MUSTAFA ERTUĞRUL AKER

mea

MUSTAFA ERTUĞRUL AKER

HARP MALÛLÜ EMEKLİ TOPÇU YÜZBAŞI

1893’te Girit Hanya’da doğdu.

1912 yılında Harp Okulu’nu  Topçu Subayı olarak bitirdi.

Çanakkale Muharebeleri’nde, 1915 yılında, Yarbay Şefik (Aker) Bey’in komuta ettiği 27 nci Alay’da görev yaptı.

Bir İngiliz keşif uçağını düşürdü. (Düşürdüğü İngiliz keşif uçağı pilotunun şapkasındaki rozet Mustafa Ertuğrul'a hatıra olarak verilmiştir.) 

Burada gösterdiği üstün cesaret ve kahramanlıklarla dikkati çekti, Osmanlı ve Alman madalyalarıyla ödüllendirildi.

Çanakkale’de düşman çekildikten sonra, önce Galiçya cephesinde, daha sonra Aydın'da  görevlendirildi.

1nci Dünya Savaşı’ nın en sıcak günleri olan o dönemde resmen İtalya'ya bağlı olan Meis Adası, İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin denetimindeydi.

Meis Adası’na demirleyen  Müttefiklere  ait  savaş gemileri, burayı bir üs olarak kullanıyor, buradan tüm sahil kent ve kasabalarımızı hedef alan saldırılar düzenliyorlardı.

Burası için bir önlem alma gereği hissedildi.

Başlangıçta Meis Adası’nın işgal ve tahkimine karar verildi ama, bunun imkânsızlığına kanaat getirilince, operasyon burayı kullanan erzak ve mühimmat gemilerinin imha veya tacizini hedefleyen şekle dönüştü.

Bölgedeki kuvvetleri takviye amacıyla, Aydın’da bulunan  4 adet 7.7’lik Alman yapımı Erhard Dağ Topu’na sahip küçük bir batarya, Kaş’a intikal ettirildi.

Meis Deniz Üssü’nde ilk hedef, deniz uçağı taşıyan gemi  HMS Ben My Chree oldu.

Ben My Chree, 114,3 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde, saatte 24,5 knot (45,4 km/saat; 28.,2 mil/saat) yapabilen,  6 deniz uçağı taşıyan İngiliz bandıralı bir gemiydi.

Mürettebatı 250 kişiydi.

Silah donanımı: 4 × seri ateşli 12-pounder top ; 2 × 3-pounder uçaksavar topu idi.

Ben My Chree, Isle of Man Steam Packet şirketince İngiltere- Man Adası arasında hızlı yolcu feribotu olarak kullanılmak üzere Vickers  tersanelerinde 1907'de inşa edilmiş;

mea2

İngiliz Kraliyet Donanması, Ben My Chree’yi, 1 nci Dünya Savaşı’nda, 1 Ocak 1915’te kiralayarak, deniz uçağı taşıyıcı gemisine dönüştürmüştü. Güverteye büyük bir hangar yapılmış ve uçağı denize indirmek ve denizden kaldırmak için vinçler ilave edilmişti. O zamanlar uçaklar gemiden havalanamıyor, güverteden vinçle denize indiriliyordu.

mea3.1

23 Mart 1915’te, deniz uçağı taşıyan gemi olarak donanmaya katılan HMS Ben-My-Chree, 12 Ağustos 1915' te tarihteki ilk gemi konuşlu uçakla havadan torpido saldırısı için kullanılmıştı.

*

Görev belirlenip hedef de tespit edilince, Batarya Komutanı Mustafa Ertuğrul, bataryasını, Meis  Adası’nın tam karşısındaki burna, son derece gizlice taşıttı. Tam 2 ay boyunca, bölge halkının bile dikkatini çekmeyecek şekilde, toplar parçalar halinde batarya personelinin sırtlarında yeni mevziiye getirildi.

Batarya Komutanı Mustafa Ertuğrul, aradan yıllar geçtikten sonra, hatıralarında bu olayı şöyle anlatacaktır:

“ 27 ARALIK 1916 Saat: 13:00: “Türk askeri cenge hazırlanıyordu. Biraz sonra kopacak kıyametin heyecanı ile benim de yüreğim çarparken; gözüm batarya dürbününün adesesinde, düşmanı seyrediyordum. Meis, güzel bir pazar gününün neşeli havası içinde tatilin zevkini sürüyordu… Bizim taraftaki harekât ve gürültü gittikçe sükûn buldu. Herkesin kulağı, bir ağızdan çıkacak keskin bir kumandayı bekliyor. Ateeeş… Nihayet saat 13.25’te aylardan beri karşısındaki yabancı çığlıklara dişini sıkıp susan dört ağız birden alev kusmaya başladı…”

 mea4.b

(Mustafa Ertuğrul’un bizzat kendisinin yaptığı, Ben My Chree’nin batışını temsili gösteren suluboya resim ve olay krokisi)

(Resmin büyük halini görmek için üstünü tıklayın)

‘‘İlk grubun bir mermisi gemiye isabet etti. Müteakip grubun üç mermisi birden geminin kıç tarafındaki küçük tayyare hangarına isabet ederek müthiş bir yangın yaptı. Benzin deposuna isabet ettiğini sonradan öğrendiğimiz mermilerimizden çıkan yangın o derece çabuk büyüdü ki gemi baş toplarını bize çevirdiği halde ateş etmeye imkân bulamadı. Mürettebatın bir çoğunun denize atlayarak kaçtıkları görülüyordu. Koca gemi karşımızda homurdanarak yanıyor, yavaş yavaş yaralı başını denize sokuyordu. 36 dakika süren fasılalı ateşimiz karşısında fazla dayanamayan Ben-My-Chree baş tarafından denize gömüldü.’

Ben My Chree, 36 dakikada görev yapamaz hale geldi ve yan yattı.(*)

Hangardaki uçaklar, orada bulunan yakıtlarıyla birlikte yanmaya başladı.

Canını kurtarabilen gemi personeli yüzerek kıyıya, Meis Adası’na çıktı.

Batarya Komutanı Mustafa Ertuğrul, üzerinde bir patika bile bulunmayan sert arazide, insan üstü bir çabayla toplarını yerleştirmiş, Meis Adası’ndakiler ise o sert coğrafyadan kendilerine bir tehdit olabileceğini hiç düşünmemişlerdi.

O gün, Mustafa Ertuğrul’un komutasındaki Topçu Bataryası, Meis Üssü’nde demirli bulunan irili ufaklı pek çok gemiyi batırdı, pek çok gemiye büyük hasar verdi.

Müttefik Donanma Kuvvetleri, önemli bir gemilerini kaybetmenin yanında, önemli bir de prestij kaybına uğramıştı.

Türk kıyılarını sürekli denetim altında tutmaya, olur olmaz zamanda kıyıdaki motor ve kayıkları batırmaya, yerleşim yerlerini bombalamaya başladılar.

Fransız Kruvazörü Paris 2 ve Alexandra, sahillerimize rahat vermeyenlerin başında geliyordu.

Batarya Komutanı Mustafa Ertuğrul, Alay Komutanı’na bir teklifte bulundu:

“Müsaade ederseniz, bataryamla, bir gece ansızın Antalya’yı terk ederek meçhul bir istikamete gidiyormuş gibi yapıp, Ağva Koyu’na ( şimdiki adıyla Antalya nın Kemer ilçesi) gideyim. Limana hâkim buruna bataryamı yerleştireyim. Emrime verilecek bir yelkenli ile bu gemiyi limana sokup avlamaya çalışayım.”

Mustafa Ertuğrul’un plânı oldukça basitti.

Bölgenin zorlu coğrafyası ve yol yokluğundan ötürü, kumanyalar kıyıda savunma mevzilerinde olan Türk askerine, yelkenli teknelerle taşınıyordu.

Fransızlar, bunu fark etmişti.

Artık her fırsatta, Fransız savaş gemileri, Türk askerine yemek taşıyan yelkenlilere el koymakta ve Türk askerinin aç kalmasına neden olmaktaydı.

Mustafa Ertuğrul, önce bataryasını Ağva Koyu’na (günümüzde Kemer ilçesi) gizlice mevziilendirdi.

Sonra, bir yelkenliyi, Fransız savaş gemilerini üzerine çekmesi için, gönderdi.

Sözde bu yelkenli, kıyıdaki Türk savunma mevziilerine yemek götürüyordu.

13 Aralık 1917 günü, yelkenliyi fark eden Fransız kruvazörü Paris 2 ile Alexandra, yelkenliyi yakalamak için Ağva Koyu’na kadar takip ettiler.

Tam yelkenliyi yakalayacaklarken, kıyıda gizli mevziilerde bulunan Mustafa Ertuğrul’un bataryası, atışa başladı.

Paris 2, sadece 18 dakikada battı.

Alexandra ise kendisini son anda kurtardı ve kaçmayı başardı.

 mea5.b

(Mustafa Ertuğrul’un bizzat kendisinin yaptığı, Paris 2’nin batışını temsili gösteren suluboya resim ve olay krokisi)

(Resmin büyük halini görmek için üstünü tıklayın)

Paris 2 kruvazörünün personeli deniz döküldü.

Batarya Komutanı Mustafa Ertuğrul, bunun üzerine deniz dökülen Fransız askerlerin toplanmasına karar verdi.

Geminin personeli kıyıya taşındı, yaralı olanların bakım ve tedavileri yapıldı.

Esirler arasında Pierre Loti’nin yeğeni  Rolen de bulunuyordu..

Gördükleri karşısında şaşıran Rolen, “Gıyaben sevdiğim bu asil milletle şimdi tam karşı karşıyayım. Sizlere nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum” diyordu.

Mustafa Ertuğrul, hatıralarında bu olayı şöyle anlatmıştır:

"… Esirlerin içinde gemi süvarisi bahriye Erkan-ı Harp Teğmeni ve Fransa' nın tanınmış muharrirlerinden Rolen ve sevdiği köpeği Mastik de vardı. Sahile çıkan esirler bitkin bir halde olup, 13’ü yaralı idi. Yaralıların ihtimamla yaraları sarılarak köye nakledildi. Azami şefkat ve merhamet karşısında şaşıran bu zavallılar yüzlerimize tuhaf tuhaf bakıyorlar, içlerinde bulundukları sıcak muhite inanamıyorlardı. Yaralarını sarmak için malzememiz ve bilhassa sargı paketlerimiz yoktu. Bu bedbahtların yarasını sarmak için bataryam kahramanlarından bazıları, sanki kendilerini öğretilmiş gibi üst gömleklerini çıkarıp parçaladılar, onların yaralarını sardılar. Bazıları kaputlarını, bazıları ceketlerini çıkarıp, çıplak olan Fransız neferlerine giydirdiler. Büyük Türk neferinin gösterdiği bu ulvi cenap karşısında mütehassis olan esirler ağlayarak neferlerimizin boynuna sarılıyor, yüzlerini gözlerini öpüyordu."

 mea6.b

(Mustafa Ertuğrul’un Batarya Personeli Paris2’in Cankurtaran Simidi ve Gemi Komutanının Köpeği Mastik ile…)

(Resmi büyük görmek için üstünü tıklayın)

mea7  

( Batarya Komutanı Mustafa Ertuğrul (sağda), esir Fransız Gemi Mürettebatı ile )

Ben My Chree’den sonra Paris2 de batınca, Fransızlar adeta çılgına döndü.

Alexandra isimli kruvazörleri durmadan kıyılardaki yerleşim yerlerini bombalamaya başladı.

Bir taraftan da, Mustafa Ertuğrul’un bataryası duyulmuş ve artık açığa çıkmıştı. Müttefik donanma gemileri, artık top menzili dışında geziyor, sahile yanaşmıyordu.

Elinde dürbünüyle açıkta gezinen Alezandra’yı devamlı takip eden Batarya Komutanı Mustafa Ertuğrul, aklına gelen dahiyane plânı uygulamaktan kaçınmadı.

Alexandra’ya bir tuzak kurdu.

Mustafa Ertuğrul, hatıralarında bu olayı şöyle anlatmıştır:

“…Paris 2  battıktan sonra eşini kaybeden Aleksandra kruvazörü daha ürkek, fakat daha saldırıcı bir vahşetle sahillerimizde dolaşıyor artık iç limanlara kadar sokulmağa cesaret edememekle beraber, işimizi bitirir bitirmez tahliye ettiğimiz mevziimizi sık sık onbeşlikleriyle dövmek, sonra rast geldiği yelkenliyi yakalayıp içindeki hamuleyi zaptettikten sonra batırmak suretiyle intikam almağa çalışıyordu.

…İlk baskından aldığı dersle sahile hiç yanaşmaması ilk oyunun tekrarına imkân veremezdi. Şu halde onu başka bir oyunla tuzağa düşürmek ve boyunun ölçüsünü vermek lâzımdı. Düşünürken aklıma şu fikir geldi.

Mademki bu zebunkeş (kendinden zayıfa gücü yeten)  düşman hep yelkenlilere musallat oluyor ve ekseriya rast geldiği yelkenlinin yanına kadar sokularak içini yoklamayı adet edinmişti. Biz de ona göre biri yelkenli hazırlayıp bu sefer ona hazmedemeyeceği bir lokma yutturmağa çalışmalıydık. Onun için bu gibi işlerdeki bilgi ve iktidarından emin olduğum çok kıymetli arkadaşım Fırka (Tümen) İstihkam Bölüğü Komutanı  Mülazım (Teğmen)  İbrahim beye açtım. Fikrimi çok muvafık buldu. Bu arkadaşım epey çalışarak hazırladığı planın tatbik şeklini kararlaştırdık.

Tasavvurumuz şu şekilde idi.

Herhangi bir yelkenlinin  kaburgasını kaplayan iç kaplaması sökülerek mümkün mertebe fazla miktarda dinamiti kaburga aralarına yerleştirmek, tam merkezine de bir top fünyesini yerleştirerek fünye halkasını bir telle ihzar edilecek olan (ve bir iki adam tarafından kaldırılmasına imkân olmayacak derecede büyük) dört beş portakal sandığından birinin altına bağlamak kaplamalar tekrar çakılarak dinamitleri tamamen gizlemek sandık mutlaka vinç ile kaldırılacaktı. Böylece fünye dinamiti ateşleyecek ve infilak vukua gelecekti. Planın birinci kısmını ihtiva eden mütasavvur (düşünce) mükemmeldi. Yalnız bu infilakı düşman gemisinin pek yakınında vukuunu temin için ne yapacaktık. Bu mesele her şeyden evvel talih işi idi. Mahaza bunu da böylece tespit ettik. Dinamitli gemi yine eski mevzie yerleşecek olan bataryamın tam karşısında ve sahilden takriben iki üç kilometre açığa konacaktı.

Gemi yelkenlerini açacak güya Tekir ovadan portakal yüklenmiş de Antalya’ya gidiyormuş gibi bir his verecek tarzda istikamet alacaktı. Bu gemi içinde bulunacak olan iki yüzgeç ve zeki nefer uzaktan kruvazörü görünce güya kaçamayacaklarını akılları keserek yalnız canlarını kurtarmak kastiyle  yelkenlerini indirerek arkada bağlı bulunan küçük sandala binerek sahile kaçacaklar ve ondan sonra her işi talihe terk edecektik.

Bu düşündüklerimizi o zaman Fırka kumandanım olan Miralay Şefik beye arz ettik. Çok beğendiği bu iş için çok gizli tutmak şartıyla hazırlık yapılması emrini verdi. Emrimize verdiği bir yelkenli gemiyi ve miktarı kafi dinamiti alarak batarya ile tekrar eski mevzie yerleştik (28/Şubat/1918). Arkadaşım İbrahim beyle beraber yelkenlinin kaburgaları arasına yetmiş beş kilo dinamit yerleştirdik. Çok tehlikeli olan bu hazırlığı iki günde bitirdik.

.. Nihayet bir haftalık intizardan sonra 8 Mart 1918 sabahı saat  9.10'da Şeldonya burnundaki gözcümüz Aleksandra’nın geldiğini haber verdi. Gemi 8-10 km. yanaşıncaya kadar yelkenli içinde bulunan cesur neferler (Antalyalı Halil ve arkadaşı) sabrettiler. Gemi son sür'atile yelkenlimiz üzerine geliyordu. Mevziden verdiğimiz işaret üzerine bu iki kahraman nefer hemen yelkenleri indirdiler. Ve küçük sandala binerek Ağva limanına iltica ettiler.

… Nihayet kruvazör yelkenliye 10 metreye kadar yaklaştı. Korkak ve budala bir tereddüt içinde bir iki dakika bekledikten sonra bir bahriyelinin denize atladığını gördük. Yüze yüze yelkenliye kadar gitti. Üstüne çıktı, sandıkların içini, dışını bir gözden geçirdi. Sonra iki elini ağzına götürerek neş'eli bir tavırla kruvazöre bağırdı. Bu müddet zarfında yelkenliye daha çok yanaşan kruvazörden bir halat attılar. Yelkenliye çıkan gemici bu halatı kayığın baş tarafındaki babalardan birine bağladı. Bunu müteakip kruvazör yelkenliyi yedeğine alarak uzaklaşmağa başladığı sırada idi ki bataryamla açtığım bir ateşle sersemledi. Bir iki grupta aldığı üç isabetten birisi telsiz antenini parçaladı. Şimdi ilk baskının tıpkısına uğradığını zanneden kruvazör, bütün süratiyle top menzilimizin dışına çıkmağa çalışıyor biz de arkasından küçücük mermilerimizi savurarak onu teşyi etmekte kusur etmiyorduk.

Toplarımızın menzilini artık iyice öğrenmiş bulunan kruvazör yedi kilometre kadar uzağa açıldıktan sonra durdu. Öyle ya, bu seferki baskından ucuzca kurtulduktan sonra ganimetini bizimle eğlene eğlene almak ve bizim yüreklerimizi sızlatarak kayığı havaya uçurmak hakkı idi. Beş on dakika sonra başına gelecek beladan bihaber, kayığı kruvazörün bordasına rampa ettiler. Hemen geminin bütün efradı güverteye dökülmüştü. Beş on bahriyeli kayığın üstüne atladı. Vinç harekete geldi. İlk sandık kruvazöre alındı. Bunu tehalükle (tehlikeye aldırmadan) açtılar. Bir müddet beklediler. Sonradan öğrendiğimize göre geminin doktoru portakalların zehirli olup olmadığını muayene etmiş, denizin ortasında terk edilen bir kayıktaki portakala zehir konacağını düşünen düşmanın, o kayığın omurgasına dinamit yerleştirileceğini akıl edemeyecek kadar gaflet göstermesi şayanı hayretti. Belki Türklerin bu kadarını akıl edemeyeceklerine kani idiler. Muayene işi bittikten sonra geride kalan sandıklar birer birer ve süratle güverteye alınmağa başlandı. Nihayet sıra son ve funyalı sandığa gelmiş ve bizim heyecanımızda son haddini bulmuştu. Vinç direğinin boynu son defa kayığın üstüne uzandı. Tel halat aşağıya doğru uzandı, bahriyeliler çevik hareketlerle onu da bağladılar. Bir saniye sonra siyah bir sütun bu tabloyu kapladı. Kayık enkazı ile küpeşteye yığılan insan kümesinin parçaları havada birbirine karışıyordu. Bu enkaz denize döküldü. Esen rüzgâr, 75 kilo dinamitin çıkardığı kesif dumanı sildi. Kruvazörün su kesiminde koca bir rahne açılmış, aylardan beri sahillerimizi haraca kesen rast geldiği kayığı insafsızca kanlı dişlerine çarpıp parçalayan bu canavarın böğrü Türkün yumruğu ile delinmiş Akdeniz’in mavi suları üstünde yan üstü devrilmişti.

…Güvertedekilerin hemen hepsi ölmüştü. Ötekiler alelacele indirebildikleri filikaya binerek gemiyi terk ettiler. Ve ilk ateşimizde anteni parçalanan kruvazör istimdada bile imkân bulamadan beyaz köpükler içinde gömüldü.”

mea8.b

(Mustafa Ertuğrul Aker’in bizzat kendisinin yaptığı Alexandre’nın batışını gösteren suluboya resim ve durum krokisi… )

(Resmi büyük görmek için üstünü tıklayın)

1 nci Dünya Savaşı sona erip, Mondros Ateşkesi imzalanınca, işgal edilen tüm Anadolu topraklarında, tüm silah ve cephaneye el konuldu. Topların kamaları söküldü.

O tarihlerde Aydın bölgesindeki birlikleri denetlemekle görevlendirilen Ben My Chree’nin eski komutanı Charles R. Samson;

“Gösterdiği kahramanlıktan dolayı bu batarya toplarının kamalarını sökmek askeri şerefe aykırıdır” diyerek, Mustafa Ertuğrul’un bataryasına dokunmadı.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında kamaları sökülmeyen bu dört sahra topundan oluşan batarya, Kurtuluş Savaşı’na katılan ilk topçu birliğidir.

Mustafa Ertuğrul Kurtuluş Savaşı'nda da önemli yararlıklar gösterdi. Aydın cephesine gidip Demirci Efe ile birlikte eşkıya güçlerinin milli güçlere kazandırılmasını örgütledi.

Savaşta yaralandıktan sonra Antalya’ya döndü.

Çok sevdiği komutanı Şefik Aker’ in kızıyla evlendi ve onun soyadını aldı.

Bir süre CHP İl Başkanlığı yaptı.

Sakin bir hayatı tercih etti; Atatürk ün bizzat kendisini evinde ziyaret ettikten sonra onun isteği üzerine anılarını kaleme aldı ve gemilerin batırılışını krokiledi.

Mustafa Ertuğrul AKER, Antalya’ da 5 Kasım 1968 günü vefat etti. Askeri  törenle Antalya Andızlı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Mustafa Ertuğrul AKER, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde girdiği savaşlarda toplam 10 madalya ve rozetle taltif edilmişti.

1.Osmanlı Liyakat Madalyası – Sultan Abdülhamit döneminde savaşta başarı gösteren askerlere verilmiştir.( Sultan Reşat döneminde Mustafa Ertuğrul'un babasına da bu madalya verilmiştir.)

2.Donanma İane Madalyası – Osmanlı Donanması'na yapılan hizmet ve yardımlar karşılığı verilmiştir.

3.Çanakkale'de düşürdüğü İngiliz keşif uçağı pilotunun şapkasındaki rozet. Mustafa Ertuğrul'a hatıra olarak verilmiştir.

4.Avusturya 305 no'lu havan top birliği Çanakkale hatıra rozeti

5.Alman Demir Haç Madalyası

6.İstiklal Madalyası

7.Prusya Liyakat Madalyası

8.Cedit Girid Madalyası (II. Abdülhamid döneminde Girit'te savaşan askerlere verilen bu nişan, Mustafa Ertuğrul'un babasına aittir. Oğullar da bu nişanı takabiliyorlardı.)

9.Galiçya Savaşı metal rozeti

10.Harp Madalyası. Çanakkale, Galiçya, Kafkasya, Irak ve Mısır'da savaşanlara verilmiştir.

mea9

Antalya Büyükşehir Belediyesi, 2007 yılında, Atatürk Parkı’na Mustafa Ertuğrul anısına heykelini dikti.

mea10 

Antalya Kemer Belediyesi, 13 Nisan 2010 günü, 1 nci Dünya Savaşı' nda komutasındaki bataryayla Antalya kıyılarını koruyan Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Aker anısına düzenlenen 4 ncü Paris-2 Batığı Dalışları kapsamında, Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Aker Anıtı’nın açılışını yaptı.

Anıtın konmasına karar verilen Olbia Parkı’nın adı da, “Yüzbaşı Mustafa Aker Parkı” olarak değiştirildi.

* Ben My Chree, 1920 yılına kadar vurulduğu yerde yarı batmış vaziyette kaldı. 1920 yılında, Valetta adlı kurtarma gemisi tarafından Pire Limanı’na çekildi. Önce onarılması düşünüldü, sonra vazgeçildi. 3 yıl sonra, 1923’te hurdacılara satıldı.

KAYNAK:

Mustafa AYDEMİR, Ben Bir Türk Zabitiyim, Denizler Kitabevi, İstanbul, 2007

Focus Dergisi, 2004 Ekim Sayısı

Atlas Dergisi, 2005 Eylül Sayısı

http://www.turkmilitary.com/resim4558.search.htm

 (Yazının İlk Yayım Tarihi: 4 Kasım 2014)

aakyol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir