LİMAN VON SANDERS

Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Ordusu’nda pek çok Alman General ve subay görev yaptı. Bunlar, orduların sefer plânlarını hazırladılar, birliklere komuta ettiler ama ne yaparlarsa yapsınlar, Osmanlı Devleti’nde Almanya’nın stratejik çıkarları için bulunduklarını, asla unutmadılar!..

Günümüzde, Türk tarihine ilgi duyan her Türk vatandaşının mutlaka tanıması gereken isimlerden biri, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusunda  Alman  Islâh Heyeti Başkanı olarak bulunan ve çeşitli birliklere komuta eden  Osmanlı Müşiri (Alman Korgenerali) Liman von Sanders’tir.

Liman, 17 Şubat 1855'te o dönem Almanya'ya bağlı Pomeranya bölgesindeki Stolp'da (bugün Polonya'da Slupsk) büyük bir çiftlik sahibinin oğlu olarak doğdu. Büyük dedesi Yahudi bir asilzade idi. Bir çok Prusyalı ailenin yaptığı gibi, o da 1874’te askere katıldı. 1877 yılında Darmstadt'ta Amalie von Sanders ile evlendi.

sanders1

Çeşitli birliklerde görev yaptıktan sonra, zamanında aldığı rütbelerle yükselerek  1904’te Albay, 1908’de Tuğgeneral, 1911’de Tümgeneral  oldu ve Kassel’deki 22 nci Tümen Komutanlığı’na atandı.

15 Haziran 1913’te, İmparator II. Wilhelm’in tahta çıkışının 25 nci yıldönümünde soyluluk unvanı yükseltildi ve 1906’da ölen karısı Amalie von Sanders’e olan bağlılığından dolayı, kendi orta sınıfa mensup ismi Liman’ın yanına Von Sanders soyluluk adı kondu.

Aynı gün, Alman Askeri Kabine Başkanı, Liman von Sanders’e, Alman Askeri Islah Heyeti’nin Başkanı olarak  5 sene müddetle Osmanlı Devleti’ne gidip gidemeyeceğini sordu. Sanders, kısa bir değerlendirmeden sonra buna olumlu yanıt verdi.

Osmanlı Devleti’nin daha resmî isteği olmadan, Askerî Kabine Başkanı Von Luncker, 30 Haziran 1913’te, Başbakan’a, “İstanbul’a gitmeye hazır olduğunu bildiren Liman Von Sanders’i, İmparator Wilhelm’in, Heyet Başkanlığı’na atadığını bildirdi.

 İstanbul’daki Almanya Büyükelçisi Wangenheim ile Osmanlı yetkilileri arasında yapılan ön görüşmelerden sonra, Osmanlı Bakanlar Kurulu, 27 Ekim 1913’te, Alman Askerî  Islâh Heyeti’nin çağrılmasına karar verdi.

İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Wangenheim ve Almanya’daki Osmanlı Büyükelçiliği’nin aracılığıyla, Harbiye Nazırı’nın Vekili olarak Bahriye Nazırı (Çürüksulu) Mahmut Paşa ile General Liman von Sanders arasında Alman Islah Heyeti Sözleşmesi karşılıklı imzaların alınıp verilmesiyle tamamlandı. 

Kasım 1913 başında, Liman Von Sanders’in atanması için Padişah’tan irade çıktı.

Kasım 1913 sonunda da, Sanders, Osmanlı Devleti’ndeki görevi hakkında talimat almak üzere, İmparator Wilhelm tarafından kabul edildi.

8) Öncelikle Alman stratejik hedeflerine uygun çalışacağı belirtilen Sanders, yanındaki heyet ile birlikte 14 Aralık 1913’te İstanbul’a geldi.

sanders2

Alman General Von Seeckt’nin, Liman Von Sanders’in Islah Heyeti Başkanlığı ile görevlendirmeyle ilgili tespiti önemlidir:

“Ne yazık ki Askeri Heyete Başkan seçimi iyi bir sonuç vermemişti. Almanya’da Kolordu Komutanlığı için uygun görülmeyen biri, bütün Osmanlı Ordusunun  yeniden teşkilini üzerine alacaktı.General Sanders’in ne olduğu, emrinde hizmet edecek iyi kimseleri korkutacak kadar Alman Ordusunda biliniyordu. Onunla, her şeyden habersizler, coşkun kişiler, maceracılar ya da yüksek maaşa tamah edenler gitti.” 

Önceden yapılan sözleşme gereğince, Osmanlı ordusunda  1 nci Ferik rütbesine (Korgeneralliğe ) yükseltilen Sanders, çok geniş yetkilerle donatıldı.

Osmanlı Bahriye Nazırı Mahmut Paşa ile Alman Tümgeneral Liman Von Sanders arasında yapılan sözleşmenin birinci maddesine göre;

General Sanders, Yüksek Askeri Şura’nın da üyesi olacaktı. Şura’da kararlar her ne kadar oy çoğunluğuyla alınıyorsa da, disiplin, yükseltme, ödüllendirme ve cezalandırma, teşkilât, reorganizasyon, eğitim, tatbikat, silâhlanma, giyim kuşam, iaşe ve ikmal, sıhhiye, veteriner ve hayvan ikmali, asker alma ve kura çekme, seferberlik hazırlıkları ve tahkimat, istatistik, demiryolu, telefon ve telgraf, ulaştırma, uçak ve balon sistemi konularında O’nun oyu öncelikle dikkate alınacaktı.

General Sanders, bütün askerî okulların öğretim birliklerinin, Numune Alaylarının ve Talimgâhlarının ve Osmanlı Devleti ordusunda bulunan bütün yabancı subayların da doğrudan doğruya amiri olacaktı.Müstesna olarak yabancı subayların, Osmanlı subaylarının amiri olması gereken birliklerde hizmet ilişkileri, özel surette düzenlenecekti.

İkinci madde, General Sanders’e, beş senelik  kontratı süresince Osmanlı Ordusu için gerekli yabancı subayları sağlamak; bunların kullanılmasını saptamak ve görevden çıkarmak hakkını tanıyordu.Her rütbe için maaş tavanı- Sanders’in kendisi için özel maaş da dahil- tayın ve erzak ile yolluklar da saptanıyordu. Ayrıca emeklilik sorunu da düzene konmuştu.

Generaller ve yüksek rütbeli üstsubaylar için kurslar açılması; kurmay gezileri, özel tatbikatlar, harp oyunlarının yapılması ve emrine verilen subayların yollukları için General Liman von Sanders’e her yıl 50 000 TL.lik bir banka kredisi açılacaktı.

Emrinde bulunan ve eğitim kurumlarında kullanılan Osmanlı subayları ancak onun kabulü halinde değiştirilebilecekti. Almanya’ya eğitime gönderilecek Osmanlı subaylarını da o seçecekti.Terfi imtihanları için gerekli programlar, onun tarafından düzenlenecekti.

Altıncı  maddeye göre, Korgeneral  Liman von Sanders’in doğrudan doğruya Harbiye Nazırı’ndan sonra gelmesi saptanmıştı. Fakat Genelkurmay Başkanı, Liman von Sanders’ten kıdemli olacak olursa Sanders, Genelkurmay Başkanı’ndan sonra gelecekti.

Yedinci maddeye göre, Alman Askeri Heyeti’nin Başkanı; birlikleri, tahkimli yerleri, demiryollarını ve diğer ulaştırma araçlarını, garnizonları vb.lerini denetlemek hakkına sahipti. Harekâtı, denetlemeleri ve hizmetini “Gizli” tutmakla yükümlüydü. Bütün kurmay subayların kurumsal eğitimlerini ve bu eğitimin devamını üzerine almış ve bir kolordu komutanının bütün ceza yetkilerine sahip olmuştu.(Alman Islah Heyeti Sözleşmesi’nin ayrıntılarını öğrenmek için TIKLAYIN)

Liman von Sanders, 1 nci Kolordu Komutanlığı’na atanacaktı ama küçük bir sorun çıktı. Mahmut Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913’te öldürülmesinden itibaren Osmanlı başkenti İstanbul’da sıkıyönetim vardı. 1 nci Kolordu Komutanı Cemal Bey’di ve bu sıfatla aynı zamanda Sıkıyönetim Komutanı’ydı. Liman von Sanders’in İstanbul’a gelişinden iki gün sonra, 16 Aralık 1913 günü, Cemal Bey Kolordu Komutanlığından çekildi ve tabi Osmanlı başkentinde sıkıyönetim komutanlığının da bir Alman generaline verilmesi olanaksız görüldüğünden, bir Osmanlı Albayı, Tümen Komutanı yetkisiyle Mevki Komutanlığı’na atandı ve sıkıyönetimin kontrolü bu subaya verildi. 

7 Ocak 1914’te, Padişah’ın, Liman von Sanders’i  1 nci Kolordu Komutanlığı’na atayan iradesinden başka, Liman von Sanders’in Genelkurmay’ın da işlerini üzerine almasını bildiren iradesi açıklandı. (YN:Sanders, Genelkurmay Başkanlığını  üstlenmedi, Genelkurmay’ın yeniden teşkilini üstlendi.)

Önce, 1 nci Kolordu Komutanlığı yapan Sanders, 13 Ocak 1914’te Almanya’da Korgeneralliğe yükseltilince, bunun karşılığında da Osmanlı ordusunda Müşir(Mareşal ) rütbesiyle Ordu Müfettişi oldu.

Islah Heyeti, hemen hemen tüm Ordu teşkilâtını Almanların eline bırakıyor ve Heyet Başkanı Liman von Sanders’in hemen bütün askeri işlere karışmasına müsaade ediyordu.

Öncelikle Osmanlı başkenti İstanbul’da, civardaki birliklerin en seçkin askerlerinden bir Numune Alayı yaratıldı.Subaylar ve erat,Alman hakisi elbiseler ile tepesi sivri Alman çelik başlıklarını andıran hotoz gibi bir başlık taşıyorlardı. Bu personelle, İstanbul’da muhteşem bir resmi geçit yapıldı. Ne var ki, yapılan bir nevi göz boyamaydı. Tüm ülke çapında Osmanlı Ordusu, silâh, teçhizat, giyim- kuşam, donanım, kadro-kuruluş bakımından son derece yetersizdi.

Sanders, hiyerarşi konusuna büyük önem veriyor, son derece titiz davranıyordu.Alman Korgeneralliğe ve Osmanlı Mareşalliğine yükseltildikten sonra yeni rütbesinin verdiği bütün hakları kullanmakta ısrar ediyordu. Böylece, Alman Büyükelçiliği’ni de sık sık zor duruma düşürüyordu. 

Sanders, bütün Osmanlı  Nazırlarının (Bakanlarının), anlaşma gereği Harbiye Nazırı da dahil olmak üzere bütün nazırların önünde bir yer istiyordu. Kendisine Harbiye Nazırı Enver Paşa’dan önce yer verilmediği için, Osmanlı çevrelerinin ve diplomatik çevrelerin bütün resmi yemek davetlerini boykot etti; hatta Padişah’ın bu tür davetlerine bile gitmedi. 

Savaş çıkmadan Liman von Sanders, Islah Heyeti’ni büyütmeye karar verdi. Heyetin etkisini eyaletlere yayabilmek için, Erzincan’da Alay Komutanı olarak görevlendirilmek  üzere üç subayın gönderilmesini  Alman Askeri Kabine Başkanlığı’ndan talep etti. Daha sonra on subay ile iki İstihkâm Başçavuşu ile kıtalarda Başçavuş olarak kullanılabilecek altı Çavuş daha istedi. Bu münasebetle de Alman subayların Osmanlı Harbiye Nezareti’nde yetkili yerlere yerleştirmeyi başardığını bildirdi. Bir süre sonra da Enver Paşa, Kolordularda Kurmay Başkanı olarak kullanılmak üzere altı Alman Kurmay Subay gönderilmesini Liman von Sanders’ten talep etti.

1 Ağustos 1914’te Almanya’nın Rusya’ya savaş ilân etmesiyle, olaylar tırmanmaya başladı.

2 Ağustos 1914’te, Osmanlı- Alman İttifak antlaşması imzalandı ve aynı gün, Osmanlı ordusunda seferberlik ilân edildi ve tarafsız kalınacağı açıklandı.

Aynı gün, Başkomutanlık Karargâhı oluşturuldu ve ordu müfettişlikleri Ordu Komutanlıklarına çevrildi. 1 nci Ordu Müfettişi olan Sanders de, 1 nci Ordu Komutanı oldu.

başkomutanlık

(Büyük görmek için tıklayın)

2 Ağustos 1914’te, Sadrazam Said Halim Paşa ile Alman Büyükelçisi Baron Wangenheim arasında gizli bir antlaşma yapıldı. Antlaşmanın 3 ncü Maddesi Askerî Heyet ve özellikle Liman von Sanders  ile ilgiliydi ve şöyleydi:

“Savaş halinde Almanya, Askeri heyetini Osmanlı Devleti’nin emrinde bırakacaktır.Osmanlı Devleti, Harbiye Nazırı ekselânslarıyla Askeri Heyet Başkanı ekselânsları arasında doğrudan doğruya varılacak antlaşmaya  uygun olarak sözü geçen Askeri Heyet’e genel sevk ve idarede fiili bir etkiyi garanti eder. (Fransızca metin şöyle kaleme alınmıştı: Silâhlı Kuvvetlerin genel sevk ve idaresinde fiili etki)

Bu paragraf, Alman Başbakanı tarafından önerilen “Osmanlı Devleti, Başkomutanlığın fiilen Askeri Heyet tarafından icrasını temin eder” paragrafının yerini almıştı.

Enver Paşa, Ordunun Başkomutanı olan Padişah’ın dikkate alınmasının zorunlu olduğunu Almanlara anlatmayı başarmıştı.

Enver Paşa ile Liman von Sanders arasında, sözü geçen “doğrudan doğruya varılan anlaşma” da hiçbir zaman sağlanamadı.

Kısacası, Almanlar, istemedikleri bir şeyi Türklere kabul ettirmeyi başaramadılar. 

Aynı günlerde, Başkomutanlık Karargâhı’nı oluşturmakta olan Enver Paşa, Mareşal Sanders’e, Genelkurmay Başkanlığı’nı kabul edip etmeyeceğini sordu. Sanders, bu teklifi reddetti ve savaşta birliklere komuta etmeyi tercih edeceğini  bildirdi. (YN:Sanders’in istediği  Harbiye Nazırı’na bağlı Genelkurmay Başkanlığı değil, hepsinin üstünde olan Başkomutanlık’tı.)Esasen Enver  Paşa ile Mareşal Sanders, birbirlerine güvenmiyorlar ve elbette anlaşamıyorlardı. Çalışma yerleri aynı binada olmasına rağmen yüz yüze gelmekten kaçınıyorlardı. Bu durum Birinci Dünya Savaşı boyunca da hiç değişmedi.  

(Birinci Dünya Savaşı’nda, Almanya’nın Osmanlı Devleti ve Osmanlı Ordusu hakkındaki düşünceleriyle, Osmanlı Ordusundaki Alman subaylarının Alman politikasına nasıl hizmet ettikleri konusu ayrı birer inceleme gerektirir.)

10 Ağustos 1914’te, Alman savaş gemileri Goben ve Breslau, Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a geldi. Kısa bir süre sonra iki gemiye komuta eden Alman Amiral Souchen, Osmanlı Donanması’nın Komutanlığı’na getirildi; ancak Souchen, Osmanlı Amirali olmayı reddetti.

Bu sırada Islah Heyeti Başkanı General Liman von Sanders, ısrarla Osmanlı Devleti’nin biran önce Almanya’nın  yanında savaşa katılması için Enver Paşa’yı sıkıştırıyordu. Osmanlı Devleti ise, seferberliğin karmaşıklığından dolayı savaşa girmekten hâlâ kaçınıyordu. Bu durum Sanders’in sabrını tüketmişti, Alman İmparatoru’na sunulmak üzere 19 Ağustos 1914’te, Alman Büyükelçi Wangenheim’a bir telgraf verdi. Enver Paşa ile aralarında bir anlaşmazlık olduğunu, tarafsızlığa devam ederse Osmanlı ordusunun değerinden kaybedeceğini ve çökeceğini, Enver Paşa’nın savaşa hemen girmeme konusunda ısrarı devam ederse, “görev inancına göre burada Majestelerine ve Anavatanına hiçbir hizmette bulunamadıkları için” emrinde bulunan bütün subaylar adına geri çağrılmalarını “acizane” arz etti. 

Liman von Sanders’in sabırsızlığı, onun kişisel karakterinden başka Alman Başkomutanlığı’nın baskısından da ileri geliyordu.

22 Ağustos 1914’te, İmparator Wilhelm, Sanders’e, Askeri Islah Heyeti’nin Türkiye’de kalmak zorunda olduğunu telgrafla bildirdi. Askeri Heyet, Osmanlı Devleti’ni Alman etkisi altında tutmak hususunda önemli görevler yapıyordu bu durumda geri çağrılması tamamen anlamsızdı.

Alman Askeri Kabine Başkanı General von Lyncker, Sanders’e Osmanlı Devleti’ndeki görevini İmparator’un , savaştaki diğer herhangi bir görev gibi kabul ettiğini telgrafla bildirdi.Telgraf, şu uyarıcı cümleyle bitiyordu:

“Ekselânslarının, Büyükelçiliğin uyguladığı yüksek politikadan biraz ayrılan görüşlerinin bu politikaya uydurulması Majestelerinin kesin emridir.”

Buna tepki olarak Sanders, subaylarının Alman Büyükelçiliği ile temasını yasakladı ve bu yasağa rağmen Büyükelçilikle temas edenleri uzak vilayetlere sürdü. 

29 Ağustos 1914’te, Almanya’dan İstanbul’a iki Amiral, 15 deniz subayı ve 281 deniz topçusu geldi. Karargâhı İstanbul’da olmak üzere, “İstanbul ve Çanakkale Boğazları Müstahkem Mevki Komutanlığı” kuruldu, komutan olarak da Amiral von Usedom atandı.

Karadeniz Olayı ve ardından Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinden sonra Büyükelçi Wangenheim, Osmanlı Devleti’nde bulunan bütün Alman kuvvetlerinin artık bir araya getirilmesi ve uyumlu bir işbirliğinin sağlanması gerektiği görüşündeydi. 31 Ekim 1914’te Alman Başbakanı’na, General Limon von Sanders’in kişiliğinin bunu engellediğinden yakındı. 

Liman’ın yerine- büyük bir olasılıkla kişisel isteğine de uygun düşecek olan- Mareşal Von Goltz düşünülebilirdi. General Sanders şimdiki yerinde kalmaya devam edecek olursa Büyükelçilik, Osmanlı Hükümeti ve Askeri heyetin üyeleriyle ilişki dayanılmaz hale gelecekti.Enver Paşa, Osmanlı ordusunun eğitiminde Sanders’in başarılı olduğunu kabul ediyordu ama doğrusu kendisini pek de ciddiye almıyordu. Fakat Alman İmparatoru II. Wilhelm’e saygısından personel değişikliği arzusunu açıklayamıyordu. 

Gereken diplomatik adımlar atıldıktan ve gerekli ortam hazırlandıktan sonra, Enver  Paşa, Kasım sonlarında Almanya’dan Goltz Paşa’yı istedi. (Goltz Paşa, 12 Aralık 1914’te İstanbul’a geldi  ve Padişah Hassa Yaveri, Şubat 1915’te Başkomutanlık Karargâhı’nda Danışman, en nihayet 6 ncı Ordu Komutanı  oldu.)

O sıralarda Sanders, Alman Büyükelçiliği ile kişisel ilişkisini tamamen kesmişti  ve bütün büyükelçilik memurlarına inanılmayacak güçlükler çıkartıyordu.İdari makamlarla uyumsuzluk gittikçe daha fazla hissediliyordu. Elbette bu geçimsizlik Almanların saygınlığını da azaltıyordu. Von der Goltz, Osmanlı Devleti için, Alman Büyükelçiliği ve Alman Islah heyeti için bir kurtuluş demekti. 

Enver Paşa’nın Mareşal von Goltz’u istemesinin nedeni, Sanders ile aralarındaki uyuşmazlığın yanında,  takviyeli Kafkas Ordusunun komutanlığını Liman von Sanders’e vermek istemesiydi.

Savaş başladıktan sonra can sıkıcı ilk çatışma, Enver Paşa’nın önerdiği Kafkas Ordusu Komutanlığı’nı Liman von Sanders’in kabul etmemesinden çıktı.Bu yüzden Enver Paşa, bizzat  3 ncü Ordu’nun Karargâhı’nın bulunduğu Erzurum’a  gitmeye karar verdi ve Genelkurmay Başkanlığı’na vekâlet eden Başkomutanlık 1 nci Yar Başkanı Alman General Baron von Schellendorff’u yanına aldı.  

Erzurum Köprüköy’de 3 ncü Ordu Komutanlığını üstlenen Enver Paşa, Kurmay Başkanı olarak da Bronsart  Paşayı görevlendirdi.

Sarıkamış Harekâtı başarılı olmadı ve 1915 yılı Ocak ayı sonunda Enver Paşa ile Bronzart Paşa İstanbul’a döndüler.

Sanders, Sarıkamış Harekâtı’nın bütün sorumluluğunu Bronsart  von Schellendorff’un üzerine yıktı. Bronsart, İstanbul’a döndüğünde Liman von Sanders’in, Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifasını isteyen bir mektup buldu.

Liman, O’nu, Alman çıkarlarını zedelemekle suçluyordu. Bunun üzerine (bir taraftan Askeri Heyet içinde Liman von Sanders’in emrinde bulunan, diğer yandan Genelkurmay’daki görevinden dolayı sadece Enver Paşa’ya karşı sorumlu olan)  General Bronsart, kendisinin haysiyet divanına verilmesini istedi. Fakat Enver Paşa, O’na, kendisini hiçbir zaman bırakmayacağını, eğer birinin gitmesi gerekiyorsa bunun Liman von Sanders olacağını söyledi. 

Sadrazamın ve Alman Büyükelçisi Wangenheim’ın aracılığıyla Liman von Sanders ile Enver Paşa arasında meydana gelen kısa bir mütarekeden sonra, Enver Paşa, Şubat 1915 ortalarında Sanders’e yeniden 3 ncü Ordu Komutanlığını önerdi; Sanders yine reddetti.

Bu sırada Çanakkale Boğazı’nda müttefiklerin boğazı geçme yönünde hazırlık yaptıkları haberi alınmış, Başkomutanlık Karargâhı bu konu üzerinde çalışıyordu.Burada da ilginç bir durum ortaya çıktı. Sanders, Başkomutanlık Karargâhı’ndan bu yönde gelen tüm emirleri reddediyor, Enver Paşa’nın amir durumunu kabul etmiyordu. Halbuki Mareşal Sanders, 1 nci Ordu Komutanı olarak Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın emrindeydi ve itaat etmek zorundaydı.

Bunun üzerine Sanders de, önceden kendisine sorulmadan emir çıkaran Başkomutanlık Karargâhı’ndan şikayetçi olduğuna dair bir yazıyı Alman Büyükelçiliği’ne gönderdi.

Ayrıca, Liman von Sanders, 2 Mart 1915’te, Enver Paşa ile Bronsart Paşa tarafından alınmış önlemleri Almanya’daki Askeri Kabine Başkanı’na şikayet etti ve her zamanki gibi kontratının ve ittifak anlaşmasının gereği olan, önce kendisinin dinlenmesi hususuna dayandı. Kabahati tamamen General Bronsart von Schellendorff’un üzerine attı ve onu ilk amirine karşı bilerek itaatsizlik etmekle suçladı.

Enver Paşa da aynı günlerde, Alman Büyükelçiliği aracılığıyla Alman Askeri Kabine’ye gönderdiği bir telgrafla Genelkurmay Başkanı’ndan ayrılmayacağını ve ondan vazgeçmeyeceğini kesinlikle bildirdi. Gerekli uyumu sağlamak için İmparator eğer birini geri çağırmak istiyorsa, Enver Paşa, Mareşal von Sanders’in  geri çağrılmasını rica ediyordu. 

Enver Paşa ile Mareşal Sanders arasındaki gerilim, Çanakkale cephesinde, 18 Mart 1915 deniz geçiş harekâtından sonra, müttefiklerin kara harekâtına geçeceklerinin anlaşılması üzerine Gelibolu’da 5 nci Ordu Komutanlığı’nın kurulması ve bu ordu komutanlığına Liman von Sanders’in getirilmesiyle, bir süreliğine olsa da duruldu.

Liman Von Sanders, bu ordunun kuruluşunun kendi gayretiyle olduğunu yazar:

“…Nihayet, 24 Mart 1915’te, Enver, Çanakkale bölgesinde 5 nci Ordu’yu teşkile karar verdi. Osmanlı  Genel Karargâhı’na bu kararı verdirebilmek için benim harcadığım sürekli çabalara, son zamanlarda Alman Sefareti ile (Goben ve Breslav zırhlısı Osmanlı’ya sığındıktan sonra,Osmanlı donanmasının başına getirilen) Amiral Souchen (Şuson) da katılmıştı.

…24 Mart günü öğleden sonra geç vakit, Enver Paşa telefon ederek benimle görüşmeye geleceğini bildirdi ve kendisi gelmeden önce büromdan ayrılmamamı rica etti. Az sonra Enver Paşa göründü ve gelir gelmez de Çanakkale’de teşkile karar verdiği 5 nci Ordu’nun komutanlığını alıp almayacağımı sordu. Derhal olumlu cevap verdim.

…Ertesi gün, yani 25 Mart akşamı, yeni karargâhıma gitmek üzere vapura bindim ve İstanbul’dan ayrıldım.

…Birinci Ordu Komutanlığı da Mareşal von der Goltz’a devrettim. ”

Kısacası, Osmanlı Devleti’nin başkentini korumak  Alman Mareşal von der Goltz’a, başkent İstanbul’u uzaktan korumak ve savunmak görevi, kendi memleketinde Kolordu Komutanlığı yapmaya yetkili bulunmayan  bir Alman Generali’ne verilmişti.

İlginçtir ki, bu Alman Generali, daha önce kendisine Kasım 1914 ve Şubat 1915’te iki kez önerilen Doğu Cephesi’nde 3 ncü Ordu Komutanlığı’nı reddetmiş, Çanakkale Cephesi’nde görev almak için çaba göstermiş ve görev kendisine teklif edilince, hemen kabul etmişti. 

5 nci Ordu kurulduğunda, Çanakkale Boğazı’nda uygulanan bir Savunma Plânı vardı.

Günlerce süren ayrıntılı gezilerde arazi etüdü yapılmış; Müttefikler hakkında elde edilen belge ve bilgilerden düşmanın olanak ve yetenekleri (imkân ve kabiliyetleri) değerlendirilmiş; her seviyede yapılan Durum Muhakemeleri’nden sonra Çanakkale Boğazı Savunma Plânı  hazırlanmıştı.Kıyının kuvvetli tutulması nedeniyle, düşman birlikleri sahile adım atamamıştı.

5 nci Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders, 26 Mart 1915’te Gelibolu’ya geldi.Mareşal Sanders, karargâhına sadece  üç Alman subayı almıştı: iki Emir Subayı ve bir Karargâh Komutanı…Kurmay Başkanı ise bir Türk’tü…Kurmay Yarbay Kâzım (İnanç) Bey…

Sanders’in yaptığı ilk iş, halen uygulanmakta olan savunma plânını  gerekçelerini bile öğrenmeden olduğu gibi değiştirmek oldu. Kendi  yaptığı değerlendirmedeki çıkarma yerlerinin önceliklerini göz önüne alarak, birlikleri yeni duruma göre konuşlandırdı.

 25 Nisan 1915 sabahı düşman taarruzu başladığında, Sanders’in plânının yanlış olduğu görüldü; ne var ki, düşman bir kere karaya çıkmış ve yerleşmişti.

Sanders Çanakkale’de, yanlış savunma plânından sonra, basiretsiz idaresiyle de dikkati çekti. Sanders’in yaptığı yanlışlıklar Türk subay ve askerinin tevekkül ve büyük bir disiplin içinde görev yapmasıyla kapatıldı.

(Genellikle Çanakkale Muharebeleri bir “ Savunma Muharebesi” olarak bilinir. İlk Türk savunma plânı uygulansaydı, evet savunma yapılacaktı;çıkan Müttefik askerlerinin amfibi harekâtları ve taarruzları, kıyıda savunan Türk birlikleri tarafından geri püskürtülecekti. Ancak, Sanders’in plânına göre tersi oldu. Kıyıya çıkan İngiliz/Fransız ve Anzaklar, savunmaya geçerken, Türk birlikleri kıyıya çıkan düşmana taarruz ettiler ve en fazla zayiatı da bu taarruzlar sırasında verdiler.)(Çanakkale Muharebelerindeki Fikir Ayrılıkları ve Sanders’in uygulamaları için için TIKLAYIN)

Çanakkale Muharebeleri’nin Ocak 1916’da sona ermesiyle Liman von Sanders ile Enver Paşa arasındaki geçimsizlik yeniden alevlendi.Olay, İngilizlerin Gelibolu’dan çekilmesiyle serbest kalan birliklerin gönderilmesi için Başkomutanlığın verdiği bir emre Liman von Sanders’in karşı çıkmasıyla başladı.

6 ncı Ordu Komutanı Mareşal von der Goltz, Kut-ül- Emare’de, bir İngiliz tümeninin kuşatılması için gerekli tedbirleri aldıktan sonra, 19 Nisan 1916’da, Bağdat’ta kara hummadan öldü.

Alman Genelkurmay Başkanı Mareşal Falkenhayn, Çanakkale Boğazı’nda artık önemli bir işi kalmayan Mareşal Liman von Sanders’in ölen Mareşal Goltz’un yerine 6 ncı Ordu Komutanı olmasını önerdi.Enver Paşa, bu göreve yeni bir Alman komutanının atanmasına karşı çıktı.

Sanders, 25 Şubat 1917’de, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atandı.

Mareşal Sanders, daha yolda iken ve henüz resmen göreve başlamamışken 27 Şubat 1917’de, karargâhın Nazarth’e intikalini emretti. (20 Eylül 1918’de burada neredeyse İngilizlere esir düşüyordu.)

Birinci Dünya Savaşı boyunca Almanya’nın Osmanlı Devleti’ne gönderdiği silâh ve donatımın değeri 616 milyon Markı buluyordu. Savaştan sonra yapılan hesaplara göre bu miktar 850 milyonu da aşıyordu. Fakat Almanya bu yardımı sadece politik nedenlerle yapmadı; aynı zamanda Osmanlı Devleti’nden  ekonomik çıkarları da vardı. Savaşın sonuna kadar Osmanlı Devleti, başta zeytinyağı, iç yağı, yün, deri ve maden cevheri olmak üzere Almanya’ya 300 milyon Marklık hammadde göndermişti.(Anadolu’nun pek çok yerinde bulunan ceviz ağaçları da kesilmiş, silâh dipçik ve namlusu yapılmak  üzere Almanya’ya gönderilmişti.)

Alman yönetimi, savaşın zorunlu kıldığı bu ekonomik bağlardan ayrı olarak savaş sonrası için ekonomik niyetlerini de göz önünde tutuyordu. Alman Genelkurmay Başkanı Ludendoff’un 8 Haziran 1917’de General Liman von Sanders’e çekmiş olduğu telgraf bunu açıkça dile getirir:

“Şimdilik Doğu politikamız, hiç kuşkusuz savaştan sonra da devam edecektir. Bu nedenle, Osmanlı Devleti’ndeki ekonomik koşulların bilinmesi büyük önem kazanıyor. Ekselânslarının bu alandaki zengin tecrübelerinden de yararlanmak için yardımlarınızı rica ediyorum. Muhtelif bölgelerdeki ekonomik gözlemlerini, bu bölgelerin gelişme olanaklarını ve istenilen ilerlemenin sağlanması için gerekli ön koşulları bildirmeleri için emrinizdeki subaylara ve diğer personele talimat verecek olursanız size teşekkür borçlu olurum.Eğer ekselânsları, bu raporlara kişisel görüşlerini de ekleyerek bana gönderecek olurlarsa, çok müteşekkir kalırım.Halen Osmanlı Devleti’nde subayların ve diğer personelin bu amaçla kullanılmaya uygun olduklarını sanıyorum.Orada bulunan bütün subaylar ve diğer personel, politik amaçlarımız ve ülkenin kuvvetlendirilmesindeki ekonomik çıkarlarımız hakkında aydınlatılacak olurlarsa, bunun, Türkiye ile bugünkü ve gelecekteki ilişkilerimizin gelişmesine yararlı olacağını burada belirtmek isterim.”

Telgrafa ayrıca, Mezopotamya’ya gönderilmiş olan Alman birliklerinin askeri coğrafya derslerinde petrol ve asfalt rezervlerine, bu petrol bölgesinin parlak geleceğine inanıldığı da eklenerek işaret edilmişti. 

Alman Başkomutanlığı, 1917 sonlarında, Liman von Sanders’in,Osmanlı Ordusunun Genelkurmay Başkanı olmasını önerdi. Enver Paşa, buna şiddetle karşı çıktı, hem zaten Sanders ile anlaşamıyor, her fırsatta birbirlerine düşüyorlardı, hem de Sanders’in Genelkurmay Başkanlığı ile yetinmeyip tüm Başkomutanlığı almak isteyeceğini adı gibi biliyordu.

Mareşal von Hindenburg, 20 Kasım 1917’de Enver Paşa’ya bir telgraf daha çekti ve pratik tecrübe sahibi olduğu için Liman von Sanders’in Genelkurmay Başkanlığı’na getirilmesini tekrar önerdi. Enver Paşa bunu kabul etmekle “ortak işlerdeki büyük liyakatini bir kez daha gösterecekti.” Uygun görülen diğer Alman subayları serbest değildiler. Olsa olsa General  von Seeckt  düşünülebilirdi. 

Enver Paşa, 25 Kasım 1917’de, General Seeckt’i Genelkurmay Başkanı olarak kabul ettiğini bildirdi.

Osmanlı Tümgeneralliğine yükseltilen Alman Tuğgeneral von Seeckt, 17 Aralık 1917’de İstanbul’a geldi ve İstanbul’da Enver Paşa ile Harekât Şubesi subayları tarafından karşılandı. 

Görevi teslim aldıktan ve General Bronsart tarafından oryante edildikten sonra yeni Genelkurmay Başkanı General Seeckt, 25 Aralık 1917’de harekât alanlarında bir inceleme gezisine çıktı. 

Gittikçe kötüleşen savaş durumuyla birlikte Osmanlı ve Alman subaylar arasındaki ilişkiler de kötüleşiyordu.. Alman askerlerin Müslüman Türk askerini anlamaya çalışmak gibi bir dertleri yoktu. Türk insanının hassasiyetini umursamıyorlardı. Çoğu kez Müslüman Türklere çok kötü lâkaplar takılıyordu. Hatta Türklere artık “Banausen” (adi ruhlu insan, cahil olduğu halde âlim görünmek isteyen insan) denmemesi için bir emir bile yayınlanmıştı. Sokaklarda Alman marşları ile yürüyen Alman askerleri halkın nefretini çekiyordu.

Almanların küstah tutumu, Alman Başkomutanlığı Harekât Şubesi Müdürü Wetzell’in  30.9.1917 tarihli “ Geleceğin Yığınağı ve Şimdiki Barış Hedefleri” adlı muhtıraya koyduğu nottan çok iyi anlaşılır. Bu notta, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıkça “Osmanlı Devleti  bize tâbidir” diyordu.

Kendilerine olan güvenleri arttıkça Türk subaylarının çoğu, Türk birliklerine Alman subaylarının komuta etmesini onur kırıcı görmeye başladılar.Sürtüşmeler ve suçlamalar bitip tükenmedi. 

Boronsart Paşa’nın yerine Başkomutanlık Karargâhı’nda Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten General Seeckt,  kısa süre sonra Alman Islah Heyeti’nin bazı uygulamalarını düzenleme gereği hissetti ve Alman Askeri Heyet Başkanı’na ait görevlerin Osmanlı Ordusu Genelkurmay Başkanı’na devredilmesini önerdi. Orada Alman birliklerinin iaşe ve ikmal için özel bir şube kurulmalıydı.Bundan başka, Yıldırım Ordular Grubu’nun idari makamları, Osmanlı Genelkurmayı’nın 2 nci Başkanı General Rohdewalt’in emrine verilmeliydi. 

Mareşal Liman von Sanders, General Seeckt’in önerisine çok sinirlendi ve  bu öneriler kabul edilirse derhal  Türkiye’den alınmasını istedi. Alman Genel Karargâhı, kontrolü ellerinden kaçırmaktan korktukları için Seeckt’in görüşlerine karşıydı ve Sanders’ten yana tavır belirledi.

Sürüp giden tartışmalar sırasında Alman Askeri Islah Heyeti  ile Osmanlı Genelkurmay Başkanı Alman General Seeckt arasındaki ilişkiler giderek sertleşti.

Osmanlı Başkomutanlık Karargâhı’nda bulunan üst rütbeli subaylarla, ordunun üst kademelerinde görev yapan komutanlar, savaştan sonra da General  Seeckt’in Türkiye’de kalmasından yanaydılar ve bu isteklerini her fırsatta belli ediyorlardı.

Bu durumu anlayan Sanders, Alman Genelkurmay Başkanı’na tepkisini göstermekten kaçınmadı.

Bu sefer de, Enver Paşa, bir türlü anlaşamadığı Liman von Sanders’e gösterilen bu hoşgörü üzerine tepkisini i gösterdi ve sözleşme süresi biter bitmez Sanders’in Islah Heyeti Başkanlığı’nı sona erdireceğini, sözleşmeyi uzatmayacağını, ama savaşın sonuna kadar Sanders’i Ordu Komutanı olarak kullanacağını bildirdi. 

Alman Islah Heyeti Sözleşmesi, savaş sona erinceye kadar devam etti.

Enver Paşa, 1918 yılı Mayıs ayı ortalarında, Liman von Sanders’e, Suriye’nin sivil yönetimini vermeyi düşündüğünü söyledi. Ancak Sanders, bu öneriyi askeri harekât dışında başka işlerle uğraşacak zamanı olmadığını söyleyerek reddetti. 

sanders3

Eylül 1918’de Filistin Cephesi yarılınca kuvvetlerini Halep’e kadar çekti. Mondros Mütarekesi’nden sonra, 30 Ekim 1918 akşamı, Sadrazam İzzet Paşa, Adana’da bulunan Liman von Sanders’e bir telgraf gönderdi ve “Yıldırım Ordular Grubu’ndan artan kısmın komutasını Mustafa Kemal Paşa’ya teslim ederek İstanbul’a dönmesini rica etti.

Liman, ertesi günü yola çıktı ve 4 Kasım 1918 günü İstanbul’a geldi. O geldiğinde, Büyükelçi, Von Sceekt ve Alman Amiralleri Türkiye’den ayrılmışlardı. 

30 Ekim1918’de, İzzet Paşa, kendi üzerine aldığı Harbiye Nazırlığı sıfatıyla Başkomutanlık Karargâhı ve Harbiye Nezareti’nde çalışmış olan Askeri Heyet’in bütün eski üyelerine kontratlarının feshedildiğini bildirdi. 

 Osmanlı Devleti’nde bulunan Alman askeri personeli, ateş kes antlaşması gereği ülkelerine döneceklerdi, parça parça Anadolu yakasında toplanmaya başladılar.

Liman von Sanders, İngiliz karargâhının bulunduğu otelde kalıyordu, 12 Aralık 1918’de Prens Adaları’na taşınma talimatı aldı; karargâhı ise Haydarpaşa’ya gönderildi.

Nihayet 24 Ocak 1919’da, Alman askerleri Liman von Sanders’in komutasında beş Alman gemisine bindiler ve 29 Ocak 1919’da İstanbul’dan ayrıldılar. 

Dönüş yolculuğunda Sanders’in içinde bulunduğu vapur, 25 Şubat 1919 günü, kömür almak üzere Malta Limanı’na uğrama emri aldı. Orada Sanders’in karaya çıkması rica edildi ve savaş esiri olarak alıkondu. Derhal Ermeni soykırımcılarının yönetiminden sanık olduğu ilân edildi.

Ancak, 21 Ağustos 1919’da, bir İngiliz savaş gemisiyle Malta’dan ayrılıp Almanya’ya dönebildi.O yıl emekliye ayrıldı.

Son yıllarını yazarak geçirdi.

22 Ağustos 1929’da Bavyera’da Münih’te 74 yaşında öldü. Darmstad’da eşi Amalie von Sanders’in yanına defnedildi.

sanders4

Sanders'in Mezarı

SEÇİLMİŞ KAYNAKLAR:

AYDEMİR Şevket Süreyya, Enver Paşa, III. Cilt, 9 ncu Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2008.GÖRGÜLÜ İsmet, Çanakkale Zaferi Üzerine Alman İddiaları, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1992.

SANDERS  Von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, Burçak Yayınevi, İstanbul, 1968.

WALLACH L. Jehuda, Bir Askeri Yardımın Anatomisi, Gnkur. Basımevi, Ankara, 1985.

T.S.K. Tarihi, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi I nci Cilt, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Hazırlıkları ve Harbe Girişi, Gnkur. Basımevi, Ankara, 1970.

T.S.K.Tarihi, Osmanlı Devri, Birinci Dünya Harbi, İdari Faaliyetler ve Lojistik, X ncu Cilt, Gn.Kurmay Basınmevi, Ankara, 1985

20 nci Yüzyıl Başına Kadar Türk Askeri Eğitiminin Tarihi Gelişimi, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1983

Goltz Paşa’nın Hatırası ve Hal Tercümesi, 168 sayılı Ordu Dergisi Lâhikası- 1953.

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 2 Haziran 2014)

aakyol

One thought on “LİMAN VON SANDERS

  1. Pingback: ALMANLAR- ERMENİ TEHCİRİ | Ahmet Akyol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir