MAİDE 51 VE ATATÜRK

Yurt dışında bir görevde olduğunuzu düşünün. Bir trafik kazası geçiriyorsunuz ve koma halinde hastahaneye kaldırılıyorsunuz. Acilen kana ihtiyacınız var. Kanınız da çok az bulunan bir kan grubundan.  Orada görevli bir doktor kan grubunuzun aynı olduğunu görünce hiç düşünmeksizin size kan veriyor ve hayata dönmenizi sağlıyor.

Kendinize gelince durumu öğreniyor ve ona teşekkür ediyorsunuz. Hastahanede kaldığınız süre içinde de önce arkadaş, daha sonra da dost oluyorsunuz. Türkiye'ye dönmeniz gerektiğinde, onu Türkiye'ye yaz tatiline davet ediyorsunuz. Böylece dostluğunuz giderek daha da çok gelişiyor. Hristiyan bir dostunuz oluyor, yani…

Bir başka örnek de, ülkemizden olsun.

Genç bir bayansınız. Hemen yandaki binada sizinle yaşıt genç bir bayan var. Onunla hem mahalle, hem okul arkadaşısınız. Arkadaşlığınız giderek dostluğa dönüşmüş durumda…Hani tam kanka denilen bir dostluk… Sırdaşsınız. Her şeyi paylaşıyorsunuz. Bir süre sonra, bu arkadaşınız, bir Hristiyan veya Musevi ile evleniyor ve onun dinini kabul ediyor.

Şimdi gelelim Kuran-ı Kerim’in Maide Suresi 51 nci ayete, diyor ki:

Diyanet İşleri Başkanlığı Kuran’ı Kerim Türkçe Meali’ne göre: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

Şimdi siz bu meale göre, Hıristiyan ve Musevilerden dost edinemezsiniz. Yukarıdaki örnekleri tekrar düşünün, şimdi bu insanlar sizin dostunuz olamayacak mı?

Sözü geçen Ayet, “kişisel dostluklarla ilgili değildir” şeklinde de düşünülebilir. Ancak, unutulmaması gerekir ki, ülkeler birbirlerinin dostu olamazlar. Her ülkenin ulusal hedef ve çıkarları farklıdır. Zaman zaman stratejik ilişki içinde olabilirler, o kadar…

Bu konu uzun süredir benim zihnime takılıyordu. Yakınlarıma sorduğumda aynı durumla karşılaştım.

Şüphesiz Maide Suresi’nin hangi şartlarda ve nasıl indiğini ilâhiyatçılar daha iyi bilirler. Doğrusu, ayetlerin Kuran’ı Kerim’in anlam bütünlüğünde indirildiği andaki durumlara göre yorumlanmasıdır.

Ben sade bir vatandaşım; sade düşünüyorum. Bu araştırmayı da o gözle okuyun.

Konuyu internette araştırdığımda çok çeşitli açıklamalar karşıma çıktı.

Sâd Suresi 72 nci Ayet diyor ki: “Onu (insanı) tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın.”

Bu ayete göre insan, Tanrı’dan sonraki en değerli varlıktır. Çünkü o, Tanrı’nın ruhunu taşımaktadır. Meleklerle ilgili bu ayetin mesajı, insana gerçekte ne kadar değerli olduğunu anlatmaktır.

Ancak burada, sadece “Müslümanların ruhuna üfledim” denmiyor ki!…

Mealdeki “dost edinmeyin”in Arapça’da tam karşılığı nedir acaba diye bir soru aklıma takılınca, çeşitli mealleri inceledim. Sonuç oldukça ilgimi çekti. Örneğin:

Abdülbaki GÖLPINARLI Meali:

“Ey inananlar, Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da, onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zalim olan kavmi doğru yola sevk etmez.”

Diyanet İşleri Meali(Eski):

“Ey İnananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.”

Diyanet İşleri Meali(Yeni):

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

Diyanet Vakfı Meali:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

Edip YÜKSEL Meali:

“İnananlar, Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlarla dost olursa onlardan sayılır. ALLAH zalim toplumu doğru yola iletmez.”

Prof. Dr. Mehmet AKÇAY Meali:

“Ey inananlar, Yahudi ve Hıristiyanları dost tutmayın, onlar birbirinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse artık o da onlardandır. Allah haksız toplumları gerçeğe yöneltmez.”

Ömer Nasuhi BİLMEN Meali:

“Ey imân edenler! Yehûd ile Nasâra'yı dost tutmayınız. Onların bazıları bazılarının dostudur. Ve sizden her kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır. Şüphe yok ki Allah Teâlâ o zalimler olan kavme hidâyet etmez.”

Muhammed EESED Meali:

“ Siz ey imana ermiş olanlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin: Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdır. Ve hanginiz onları dost edinirse kesinlikle onlardan olur: Bilin ki Allah böyle zalimlere doğru yolu göstermez!”

Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK Meali:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.”

Elmalılı Hamdi YAZIR Meali:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.”

Elmalılı Meali (Orjinal):

“Ey o bütün iyman edenler! Yehud ile Nesârâyı yar tutmayın, onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar, içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan ma'duddur, Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz.”

Ali BULAÇ Meali:

“Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.”

Şaban PİRİŞ Meali:

“ – Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli / dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli kabul ederse o da onlardandır. Allah, zalim topluma hidayet vermez.

Ümit ŞİMŞEK Meali:

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirinin velisidir. Sizden onları veli edinen, onlardan olur. Allah ise zalimler güruhuna yol göstermez.”

Prof. Dr. Süleyman ATEŞ Meali :

“Ey inananlar, Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.”

Suat YILDIRIM Meali:

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları velî edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları velî edinirse o da onlardandır. Allah böylesi zalimleri doğru yola iletmez.”

Doç. Dr. Mustafa ÖZEL Meali:

“Ey İman Edenler ! Yahudi ve Hıristiyanları koruyucu edinmeyin. Onlar birbirlerinin koruyucudurlar. Sizden kim onları koruyucu edinirse o da onlardandır.”

Görüldüğü gibi mealler değişik !

Tabii konuyla ilgili farklı yorumlar da var. Örneğin Prof. Dr. Beyza BİLGİN diyor ki:

“…Bu ayete gelinceye kadar, dostlukla ilgili, iyi geçinmeyle ilgili, yardımlaşmayla ilgili ayetler var. Bir de şu anda bizim neye ihtiyacımız var, dostlukları pekiştirmeye mi, yoksa birbirimize karşı düşmanca tavırlar kazanmaya mı? …Bence şu anda bu ayetin ortaya çıkartılması doğru değildir. Bizim içimizde yüzyıllardır beraber yaşadığımız Yahudiler ve Hristiyanlar vardır. Onlarla dost olmayıp da ne yapacağız? Ama kendi içimizde de kendimizin düşmanları yok mudur? Dostunu düşmanını insan bilmelidir. Bunun Hristiyan olmakla, Yahudi olmakla artık alakası yoktur. …Bu ayetin tarihi bir ayet olarak ele alınması lazım. O zaman için bu olay çok önemliydi. Evet Yahudilerle, Hıristiyanlarla o zaman da dost olanlar vardı; onlarla dostluğunuzu kesin anlamında değil, ama onların dostluğunu devam ettirirken Müslümanlara zarar verecek davranışlarda bulunmayın, demektir. Ama ayetin indiği olay nedir, hangi olay üzerine bu ayet indirilmiştir, bunun bilinmesi gerekir. Olay, o zaman savaş halinde olunması. Tarihi bir ayet.”  ( www.ntvmsnbc.com  27 Kasım 2007)

Diyanet İşleri eski başkanlarından Prof. Dr. Süleyman ATEŞ’in konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“…Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmemeyi emreden ayet genel değil, Müslümanlara düşman olan, İslâm ile savaşmakta olan Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır. O ayetin bulunduğu bağlam iyi düşünülürse bu gayet güzel anlaşılır. Nitekim söz konusu ayetten sonra gelen 57'nci ayette, 'Dininizle alay eden kitap ehli ve müşrikleri dost tutmayın' buyurulmaktadır. Demek ki dost tutulmaması emredilen kitap ehli, iyi niyetli insanlar değil, Müslümanlara saldıran, İslâm ile alay eden düşman kimselerdir.” (Vatan, 11. 02. 2006)

Sayın Süleyman ATEŞ’in 51 nci ayetteki “dost” olarak tercüme edilen kelimenin aslen “veli” mi, yoksa “evliya” mı olduğu şeklinde sorulan bir soruya da yanıtı şu şekilde:

“Dünyada bulunan her birey Allah’ın kuludur. Dar kalıpların dışına çıkmasını bilin. Sen onları ne kadar dışlarsan dışla, Allah her kulunu korur, kollar. O sahip olmasa insanın yaşaması mümkün mü? Nedir bu bazı kesimlerdeki bağnazlık, insan düşmanlığı? Nereye kadar sürecek? Dinler insanlara düşmanlık mı aşılıyor? Vur, kır, öldür! Senin gibi düşünmeyen kimseye hayat hakkı yok. Dost olma, düşman ol! Böyle bir dünya mı istiyorsunuz? Benim dinim barış dini, dostluk dinidir. İsterseniz “İlahi Dinlerin Ruh Birliği” adlı eserimi okuyun. Yoksa dünyaya barış gelmez. Kim kime hayran bir düşünün. Biz mi Avrupa’nın peşinde koşuyoruz, onlara özeniyoruz yoksa onlar mı bizim peşimizde koşuyor? Çocuğunu Avrupa’ya, Amerika’ya gönderen kimse gururlanıyor, övünerek anlatıyor. Avrupa’ya giden din görevlileri bundan övünç payı çıkarıyor. Ondan sonra da onlara düşmanlık besle. Bu çelişki değil mi? Siz böyle düşünürseniz onlar sizin için iyi mi düşünecekler? Aynı şeyi onların bağnazları da Müslümanlar için düşünüyor. Sonuç ne olur? Ebediyyen kavga ve savaş. Allah tüm insanları böyle bir sonuçtan korusun.”   (Vatan, 24. 09. 2007)

Bu cevap bir din adamına aittir, aynen yazdım. Açıklama var, fakat sorulan sorunun yanıtı yok !..

Bu kadar açıklamadan sonra ben, şunu anlıyorum:

Ayette geçen kelime “Veli”…

Sözlüklerde Veli: “ermiş”, “evliya”, “dost”, “koruyucu”, “sığınılacak yasal savunucu”, “sığınılacak yasal koruyucu” anlamları veriyor.

“Veliyy-ül- emr”:  emir sahibi, âmir;

“Veliy-yi nimet” : velinimet, nimet sahibi, besleyen demektir.

“Evliya”, Arapça “veli” nin çoğuludur. “Büyükler”, “ulular,” küçüklerden sorumlu olan kimseler”, “erenler” anlamına gelir.

“Veli” sözcüğünden türeyen “Mevla” sözcüğü de, Araplar arasında, kabile yasalarında, “bir kabileye sığınan ve sığındığı andan başlayarak o kabilenin yasalarına bağlanması karşılığında, kabilenin üyesi olarak görülüp hakları o kabile tarafından korunan, savunulan yabancıların” konumunu belirtmek için kullanılan bir deyim. (*)

Haddimi aşıyorsam kimse kusura bakmasın.

Benim anladığım şu: “Yahudileri ve Hıristiyanları kendinize veli/ koruyucu edinmeyin.  Eğer onları kendinize koruyucu, sizi himaye eden, koruyan kabul ederseniz, onlardan olursunuz.”

Bana göre ilgili ayet, Müslüman birliğini korumak ve iç dayanışmayı kuvvetlendirmek  üzere getirilmiştir. Burada Yahudi ve Hıristiyanlara düşmanlık yok. İslâm dünyasındaki Yahudi ve Hıristiyanların dinlerinin ve hayatlarının Müslümanlar tarafından garanti altında tutulduğu bilinen bir konudur. Osmanlı’nın hakimiyetindeki topraklarda bulunan yabancı uluslar kendi dillerini ve dinlerini özgürce kullanmadılar mı?

Sözü edilen ayet, Hıristiyan ve Musevi emperyalizmine direnişi öneren önemli bir uyarı gibi de algılanabilir.

Tam bu noktada, ATATÜRK’ün (İngiliz hakimiyetini benimseyen Padişah/Halife yönetimindeki Osmanlı'nın aksine) Hıristiyan emperyalizme karşı çıkması, tam bağımsızlığı benimsemesi, Hıristiyan ve Musevileri yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin hamisi ya da koruyucusu olarak asla düşünmemesi, Kuran hükümleriyle aynen uyuştuğunun da açık göstergesidir.

Bugün de, Hıristiyan ve Musevi emperyalizmini kendimize koruyucu/ hami kabul etmemeliyiz.

ABD emperyalizmine karşı tavrımızı belirlemeli, AB'nin güdümüne girmekten kaçınmalıyız.

Bağımsız olmalıyız. Eğer, onların koruyuculuğu altına girersek, artık onların güdümünde ve onlardan oluruz.

ata 

ATATÜRK’un sözleriyle konuya son verelim:

"Devletin dayandığı esaslar tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız milli egemenlikten ibarettir."

“Tam bağımsızlık demek, elbette siyasa, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür… gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”

(*) Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni- Osmanlı Tuzağı, 12 nci Baskı, Otopsi Yayınları, Sayfa 202.

 

 

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 16 Ocak 2009)

aakyol

 

Yukarıdaki yazıyla ilgili olarak Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni Sayın Muhsin SEVENCAN' dan bir yorum geldi.

Aynen aşağıya alıyorum.

***

Sayın Ahmet AKYOL,

Maide Suresi ile ilgili yorumunuz Türk İstiklal Harbinin tanımıdır:

Hz Muhammed Müslüman veya Müslüman olmayan hiç kimseyi dışlamamıştır. Nedeni ise Kuran’ın böyle hedef göstermesidir. Ayette, Müslüman olmayanları dost edinmeyin manası kastedilmiş olamaz. Böyle bir anlam çıkarmak,  ayetteki “evliya” kelimesini Türkçe düşünmemizden kaynaklanan bir hatadır.

Gerçekte ayette kastedilen, “koruyucu” manasıdır. Yani Müslüman olmayan toplulukların himayesine girmeyin, onların koruyuculuğu altında yaşamayın. Çünkü İslamiyet bağımsız ve özgür yaşayan toplumlar için tasarlanmış bir dindir. Allah, esaret altında olan hiç kula hiç ibadeti farz kılmamıştır.

O halde bu ayetteki “evliya” kelimesi aynı surenin 5. ayeti de göz önüne alınarak düşünülmelidir.

Maide 5:

"Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır."

 Peygamberimiz de Müslüman olmayan birçok topluluklarla anlaşmalar imzalayıp devletler ve dinler arası hukuk kurallarına saygılı olmuştur. Eğer ayette bahsedilen “evliya” kelimesi dost manasında ele alınsaydı o zaman aşağıda ismi geçen anlaşmaları peygamberimiz imzalamazdı.

 Yahudilerle Anlaşma:

Hz. Muhammed (sav), Evs ve Hazrec kabileleri ile yapılan Medine Anlaşması'na Yahudilerin de katılmasına izin vermiş ve böylece Yahudilerin de Müslümanların arasında, ayrı bir dini grup olarak varlıklarını devam ettirmelerini sağlamıştır. Yahudilerin dini kendilerine, Müslümanların dini kendilerinedir" hükmüyle, Müslümanların Yahudilerin geleneklerine ve inanışlarına gösterdikleri hoşgörünün temeli Peygamberimiz döneminde atılmıştır. Hiç şüphesiz bu tolerans, Allah'ın Kuran'da bildirdiği, "Sizin dininiz size, benim dinim bana" (Kafirun Suresi, 6) hükmünün en güzel tecellilerinden biridir.

Hıristiyanlarla Anlaşma:

Hz. Muhammed (sav) Kitap Ehli'ne karşı yalnızca anlayış ve merhamet göstermekle kalmamış, İslam idaresi altındaki Yahudi ve Hıristiyanların korunup kollanması gerektiğini öğretmiştir. Bizzat Peygamber Efendimiz tarafından Edruh, Makna, Hayber, Necran ve Akabe'li Kitap Ehli'ne verilen beratlar, Müslümanların Kitap Ehli'nin can ve mal güvenliğini garanti altına aldıklarını ve onlara inanç ve ibadet özgürlüğü tanıdıklarını göstermektedir.

Peygamberimizin Necranlılar ile yaptığı sözleşmede yer alan şu maddeler dikkat çekicidir:

1-Necranlıların ve maiyetindekilerin canları, malları, dinleri, varları ve yokları, aileleri, kiliseleri ve sahip oldukları her şey Allah'ın ve Allah'ın peygamberinin güvencesi altına alınacaktır.

2-Hiçbir piskopos da keşiş de kilisesinden ya da manastırından edilmeyecektir ve hiçbir papaz papazlık hayatını terk etmeye zorlanmayacaktır. Onlara hiçbir eza ya da aşağılama yapılmayacaktır ve toprakları ordumuz tarafından işgal edilmeyecektir.

3-Adalet isteyen adalet bulacaktır, ne zalim ne de zulüm bulunacaktır.

Müşriklerle Anlaşma:

Müslümanlar hac vazifesini yerine getirmek amacıyla 1500 kişiyle Mekke'ye doğru yola çıktı. Hudeybiye Kuyusu'na gelindiğinde Mekkelilerle bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya göre;

1- Taraflar birbirleri ile 10 yıl süreyle savaşmayacaklar,

2.-Arap kabileleri istedikleri tarafa geçebilecekler ancak iki taraf da kendisine bağlı olan kabileye askeri yardımda bulunmayacak,

3.-Velisinin izni olmayan Mekkeli bir genç, İslamiyet'i kabul etmesi halinde Medine'ye alınmayacak fakat Müslümanlardan Mekke tarafına geçen olursa kabul edilecek,

4-Müslümanlar hac ziyaretini ertesi yıl da yerine getirebileceklerdi.

Bütün bunlar bize gösteriyor ki, bazı ayetleri dilimize cevirken kelimeleri orijinal anlamında düşünmüyor kendi dil mantığımızla yorumluyoruz. Böylece ayetin orijinal anlamı da ortadan kalkıyor.

Hâlbuki İslam evrensel bir dindir. Her inancın sahibi ülkelerle alışveriş yapılır ve anlaşmalar imzalanır. Müslüman bir ülke sadece başka ülkelerin boyunduruğuna girmez. Girerse inancını ve ibadetini kaybeder.

Bu yüzden Türk İstiklal Harbi İslam dünyası için çok ama çok önemli bir mücadele örneğidir. Maide 51. ayetin en güzel yorumudur. Bağımsızlık, tam bağımsızlık istemektir. Atatürk  "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" derken yani ben Müslüman’ım diyor. Çünkü özgürlük ve bağımsızlık Müslüman’ın karakteridir.

Sizin güzel yorumunuz bunları düşünmemize sebep olmuştur.

Selam ve saygılarımla.

(Muhsin SEVENCAN, Yalova Lisesi, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni, 21 Ocak 2009)

 

3 thoughts on “MAİDE 51 VE ATATÜRK

  1. Bosuna dememis atam egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir diye yuce rabbime sukurler olsunki onu bize gondermis zaten herkes kitabimizi anlayabilse ataturk e kimse hakaret edemez

  2. Bu yazıyı çoğaltıp dağıtın beyim. İnternete girmeyenlerin bunu okuması lazım. ya da bir gazetede yayınlayın, o zaman çok okuyan olur. Emeğinize sağlık. Diğer yazılarınıza fırsat buldukça okuyorum. Allah razı olsun.

  3. tebrikler. net olmus. ben de ilk gordugumde ve duydugumda sok oldum. bir de gecenlerde cubbeli ayni konuda yanlis yorum yapmis. pes dedim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir