demir Bey, burasını hükümet binası olarak kullanmış. 1930’ lara kadar olan bu bina, şimdi yıkıktır.” (5 Ocak 1998 günü, Sayın Halil Dönmez ile yapılan söyleşiden …)

Hüseyin KARA:

“…Cumhuriyet’in ilânından sonra, Yalova o zamanlar sıtma yatağı olduğu için, Taşköprü’ de oturan ve burada muhtarlık yapan Demir Bey, zaman zaman Kabaklı Köyü’ ne gelirdi. Orta boylu, sarışın, kırmızı benizli, güleç yüzlü bir insandı. Dürüst ve tatlı sert bir kişiliği olduğundan herkes kendisini çok severdi. Babam Ahmet Kara, Kurtuluş Savaşı’ nda Demir Bey’ in emrinde görev yapmış. Gösterdiği başarılı hizmeti dolayısıyla İstiklâl Madalyası ile ödüllendirildi. Babam, her zaman Demir Bey’ den, onun dürüstlüğünden ve vatanseverliğinden sevgi ve saygıyla bahsederdi.

Ben, uzun süre öğretmenlik yaptığım için Kabaklı Köyü’ nün durumunu iyi biliyorum. Bazıları Demir Bey’ in Berber Ahmet’ in evinde kaldığını söylüyorlar. Ancak, cami ile bugünkü Sağlık Ocağı arasında iki katlı büyük bir Hükümet Konağı varmış. Demir Bey burada kalırmış. Bugün bu bina yıkıktır. Ayrıca, Abdullah Hoca’nın 2 katlı evi postane olarak kullanılmış. Bu bina da sonradan yıkıldı. Duyduğuma göre, Rüstemin Zekeriya denilen yerde askerlerin çadırları varmış.

Söylenene göre, Demir Bey Yalova’ ya geldiğinde Binbaşıymış. Sonra Yarbay olmuş. Demir Bey’ in iki hanımı vardı. Birinin adı Ayşe idi. Çocukları olup olmadığını bilmiyorum. Galiba yoktu. “ (12 Aralık 1995 günü, Sayın Hüseyin Kara ile yapılan söyleşiden…)

Hamza AKBAY:

“…Demir Bey’in karısı Rum’du… Lefke’ li… Çocuğu yoktu. Eski karısından bir oğlu olduğunu söylerlerdi ama ben görmedim. Karısını mübadeleye tabi tuttular. O da bunun üzerine Yalova’ yı terk ederek İstanbul’ a taşındı. Zaman zaman Yalova’ ya gelirdi. “ (Sayın Sinan Bozoğlu’ nun, 14 Ekim 1982 günü, Sayın Hamza Akbay ile yaptığı söyleşinin ses bandından…)

***

(NOT: Yukarıdaki yazı ilk kez 1 Temmuz 1998’de yayımlanmış, daha sonra elde edilen bilgi ve belgelerle giderek geliştirilmiştir.)

aakyol

YAZIYA GELEN YORUM VE BİLGİLER:

Sayın AKYOL,

Hulusi Demir hakkındaki yazınızı büyük bir heyecanla okudum. Hulusi Demir,  babamın (1976 Yılında Emekli Albay  olarak vefat etti) dayısıdır. Babam kendisini zaman zaman ziyaret ederdi. Hatta babamın da Komando olması vesilesi ile çetecilik günlerinde çektirdiği sakallı resimlerini kendisine verdiğini biliyorum, resimlerin aile arşivimizde olduğunu umuyorum. Hulusi Demir’ i ( kendisine Demir Dayı unvanını kullanmaktayız) bir kere Tarlabaşı’ ndaki evinde ben de babamla birlikte ziyaret etmiştim. Yaşlılık zamanı olduğu için ve aradan çok zaman geçtiği için yazınızda bulunan resim ile karşılaştırma konusunda fazla fikir yürütemeyeceğim. Ancak benzediğini söyleyebilirim.

Eşinin Rum asıllı olduğunu ve bir oğlunun olduğunu biliyorum. Eşinin ismi Ulviye idi. Ulviye yengemiz hiçbir zaman dayımızı yalnız bırakmadı, dayımız hakkın rahmetine kavuştuğundan sonra da irtibatını kesmedi.

Bazı detayları da hatırladıkça size yazmak isterim.

Örneğin:  Demir Dayı Çanakkale savaşında keskin nişancı bölüğünde yer almış. Orada yaralanınca Yüzbaşı rütbesi ile cephe gerisine alınmış.

Demir Bey’ den Hıfzı Topuz’un “Çamlıca’nın Üç Gülü” romanında da bahsediliyor. Romanda Mütareke yıllarında Türkler üzerindeki baskılarını arttıran Rum çetelerine karşı koruyucu olduğu anlatılıyor.

Demir dayımız gibi kurtuluş davamızda yeri olan bir şahsiyeti gün ışığına çıkarmanız bizi ziyadesi mutlu etti.  Bu konuda sizlere sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

Saygılarımla…

Y. BURGAZ, ANKARA, 25 Mart 2013

*

Sayın Ahmet AKYOL,

Demir dedem hakkındaki yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Demir Bey, benim babamın amcasıdır.

Hayatta olan amcam Kemal Gökdemir, kendisini daha iyi tanımaktadır. Amcamla Kışlaçay köyümüzde Demir dedem hakkında konuşmuş, sohbet etmiştik.

Demir dedemi gören Kemal amcam, ölüm yılını 1967 veya 1968 olarak hatırlıyor. Mezarı Ankara’ da Siteler’ de Dağdibi bölgesindeymiş.

Biz Demiri dedemizin oğlu yok biliyoruz, bir kızı vardı, kızının da iki kızı var, onları tanıyorum.

Demir dedemin, Ankara’da İstihbarat Amirliği yaptığını duymuştum. Ayrıca, Gaziantep’ te  Gümrük Müdürü kimliğiyle İstihbarat Amirliği yaptığı da söyleniyor.

Ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsem size hemen bildireceğim.

Ahmet bey ayrıca size teşekkür etme borcumuz hep olacak.  Önemli zamanlarda ehemmiyetli araştırmalar yapıyorsunuz. Bu nedenle ayrıca teşekkür ediyorum.

T. GÖKDEMİR, ESKİŞEHİR, 3 Nisan 2013

One thought on “KAYMAKAM DEMİR BEY

  1. Ben Yalova taşköprülüyüm. Burda yaşanan tarihi çok iyi bilirim ananem hep anlatır
    Demir bey çok başarılı mert bir adammış, şimdi bu yazılanları ananeme okudum ve çok duygulandı.
    Yalnız biz burda Ermeniler ile çok iyi geçinirmişiz, şak şak köyü.
    Bi gün Kuvayi milliye gelmiş ve Ermeni bi kadın ananemin annesine şöyle demiş: ne sizde suç ne bizde, bütün suç başımızdakikerde, Kuvayi milliye bizi yok edecek demiş, ve öyle de olmuş, bizimkiler çok üzülmüşler , en sonunda çok güzel bi Ermeni kadın varmış ve onunla evlenmiş Demirbey.
    İlk eşinden bir oğlu varmış Bir de Ermeniler bizi o Zaman’lar Yunan işgalinden kurtarmış.
    Bizim ananelerimize dikiş makinesi kullanmayı ve nakış örgü öğretmişler.
    Şu an Nasıl Kürtlerle bizim aramızı bozmaya çalışıyorlar ise o Zaman’larda öyleymiş. Daha bir sürü bilgim var, şimdilik bu kadar yazayım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir