RUHUM SANA UTANÇSIZ GELSİN !..

“Büyük Ruh! Her yaprak ve kayada saklı olanı öğrenmem için gerekli dersleri öğret. Sana temiz ellerle ve dürüst gözlerle gelmem için beni daima hazır kıl. Yaşam bir gün batımı gibi solarken, ruhum sana utançsız gelsin.”

Bir Kızılderili duası bu!…Doğadan ders almış ruhunun utançsız bir şekilde Büyük Ruh’a gitmesini istiyor.

Bu Kızılderili gibi, hayattan ya da doğadan gerekli dersleri almamız şart!..

Ne yazık ki, bu dersi alanlar çok az !..

Farkında bile değiliz!..

Doğadan gerekli dersleri almadığımız için, topraklarımız avuçlarımızın arasından kayıp gidiyor.

Nasıl mı?

Erozyon, toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu, koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın su, rüzgâr veya yerçekimi etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Rüzgârla taşınan toprak esas itibarıyla ince kum ve tozlardır. Taşınan kum ve tozlar verimli toprakların üzerini kaplayarak verimli toprakları kullanılamaz hale getirebilmektedir. Toprak erozyonunun en yaygın ve etkili olan erozyon şekli, su erozyonudur. Türkiye topraklarının ise, % 90′ı su erozyonu, % 1′i de rüzgâr erozyonuna maruz kalmaktadır.

erozyon2

Yağmur damlaları büyük bir hızla toprağa düşmekte ve toprak taneciklerini yerinden oynatarak kolaylıkla taşınmasına neden olmaktadır. Suyun çözücü özelliği nedeniyle toprak tanecikleri arasındaki bağlılık azaldığında, yağmur damlalarının etkisi daha da artmaktadır. Arazi eğimi ile artan su akışı erozyonu şiddetlendirmektedir.

Su ile taşınan toprak, yağış şekline, miktarına, şiddetine, arazinin topoğrafik yapısına, bitki örtüsüne, arazi kullanımına ve toprak özelliklerine göre değişmektedir. Türkiye’nin topoğrafik yapısı çok engebelidir ve bu nedenle % 90’ınında değişik derecede su erozyon görülmektedir. Türkiye’de eğimin % 15’in üzerinde olduğu orta ve şiddetli erozyon görülen alan % 65’ini oluşturmaktadır.

Toprak ekosisteminin en hayati kısmı, bitki beslenmesinde büyük önemi olan organik maddenin biriktiği, ayrıştığı ve su ile birlikte bitkinin köklerine ulaştığı toprağın üst kısmıdır. Toprağın üst kısmı, toprak ekosisteminde önemli yeri olan binlerce canlının yaşadığı, toprağa hayat veren kısmıdır.

Verimli üst toprağın yüzey suyu ile taşınması ile oluşan sedimentler, erozyonla kaybedilen toprak miktarı açısından önemli bir göstergedir.

Erozyonun önlenmesinde orman ve meraların büyük rolü bulunmaktadır. Su toplama havzaları ve aktıkları yatakları zengin bitki örtüsü ve ormanlarla kaplı nehirler ya da akarsular, diğer akarsulara göre daha az toprak taşırlar.

Türkiye’de ormanların % 49’u bozuk orman olarak nitelendirilmektedir. Bu alanlarda ormanların tepe örtüsü toprağın % 10’undan daha azını örtmektedir. Bu nedenle eğimli arazilere sıkışmış durumda olan ormanlarımızın % 54’ünde erozyon görülmektedir. Toprağı yağmur damlası etkisinden koruyan, üzerindeki bitki örtüsüdür. Meralarımızın % 64’ü yeterli bitki örtüsünden yoksun olduğundan, erozyon tehdidi altındadır. Bitki örtüsü açısından en yoksun alanlar olan tarım alanları, erozyona en hassas arazileri teşkil etmektedir. Orman ve meralara göre daha az eğimli arazilerde bulunmasına rağmen Türkiye’de tarım alanlarının % 59’unda erozyonla verimli topraklar kaybedilmektedir.

Yağış miktarı ve şiddeti, erozyon hızını belirleyici role sahiptir. Bu yüzden son yıllarda yaşanan seller, önemli miktarda toprak kaybına neden olmuştur.

Erozyon sebebiyle verimli üst toprak kaybı, önemli ve ivedilikle önlenmesi gereken büyük bir sorundur. Unutmamalıyız ki, gezegendeki tüm canlılarla birlikte bizim de yaşamımızın sürekliliği toprağa bağlıdır.

(KAYNAK: TEMA Vakfı)

***

ÇEVRE VE ÇEVRE BİLİNCİ

Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortama “ Çevre “ ; Çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etkiye ise, “ Çevre Kirliliği” denir.

2872 sayılı Çevre Kanunu’na göre, çevrenin korunması ve kamuoyunda çevre bilincinin geliştirilmesi amacıyla, okul öncesi eğitimden başlanarak Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı örgün eğitim kurumlarının öğretim programlarında çevre ile ilgili konulara yer verilmesi esastır.

Ancak, çevre eğitimi, disiplinlerarası bir özelliğe sahiptir ve sadece örgün eğitim ile sınırlı olmayıp, tüm yaşam boyu devam eder.

Sürdürülebilir Çevre: gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecidir.

Ne yazık ki, günümüzde, çevre bilincinin gelişmiş olduğu bir toplum içinde ve sürdürülebilir sosyo/kültürel çevrede yaşadığımızı söylemek mümkün değildir.

O kadar ki, ekonomik çıkar ve siyasi rant, çevre bilincini silip atmıştır.

***

MEVLÂNA DİYOR Kİ:

“Gelin bağa yeşiller kuşanan doğayı görün

Her köşede bir çiçek dükkanı açan doğayı görün

Güller gülerek sesleniyor bülbüllere:

Susun, susarak doğayı görün.”

 

www.facebook.com/ahmet.akyol.1422

http://www.yalovamiz.com/article.php?id=3567&archive_list=1&t=Ruhum_Sana_Utan%C3%A7s%C4%B1z_Gelsin_!..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir