PERİNÇEK’İN İSVİÇRE DAVASININ ANLAMI

Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir Türk olarak Türk Dünyası’nın sorunlarına ilgi duyuyorsanız, Diaspora Ermenilerinin, 1915 yılında yaşanan olaylarla ilgili olarak yalan yanlış, şişirilmiş bilgilerle dünyayı ayağa kaldırmaya çalıştıklarını mutlaka biliyorsunuzdur.

Bu satırları okuyan ya da tesadüfen gözleri takılan “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyebilmekten onur ve gurur duyan her Türk, bu iftira ve yalanlara tepkisini göstermekten ve her fırsatta yalancılara yalanlarını yüzlerine haykırmaktan kaçınmamalıdır.

Avrasya Araştırma Merkezi’nde araştırmacı ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde doktora adayı olan Maxime Gauin, hurriyetdailynews.com’da 22 Kasım 2014 günü, “The sense of the Perinçek v Switzerland case” (Perinçek’in İsviçre Davasının Anlamı)  başlıklı bir yazı yayımladı.

Yazının orijinalini ve tercümesini konuya ilgi duyanların dikkatine sunuyorum.

***

The sense of the Perinçek v Switzerland case

MAXIME GAUIN

The hearing for the Perinçek v. Switzerland case, in front of the Grand Chamber of the European Court of Human Rights (ECHR), will take place in January 2015, and so will coincide with the centennial of the 1915 events. After the decision of the French Constitutional Council in February 2012, finding the Boyer bill in contradiction with the Declaration of Human Rights (1789), the ruling of the ECHR was a major blow for Armenian nationalism. The Court found a violation of Doğu Perinçek’s freedom of speech, and rejected the accusation of “racism.” The ECHR “shares the opinion of the Turkish government, who claims Holocaust denial is the main driving force of anti-Semitism today. In fact, it judges that this is still a current phenomenon, which the international community must be firm and vigilant against. One cannot affirm that the dismissal of the description of ‘genocide’ for the tragic events that occurred in 1915 and the following years might have the same repercussions.” The Court added, even more remarkably, that “the present case is clearly distinct from cases bearing on the denial of Holocaust crimes,” because the Holocaust deniers “had not only contested the simple legal description of a crime, but also denied historic facts,” and because these facts “had been judged to be clearly established by an international jurisdiction,” with “a clear legal basis, i.e. Article 6, paragraph C), of the Statutes of the International Military Tribunal in Nuremberg.”

This distinction is crucial and, indeed, well substantiated. For the Armenian case, the only attempt of an international tribunal, by the British government in Malta, totally failed. More than two years of investigation (1919-1921) were not sufficient to find any evidence against any of the 144 Ottoman ex-leaders interned in Malta; the seized Ottoman documents explicitly warned against measures susceptible to lead to massacres and ordered the protection of the relocated Armenians. If any evidence of “genocide” had existed, it would have been found by the British. These Ottoman documents seized by the British army and published more than 35 years ago by Salâhi Sonyel include:

“Armenian Deportations: A Reappraisal in the Light of New Documents,” Belleten, January 1972 and “The Displacement of Armenians: Documents, Ankara, 1978.” Nobody has ever been able to find a satisfactory explanation to conciliate the “genocide” charge with these orders.

“Furthermore, the Court considers, with the applicant, that ‘genocide’ is a well-defined legal concept … It is thus a very strict legal concept, which is, moreover, difficult to prove. The Court is not convinced that the ‘general consensus’ to which the Swiss courts have referred, to justify the conviction of the applicant, can bear on these very specific points of law.” In other terms, the ECHR noticed an obvious but fundamental fact: There is no consensus on the “Armenian genocide” charge. Indeed, since its emergence in the public debate, in 1965, these accusations have been challenged, with documentation, by respectable historians such as Edward J. Erickson, Bernard Lewis, Guenter Lewy, Stanford Jay Shaw and Gilles Veinstein.

The ECHR’s ruling is an unprecedented demolition of the core of the Armenian nationalist claims. Not surprisingly, there was huge pressure on the Swiss government, who violated its tradition of neutrality and accepted filing a poorly substantiated application to the Grand Chamber. Currently, there are unbelievable pressures on the Grand Chamber itself, both from Armenia and from the diaspora.

However, the re-examination of this case offers a new opportunity to see what Armenian activism is. Among the third parties, there are the Switzerland-Armenia Association (ASA) and the Coordination Council of France’s Armenian Associations (CCAF). The ASA was established in 1992 by James Karnusian, who had also established, two decades before, the Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia (ASALA), a terrorist, racist and anti-Semitic organization. Correspondingly, the co-chairmen of the CCAF are Jean-Marc “Ara” Toranian, a former spokesman of the ASALA, and Mourad Papazian, author of vitriolic articles supporting Armenian terrorism during the 1980s.

The Grand Chamber now has the choice between freedom of speech and those who defend a totalitarian conception of justice in the name of “democracy.”

Maxime Gauin is a researcher at the Center for Eurasian Studies (AVIM) and a PhD candidate at the Middle East Technical University history department.

November/22/2014

Yazının orijinali için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

http://www.hurriyetdailynews.com/the-sense-of-the-perincek-v-switzerland-case.aspx?pageID=449&nID=74657

***

Perinçek’in İsviçre Davasının Anlamı

AİHM kararı Ermeni milliyetçilerinin iddialarının çekirdeğinde görülmemiş bir yıkımdır. Şu anda hem Ermenistan hem de diaspora tarafından yüce mahkemeye inanılmaz baskılar var.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin(AİHM) büyük salonundaki Perinçek’in İsviçre davası 2015 Ocak’ında olacak ve 1915 olaylarının yüzüncü yılına denk gelecek. Fransız Anayasa Konseyi’nin Şubat 2012’de verdiği karardan sonra, Boyer tasarısı 1789 İnsan Hakları Bildirgesi’ne aykırı bulundu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yasaları Ermeni milliyetçiliğine büyük bir darbe oldu. Mahkeme, Doğu Perinçek’in özgürlüğünün ihlali olarak kabul etti ve ırkçılık suçlamasını reddetti. AİHM, düşüncesini, bugün Soykırım inkarı anti- semitizmin itici gücü olduğu iddiasında bulunan Türk hükümetiyle paylaşır. Gerçekte, toplumun buna karşı sağlam ve uyanık tutulması gereken güncel bir olgu olarak değerlendirilir. 1915’te yaşanan trajedi için “soykırım” olarak tanımlama yapılabileceğini kimse teyid edemez ve takip eden yıllarda da aynı yansımalar olmuş olabilir. Mahkeme daha dikkat çekici olarak, bugünkü davanın, “soykırım” suçunun inkarı davasından açıkça farklı olduğunu ekledi, çünkü soykırım inkarcıları ne basit yasal suç tanımlarına itiraz etti, ne de tarihsel gerçekleri reddetti. Bu gerçekler, Uluslararası Mahkeme tarafından oluşturulması için 6. maddesinin C paragrafının olduğu Nüremberg Uluslararası Askeri Mahkemesi tüzüğünün temel yasal kuralları ile karara bağlanmıştı.

Bu ayrım esasen önemli ve doğrulanmıştır. Ermeni davası için, Malta’da İngiliz hükümeti tarafından gerçekleştirilen Uluslararası mahkeme girişimi tamamen başarısız oldu. 1919-1921 arasında iki yıldan fazla üsren araştırmalar, Malta’da eğitim gören 144 eski Osmanlı liderlerinden herhangi birine karşı bir kanıt bulmak için yeterli değildi. Ele geçirilen Osmanlı belgelerinde açıkca, katliama neden olan tedbirlere karşı uyarıda bulunuluyor ve tehcir edilen Ermenilerin korunması talimatı veriliyordu. Eğer soykırım için herhangi bir kanıt olmuş olsaydı, İngilizler tarafından bulunurdu. Bu Osmanlı belgeleri İngiliz Ordusu tarafından ele geçirildi ve Salahi Sonyel tarafından 35 yıl önce yayımlandı.

Bunların içinde:

Ermeni tehciri: Yeni belgeler ışığında yeniden değerlendirme, Belleten, Ocak 1972 ve Ermenilerin hacmi: Belgeler, Ankara, 1978. “Kimse hiçbir zaman, bu emirlerle soykırımın tazminatını eşitlemek için tatmin edici bir açıklama bulamaz.”

Bunun yanı sıra, Mahkeme, başvuranlar ile soykırımın iyi tanımlanmış bir kavram olduğunu düşünür. Bunun nedeni soykırımın kanıtlaması zor yasal bir kavram olduğudur. İsviçre mahkemelerinin vurguladığı, davacının mahkûmiyetinin haklılığı için genel fikir birliği, bunları hukukun çok özel noktalarına taşıyabilir. Başka bir deyimle, AİHM, açık ama temel gerçeği fark etti: Ermeni Soykırımı tazminatı üzerinde herhangi bir fikir birliği yoktur.

Nitekim 1965’ten olan kamuoyu tartışmalarının ortaya çıkışından bu yana, bu suçlamalara Edward J. Erickson, Bernard Lewis, Guenter Lewy, Standford Jay Shaw ve Gilles Veinstein gibi tarihçiler tarafından belgelerle itiraz edilmiştir.

AİHM kararı Ermeni milliyetçilerinin iddialarının çekirdeğinde görülmemiş bir yıkımdır. Sürpriz olmamakla birlikte tarafsızlık geleneğini ihlal eden yüce mahkemeye zayıf kanıtlarla yapılan bir başvuruyu kabul eden İsviçre mahkemesi üzerinde büyük bir baskı vardı. Şu anda hem Ermenistan hem de diaspora tarafından yüce mahkemeye inanılmaz baskılar var.

Buna karşın, Bu davanın yeniden incelenmesi, Ermeni aktivizminin ne olduğunu görmemiz için yeni bir fırsat olacaktır. Üçüncü taraf arasında, İsviçre Ermeni Topluluğu (ASA), Fransız Ermenileri Topluluğu Konseyi Koordinasyonu(CCAF) bulunuyor. İsviçre Ermeni Topluluğu, terörist, ırkçı ve anti-semitist bir örgüt olan ASALA’dan 20 yıl önce James Karnusian tarafından kurulmuştur. Buna karşın, Fransız Ermenileri Topluluğu Koordinasyonu eş başkanlarından biri ASALA’nın eski sözcüsü Jean Marc ‘Ara’ Toranian, diğeri ise 1980’lerdeki Ermeni terörizmini destekleyen yazılar yazan Mourad Papazian’dır.

Yüce Mahkeme artık, özgürlük konuşması ile demokrasi adı altında totaliter bir rejimi savunanlar arasında bir seçim yapacaktır.

Maxime GAUIN

( İngilizce’den çeviren: Mehmet Yaşar Yıldız )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir