NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU

n_y_gencosmanoglu01

Adını Türk edebiyatına "Destan Şairi" olarak yazdırmış bir büyük ismi: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nu, 21 Ağustos 1992 günü kaybetmiştik.

Çok yetenekli bir şair, çok kıymetli bir insandı, Gençosmanoğlu…

Kendisiyle 1986 yılında, Doğu Türkistan Vakfı'nda tanışmış ve dost olmuştuk.

***

1919 yılında, Elazığ’ın Ağın İlçesi’nin Tatarağası Mahallesi’nde doğmuştu.

Babası Mehmet Sait Efendi, annesi Zeynep Hanım’dır.

İlkokulu Ağın’da tamamladıktan sonra, Ladik/Akpınar Köy Enstitüsü’ne girdi.

Daha sonra, Akçadağ Köy Enstitüsü’nden mezun oldu.

Elazığ’ın muhtelif yerlerinde öğretmenlik yaptı.

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde İlköğretim Müfettişliği, Yayımlar Genel Müdürlüğü’nde Şube Müdür Yardımcılığı, Şube Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcılığı, İstanbul’da Devlet Kitapları Müdürlüğü yaptı.

Ayrıca, Türk Musikisi Konservatuvarı Genel Sekreterliği’ni üstlendi.

1978’de buradan emekli oldu.

Öğretmen olduğu yıllarda Elazığ’da  çıkan Turan, Uluova gibi günlük gazetelerde yazdı.

Daha sonra Türk Edebiyatı, Orkun, Devlet, Defne, Yeni Fırat, Aras ve Türkeli gibi dergilerde şiirleri çıktı.

Türk Edebiyat Vakfı’nda 4 yıl müdürlük görevinin ardından, Doğu Türkistan Vakfı’nda 6 yıl yöneticilikte bulundu.

“Doğu Türkistan’ın Sesi” isimli dergiyi çıkardı.

Son olarak Türkiye Gazetesi’nin kültür- sanat sayfasını yönetiyordu.

Pek çok eser verdi.

Bozkurtlar’ın Ruhu (1952),

Genç Osman Destanı (1959),

Kür Şad İhtilâli Destanı (1970),

Malazgirt Destanı (1971),

Bozkurtlar’ın Destanı (1972)

Destanlarla Uyanmak (1984),

Destanlar Burcu (…)

Alp Erenler Destanı (1990)

Türk Edebiyatı Vakfı, destan şairinin 10. ölüm yıldönümünde bütün eserlerini toplam 900 sayfa tutarında 3 büyük cilt halinde okuyucuya sundu.

70’li ve 80’li yıllarda mısraları dillerden düşmeyen şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bütün ömrünü Türk Destanı’nı yazmaya adamış ve eserlerini zaman içinde parça parça ortaya koymuştu.

Çeşitli hacimlerde 11 kitaba ulaşan Türk destanı çalışmaları, Türk Edebiyatı Vakfı tarafından yeniden gözden geçirildi. Dipnot ve açıklamalarla zenginleştirildi. Yaklaşık, bir yıl süren yeniden düzenleme ve gözden geçirme çalışmalarından sonra, Gençosmanoğlu’nun bütün eserleri özenli bir iç düzen ve baskı ile yayımlandı.

Böylece Türk okuyucusu kendi destanını yazan şairin eserleri ile yeniden buluştu. Niyazi Yıldırım’ın eserleri üç ana başlık altında toplandı.

Destanlar Burcu adı verilen 296 sayfalık eserde şairin şu eserleri bir araya getirildi: Destanlar Burcu /Destanlarda Uyanmak /Kopuzdan Ezgiler /Malazgirt Destanı.

Bozkurtların Destanı adı verilen 304 sayfalık eserde ise şairin şu eserleri yer alıyor: Bozkurtların Destanı /Kür Şad İhtilali Destanı.

Alperenler Destanı isimli üçüncü kitap 292 sayfa hacminde…Bu eserde de şu eserler bir araya getirildi: Alperenler Destanı /Boğaç Han Destanı /Salur Kazan Destanı /Bozkurtların Ruhu /Genç Osman Destanı.

***

Destan Şairi’ni yakından tanıyanların, onun hakkında çok çarpıcı gözlem ve tespitleri vardır.

Örneğin, Tahir Kutsi Makal’ın onun hakkındaki görüşleri şöyledir:

“Araştırmacılar, Korkut Ata’nın; Dede ve Ata sıfatlarını almadan önceki ismini bulabilmiş değillerdir. Bin yıl önceki edebiyat tarihçileri daha şanslıdırlar. Çünkü artık Dede Korkut, boylamalarını, soylamalarını, öğütlerini, ağıtlarını sözden belleklere değil, ak kâğıt üzerinde kara yazılara emanet eder olmuştur.

Ve bundandır ki, binlerce yıl önceki ismi bilinmese de, Dede Korkut’un 1900’lü yıllardaki adı bellidir: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

***

Evet, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, çağımızın Dede Korkut’udur.

Halk dehasının kutlu ateş diye vasfettiği gönülleri, yüzyılların çilesinden geçe geçe yıldırım olmak zorunda kalmıştır.”

Sayın Sevinç Çokum’un onun hakkındaki izlenimleri de şüphesiz çok önemlidir:

“…O dönemde Türk Edebiyat Vakfı’nın müdürüydü. Bir çok garip yoksul genç, vatan millet derdine vakfa gelip giderlerdi. Bunlardan biri de orada abone işine bakıyordu. Kış ortalarında bir gündü, vakfa uğramıştım.Niyazi Ağabey o günlerde kalın kumaştan bir kaban giyiyordu. Sözünü ettiğim genci kapıdan ilk girişimde Niyazi Ağabey zannettim. Çünkü sırtında onun kabanı vardı. Daha sonra Niyazi Ağabey ellerini ovuşturarak geldi. Bir ara çocuğun yokluğundan yararlanıp usulca sordum:

“Ağabey kabanını ona mı verdin?”

“Evet bacı”

“Fakat sen ne giyeceksin?”

Bu soruma, “ Olsun varsın. Üşüyordu, ne yapayım?” diye cevap verdi.

Kendi sırtındaki ceketi başkasına verip üşümeye, hastalanmaya razı olan böylesine derviş gönüllü insan sayısı herhalde çok değildir.

Onun eserlerine bakarak şunları söyleyebilirim: Bu şiirler, değerleri sarsılmış, kültür kıyımına, kimlik kaybına uğramış bir milleti uyandıran, şahlandıran ses olmuştur.”

Mehmet Nuri Yardım’ın Destan Şairi hakkındaki düşünceleri de, onun gelecek kuşaklara nasıl iz bıraktığının en güzel nişanesidir::

"…Hamasî şiirimizin 'destanlar burcu' iyi bir şâir olduğu kadar mükemmel bir münevverdi aynı zamanda. İyi bir insan olmanın hemen hemen bütün ortak özelliklerini üstünde taşıyordu. Mütevazıydı, mahviyetkârdı, cömertti, iyilik yapmayı severdi, sohbet ehliydi, küçüğüyle arkadaş, büyüğüyle yoldaş olurdu.

…Ben Edebiyat Fakültesi'ne yeni başlamış bir toy delikanlı olduğum halde şiirlerini bana da okur, fikrimi almak isterdi. Yazmak için zaman ve mekân aramazdı Niyazi Bey. Boş bulduğu her kâğıdı âdetâ şiirle doldurmayı, sonra da bu şiirler üstünde çalışmayı severdi. Çalışkan bir mizacı vardı. Ansiklopedide çalışırken onun boş durduğunu hiç görmezdim. Elinde mutlaka bir kalem olur, boş kâğıtlara yazar dururdu. Derin kültüründe Elazığ'ın zengin folkloru, dervişliğinde Fethi Gemuhluğlu ve Sâmiha Ayverdi'nin mayası, şiirinde Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Necip Fâzıl'ın millî kumaşı, sağlam milliyetçiliğinde de Nihal Atsız'ın payı inkâr edilemez. Niyazi Bey, bu isimlerden feyz alarak kendi şiirini ördü. Bir özge şâir oldu. Ne kimsenin tam benzeri sayıldı, ne de kendisini tam anlamıyla taklit edebilenler çıktı. Türk İslâm tarihinin şanlı destanını yazdı. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının nev'i şahsına münhasır, gür ve erkek sesi, değerli bir şâiri kabul edildi. 21 Ağustos 1992 tarihinde 63 yaşında Hakka yürüdüğünde aylardan Ağustos, günlerden Cuma'ydı. Selimiye Camii'nde kılınan namazın ardından Karacaahmet'te toprağa verildi. Koca Yunus'un ölümsüz sözü, merhum destan şâirimize ne güzel de yakışıyor: "Ölürse ten ölür/ Canlar ölesi değil."

***

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

AĞIN

Bunca güzel sevdik, fakat hiçbiri,

Ağın dedikleri yar gibi değil.

Çok meyva devşirdik bağdan bahçeden,

Onun bağrındaki NAR gibi değil.

 

Ey ak-ın, yeşilin, morun aşığı,

Ey gönül tahtının son yakışığı,

Yıldızın, güneşin, ayın ışığı,

Senin yüzündeki NUR gibi değil.

 

Gönül yeşilinden aldı muradı,

Dil seninkine eş lezzet aradı.

Cem' in camındaki şarabın tadı,

Al yanağındaki TER gibi değil.

 

Ab-ı havasının özelliği var,

Ömrümüzde onun tazeliği var.

Sorarsan ne gibi özelliği var?

Gönül gözüyle bak, KÖR gibi değil.

 

Ayranlı çorbayı, sütlü kuymağı,

Yiyenin ağzında kalır parmağı,

İstanbul lokumu, Afyon kaymağı,

Haşili süzekte LOR gibi değil.

 

Nerde Eğin, Nerde Çemişgezek' ler?

Bu elleri bizim Ağın bezekler,

Burcu burcu vatan kokar tezekler,

Sözümüz gerçektir, SIR gibi değil.

 

Baht yıldızın yeni doğmak üzere,

Hak saklaya gelmeye kem nazara,

Dünyadaki hiç bir güzel manzara,

Damlarda serili ÇİR gibi değil.

 

Yıldırım der: Şairin sözüdür işi,

Portakalara teşbih eder mişmişi,

Sevdiğine tutsak olmayan kişi,

Aslında köledir, HÜR gibi değil.

 

MALAZGİRT MARŞI

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma

Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a

Bozkurtlar ordusu geçti hücuma

Yeni bir şevk ile gürledi gökler

 

Ya Allah…Bismillah… Allahuekber

 

Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu

Ardında Oğuz'un ellibin tuğu

Andırır Altay'dan kopan bir çığı

Budur, Peygamberin övdüğü Türkler…

 

Ya Allah…Bismillah… Allahuekber

 

Türk, Ulu Tanrı'nın soylu gözdesi

Malazgirt Bizans'ın Türk'e secdesi

Bu ses insanlığa Hakk'ın müjdesi

Bu seste birleşir bütün yürekler…

 

Ya Allah…Bismillah… Allahuekber!..

 

Nağramızdır bu gün gök gürültüsü,

Kanımızdır bugün yerin örtüsü

Gazi atlarımın nal parıltısı

Kılıçlarımızdır çakan şimşekler…

 

Ya Allah…Bismillah… Allahuekber!..

 

Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,

Anadolu başlar, vatan olmaya…

Kızılelma'ya hey… Kızılelma'ya!!!

En güzel marşını vurmadan mehter

 

Ya Allah…Bismillah… Allahuekber

*** 

Ölümsüz destan şairini saygı ve rahmetle anıyorum.

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 21 Ağustos 2013)

aakyol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir