MEVLÂNA CELÂLEDDİN RUMÎ

Mesnevî adlı didaktik epik şiiriyle tasavvuf düşüncesini ve edebiyatını büyük ölçüde etkilemiş büyük tasavvuf şairi Celâleddin Rumî, 17 Aralık 1273’te, Konya’da öldü.

Ölümünden sonra öğrencileri, Mevlevî tarikatını kurdular.

30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan’ın  Belh şehrinde doğdu.

 res-mevlana04    Babası sağlığında “Sultanü’l- Ulema” (Bilginlerin Sultanı) unvanı almış olan Bahaeddin Veled ünlü bir mutasavvıf, hoca ve yazardı. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'du.

Bahaeddin Veled, yaklaşan Moğol tehlikesi yüzünden 1218’de ailesini alıp doğduğu toprakları terk etti.

Mekke’ de hacca gittikten sonra, bir süre komşu ülkelerde dolaşan aile, sonunda Anadolu’ ya geldi ve Karaman' da Subaşı Emir Mûsâ' nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman' a gelen Sultânü'l- Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı.

Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman' da evlendi.

Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu.

Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı.

Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti' nin egemenliği altında idi. Konya da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd,  Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled' i Karaman' dan Konya' ya davet etti ve Konya' ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled, Sultanın davetini kabul etti ve Konya' ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi' ni ikametlerine tahsis etti.

Bahaeddin Veled, 12 Ocak 1231 yılında Konya' da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı' ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Bilginler Sultanı Bahaeddin Veled’in inananları, bu defa Mevlâna' nın çevresinde toplandılar.

Mevlâna' yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi' nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna, Kasım 1244’ de Konya sokaklarında derviş Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. ( Şems’i önceden tanıdığına inananlar da vardır.) Bu karşılaşma Celâleddin Rumî’nin yaşamında bir dönüm noktası oldu. Kabul gören görüşe göre Şems, geleneksel tarikatlarla hiçbir ilgisi olmayan, üstün kişilikli bir insandı. İki mutasavvıf aylarca birlikte yaşadılar ve düşünce âlemine daldılar. Celâleddin öğrencilerini ve ailesini bir yana bıraktı.

Çevrenin baskısı üzerine Şems, Şubat 1246’da Konya’dan ayrıldı.

Celâleddin’in bu duruma çok üzüldüğünü gören oğlu Sultan Veled, Suriye’ye giderek Şems’i geri getirdi.

Ama Celaleddin’in ailesi bu beraberliği hoş görmedi ve Şems, 1247’de ortadan kayboldu; bir daha da geri dönmedi.

(Şems’in, Celaleddin’in oğullarının da bilgisiyle öldürtüldüğü ve Konya’da bir kuyuya gömüldüğü inancı yaygındır.)

Mevlana Celâleddin Rumî, bundan sonra tamamen tasavvufa  yöneldi ve şiir yazmaya başladı.

Kaynaklar, tasavvufî şiirleri ve çok sayıdaki rubaileri Şems’e duyduğu sevginin değişik aşamalarını anlattığını, belirtirler.

Şems’in ölümünden birkaç yıl sonra tanıştığı okuma yazma bilmeyen kuyumcu Salaheddin Zerkub’a da benzer bir yakınlık duydu.

Zerkub’un kızı da Celâleddin’in büyük oğluyla evlendi.

Salaheddin’in ölümünden sonra ise sevgisi Hüsameddin Çelebi’ye yöneldi ve büyük yapıtı Mesnevi’yi onun etkisiyle yazdı.

Celâleddin’e göre Salaheddin ve Hüsameddin, her şeyi aydınlatan ışığın, yani Şems’in yeniden ortaya çıkışıdır.

Mesnevî’yi bitirdikten sonra çok yaşamadı; yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna, 17 Aralık 1273 günü vefat etti..

res-mevlana05 kabir

Mevlâna, kendisine bağlananlar için kural koymamıştı.

Vefatından sonra, oğlu Sultan Veled, onun düşüncelerini temel alarak Mevleviliği bir tarikat durumuna getirdi.

Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı kişinin kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Gerçeğe ulaşmanın asıl yolu zikir ve çile değil, aşk ve cezbedir. Bunun için de ad ve sözcüklerden geçip Tanrı’yı bulmak, varlıktan arınmak gerekir. Var olunan şeyler gerçekte yoktur; görünen nesnelerle varlığını duyuran Tanrı’dır.

Türkiye’de en yaygın ve etkili tarikatlardan olan Mevlevilik, öbür tarikatlar gibi 1925 yılında bir yasayla yasaklandı.

Ertesi yıl Celâleddin Rumi’nin Konya’daki türbe ve dergâhı müze olarak yeniden açıldı.

res-mevlana02       Günümüzde her yıl Aralık ayında Konya’daki dergâhta daha çok turistik amaçla Mevlevî ayini yapılmaktadır.

“Ne olursan ol, yine gel” sözüne gelince…

Prof. Dr. Süleyman Ateş’in açıklaması şu şekildedir:

“…Mevlâna’ya nispet edilen o ünlü dörtlük (ne olursan ol, yine gel) Mevlâna’nın değil, Mevlâna’dan sonra kendisini ziyarete gelen ve Konya’da vefat edip Mevlâna’nın yanında yatmakta olan bir Horasan erenindir. Bu dörtlük Mevlâna’nın değildir ama onun felsefesini yansıtmaktadır.” (Vatan, 30.08. 2004)

Prof. Dr. İlber Ortaylı diyor ki:

“…(Ne olursan ol, yine gel) sözü Mevlana’ya ait değildir. Çünkü o, 17 nci yüzyılda yazılmış bir şiir…Mevlana öldükten sonra söylenmiştir. Konya’daki dergâhın kapısında da, Mevlana’nın şiiri olmadığını yazdılar. Bunlar yeni icat edilmiş bilgiler değil.Daha önce tespit edilmiş bilgiler bunlar..” (Milliyet, 17.06. 2001)

Mevlana ve Mevlevilik konusunda önemli bir isim olan Şefik Can’ın açıklaması da şöyledir:

“…Hem matbu, hem el yazması Mevlana Celaleddin Rumi’ye ait tüm kitapları taradım. Hatta yurt dışında yazılmış kitapları da okudum. Ancak hiçbir yerde, (Ne olursan ol, yine gel) sözünü Mevlana’nın söylediğine dair bir ibareye rastlamadım. Abdulbaki Gökpınarlı’nın kitaplarında ve Şair Haşim Nezihi Okay’dan şifaen duydum ki, bu söz Efdaliddin Baba Kaşi’ye aittir. Ziya Paşa’nın, ‘Harabat’ isimli kitabında da bu sözün Efdaliddin Baba Kaşi’ye ait olduğu belirtilmektedir. Söz mana olarak Mevlana’ya ters düşmüyor. Kendisi hoşgörü insanı. Ancak bu söz ona ait değil.” (Milliyet, 17.06.2001)

Hz. Mevlâna’nın Eserleri ve Sözleri hakkında ayrıntılı bilgi arıyorsanız, aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

http://www.mevlana.com/

UNESCO, 2007 yılını “Mevlâna Yılı” olarak ilân etmişti. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ nın “Mevlâna Yılı” ile ilgili olarak hazırladığı internet sitesini incelemek isterseniz, aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

http://www.mevlanayili.gov.tr/

Hz. Mevlâna’nın müzesinde sanal bir gezinti yapmak isterseniz, aşağıdaki bağlantıları tıklayabilirsiniz.

http://www.kultur.gov.tr/genel/SanalMuzeler/mevlana-tr/index.html

http://www.360tr.com/42_konya/mevlana/

 

Yazıya EK:

Türkiye'ye resmî ziyarette bulunan İranlı devlet adamlarının ATATÜRK yerine Mevlana'yı ziyaret ettiklerini,İranlı turistler için Türkiye'deki en gözde ziyaret mekânının Mevlana Müzesi olduğunu bir yana not alın. 17 Aralık 2014 günü, Habertürk Televizyonu'nda 1225'teki haberlerde, "Mevlana'nın İran kökenli olduğunu biliyoruz" şeklinde bir açıklama yapıldı.Yorumsuz iletiyorum!..

aakyol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir