10. Ermeni Terör Eylemleri

Türk- Ermeni ilişkileri XI nci yüzyılda başlamış ve özellikle Osmanlı Devleti döneminde büyük bir yakınlaşma olmuştu.

Bu ekonomik ve sosyo- kültürel yakınlaşmanın doğal sonucu olarak Ermeniler, diğer etnik gruplar arasında özel bir yere sahip olmuşlardı.

XIX ncu yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti dağılma sürecine girdi.

Bu dağılma  sırasında, emperyalist devletler, dağılan imparatorluktan kendi çıkarlarını sağlamak için çeşitli girişimlerde bulundular.

1804 Sırp,

1821 Yunan ayaklanmasıyla başlayan, bütün Balkan uluslarının birer birer imparatorluktan ayrılması, birer Ermeni ve Kürt sorununun yaratılması  bu girişimlerden bazılarıdır.

Balkanlar’da çıkan ayaklanmalarla koordineli olarak, Türkiye’de iki toplum arasında yabancılaşmanın başladığı görülüyor.

Emperyalist devletler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kurulacak bir Ermeni veya Kürt devleti için geniş bir propagandaya giriştiler.

Uzun yıllar süren bu çalışmalar, 1860 yıllarına doğru ürünlerini vermeye başladı. O güne kadar durumlarından hiçbir şikayeti olmayan Ermeniler’in içinde bazı ayrılıkçı gruplar, yavaş yavaş vatandan, bağımsızlıktan söz etmeye başladılar.

1877- 78 Osmanlı- Rus Savaşı’nda Ruslar’ın yanında yer alan fanatik Ermeniler, Berlin Kongresi’nden sonraki isyanlarıyla da Anadolu’yu kana buladılar.

Fanatik Ermeni çetelerinin ihaneti 1 nci Dünya Savaşı başladıktan sonra da devam etti.

Osmanlı Hükûmeti önce tahammül, sonra ikaz ve nihayet aldığı önlemlerle, olayları önlemeye çalıştı. Cephe gerisinde olay çıkaranları çok büyük önlemler alarak yurt içinde değişik yerlere sevk etti ve orada emniyetle iskânlarını sağladı.

Ancak, kanlı Ermeni terör eylemleri hiç durmadı. 1 nci Dünya Savaşı’nın seyri içerisinde devamlı gelişme gösterdi.

Ermeni istekleri, Türk Kurtuluş Savaşı içinde, Doğu Harekâtı, Batı Cephesi’nde Yunanlılar’a karşı kazanılan zafer ve onu takiben Lozan Barış görüşmelerinde, tarihe gömüldü.

Ermeni komiteler, bundan sonra siyasî nitelikli suikastlarla mücadelelerini sürdürdüler.

Daha 6- 13 Şubat 1919’da Erivan’da toplanan ve Katağikos V nci George’nun takdis ederek açtığı “Batı Ermenileri 2 nci Kongresi” nde Talât, Cemâl, Said Halim Paşalar başta olmak üzere Dr. Nazım, Bahattin Şakir, Cemâl Azmi Beyler gibi Meşrutiyet Türkiyesi’nin idareci kesimine halk mahkemesinde gıyaplarında idam kararı verilmişti.

Ayrıca, söz konusu kişilerin bulundukları yerde vurulmaları için militan timler de görevlendirilmişti.

Talât Paşa’nın, Mustafa Kemal Paşa’ya hareketinde yardımcı olmak amacıyla İslâm ülkelerinden destek aradığı, eğer İngiltere Türkiye’ye uygun bir anlaşmaya imza koymazsa, Pan- Turan ve Pan- İslâm hareketlerini Londra aleyhinde harekete geçireceği yolundaki ikazları üzerine, İngilizler tedirgin oldular.

Durumu değerlendirmek için İngiliz istihbaratı Sovyet istihbaratı ile temasa geçti.

Talât Paşa’nın çalışmaları ve bu çalışmalarla ilgili alınan duyumlar, Rus idarecileri de endişelendiriyordu. İki servis iş bölümü yaparak, Paşa’nın idamını kararlaştırdılar. Eşkâli ve kaldığı yer, Almanya’daki adamlarına bildirildi.

Ancak, hükmün Ermeni komiteciler tarafından infazı kararlaştırıldı.

Nitekim, 5 Mart 1921’de, Talât Paşa, Berlin civarındaki evinden çıktığında, Sogomon Teyleryan isimli bir Ermeni komiteci tarafından öldürüldü.

Türk tarafının temsil edilmediği mahkemede olay saptırılarak, Ermeni sorunu dolayısıyla  Türklerin suçlandığı bir arenaya dönüştürüldü.

Sonuçta, bu davanın açtığı içtihad sayesinde, Ermeni suikastları cürümlerini meşrulaştırıcı ve dolayısıyla katillerin salıverildiği siyasî bir ortam doğdu.

6 Aralık 1921’de Said Halim Paşa Roma’da,

17 Nisan 1922’de Bahattin Şakir Berlin’de,

21 Temmuz 1922’de Cemal Paşa Tiflis’te,

Talât Paşa’nın suikastına benzer tertipler sonucu hayatlarını kaybettiler.

Ermeni komiteler, Atatürk’e de suikast tertipleme cüretini gösterdiler.

Önce, 1925 yılı Nisan ayında, Yunanistan’daki Ermeni komitalarından Manok Manokyan, Selânik’ten hareketle İstanbul’a geldi. Diğer işbirlikçilerle Ankara’da buluşacaktı. Ancak, Türk güvenlik güçlerinin yerinde müdahalesi ile Manokyan yakalandı.

İki yıl sonra, 14 Eylül’de, Mercan Altunyan adlı terörist ve yarım düzine arkadaşı daha Dolmabahçe’de Atatürk’e ulaşamadan, Yıldız Gazinosu’nda Türk güvenlik kuvvetleriyle girdikleri çatışmada öldürüldüler.

İngiliz sefirine bakılırsa, suikastı perde arkasından Türkiye’nin Batı ile giderek artan yakın ilişkilerinden kaygılanan Moskova düzenlemişti.

Ermeni  örneğinden ders almayan emperyalist güçler, 1 nci Dünya Savaşı sonlarına doğru, kendilerine yeni bir meşguliyet daha buldular.

Bu defa da, Ermeniler’i ihmal etmeden Kürtler’i ele aldılar.

Gerçekte onlar için önemli olan, Ermeniler ya da Kürtler değildi.

Önemli olan kendi çıkarları ve Ortadoğu petrolleriydi.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı gizli belgeleri, Kurtuluş Savaşı yıllarında, İngilizler’in bir Kürt devleti kurdurmaya çalıştıklarını gözler önüne seriyor.

İngiltere’nin İstanbul’daki Yüksek Komiser Yardımcısı Amiral Webb’den Dışişleri  Bakanı Lord Curson’a gönderilen 19 Ağustos 1919 günlü raporda, bu amaç açık açık yazılı:

“Amerika, Trabzon ve Erzurum’u içine alan bir Ermenistan’ı himaye edecek. Geri kalan dört ili de bir Kürt Devleti olarak İngilizler’in himayesine bırakıyor.”

İngilizlerin İstanbul Büyükelçisi Müstaşerı Hohler, 27 Ağustos 1919 günü, Londra’ya şu görüşü bildirdi:

“Kürt  sorununa derdiğimiz önem, Mezopotamya bakımındandır. Kürtlerin ve Ermenilerin durumları beni hiç ilgilendirmez.”

28 Kasım 1919 günü, Mr. Kidston’dan Londra’ya aşağıdaki mesaj gönderildi.

“Kürtlere ne kadar inanmasak da , onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.”

Amiral Sir  de Robeck, 26 Mart 1920 günü, Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a şu bilgiyi verdi:

“Kürdistan, Türkiye’den ayrılıp özerk olmalıdır. Ermeniler ile Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz.  İstanbul’daki Kürt Kulübü Başkanı Seyid Abdülkadir ile Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa emrimizdedir.”

Erivan’da, Batı Ermenileri 2 nci Kongresi’nin toplandığı günlerde, Ermeni lideri Boğos Paşa, Paris’teki Barış Konferansı’na 12 Şubat 1919 günü isteklerini bildirmişti.

Ermeniler Van, Diyarbakır, Bitlis, Sivas, Maraş, Erzurum, Trabzon, Kozan ve Adana illerini istiyorlardı.

Osmanlı Devleti’nin eski Hariciye Nazırları’ndan Kürt Said Paşa’nın oğlu, eski Stockholm Büyükelçisi Şerif  Paşa da, Paris Konferansı’nda Kürt isteklerini bildirdi. Doğu ve Güneydoğu illeri Kürtler’e bırakılmalıydı.

Ermeniler ve Kürtler, aynı illerde hak ileri sürüyorlardı. Bir süre sonra, Ermeni Boğos Paşa ile Kürt Şerif Paşa anlaşarak, 20 Aralık 1920 günü, Paris’te, isteklerini sıralayan ortak imzalı bir muhtıra yayınladılar.

Kürt Şerif Paşa ile Ermeni Boğos Nubar Paşa’nın imzaladıkları bu muhtıra, Meclis-i Mebusan’ da büyük tepkiyle karşılandı.

Anlaşma, Osmanlı Kürtleri arasında da tepki gördü.

Erzincan’dan 10 aşiret reisi, Fransız Yüksek Komiserliği’ne gönderdikleri telgrafta Şerif Paşa’yı protesto ettiler ve “Türklerle Kürtlerin soy ve ırk olarak kardeş olduklarını” bildirdiler.

Ancak, emperyalist güçler, Ermeni ve Kürt konusuna el atmışlardı bir kere…

Kürt Lawrens denilen İngiliz Binbaşısı Edward Noel, mükemmel Kürtçesi ile yöre halkının içine sızmıştı…

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Ermeni istekleri bir anda kesilir gibi oldu.

Ama, emperyalist devletler için önemli olan Ortadoğu petrolleriydi.

Lozan Barışı, Musul sorununun çözümünü 9 ay içinde yapılacak Türk- İngiliz görüşmelerine bırakmıştı.

Görüşmeler 19 Mayıs 1924’te, İstanbul’da başladı.

Türk Hükûmeti, çoğunluğu Türk olan Musul ve Süleymaniye’yi istiyordu.

Ancak, İngiliz temsilcisi, Hakkari ilinin dinsel çoğunluğunun Süryani olduğunu, bu sebeple Musul ile birlikte Hakkari’nin de manda altındaki Irak’a bırakılması gerektiğini ileri sürdü.

Bunun üzerine görüşmeler kesildi.

Ordu derhal Musul üzerine yapılacak bir harekâta hazırlanmaya başladı.

İşte tam bu sırada Hakkari’de Nasturi  vatandaşlarımız ayaklandılar.

İsyan bastırıldı.

Bu isyan için görevlendirilen ordu, yeniden Musul üzerine yapılacak harekât hazırlığına girişti.

Bu sefer de yine İngilizlerin kışkırtmasıyla Şeyh Sait isyanı çıktı.

Bu isyan da bastırıldı.

Ama, ordu her bakımdan yıpranmış, yeni bir mücadeleyi göze alamayacak duruma gelmişti. Emperyalist güçlerin de istediği buydu zaten!..

Çıkartılacak karışıklıklarla orduyu yıpratarak Musul üzerine yapılacak bir harekâta mani olmak ve Türk Hükûmeti’ni çaresiz bırakmak !..

Sonuçta, 5 Haziran 1926’da, İngiltere ile imzalanan bir antlaşma ile Musul, Irak’a bırakıldı.

Olaylarda, bölgede İngiliz ajanlarının gizli faaliyetleri görülüyordu.

İngilizler, ayrıca Kürtler’le Ermeniler arasında siyasî bir birlik kurmak için de çok uğraştılar.

Bölgede bulunan İngiliz Yüzbaşısı Mod- Fold, iki topluluktan ileri gelenleri Bağdat’ta topladı. Burada, harekâta millî bir şekil vermek amacıyla, bir “Kürt- Ermeni Örgütü” kurulması kararlaştırıldı.

Faaliyeti kamufle etmek ve Kürt gururunu okşamak için teşkilâta Kürtçe bir isim arandı. Benlik anlamına gelen “HOYBUN” kelimesi seçildi.

Bu kelime Ermenice, “Ermeni Yurdu” anlamına geliyordu.

Bu surette temeli Taşnak,

organları Kürt,

mimarı İngiliz Gizli Servisi olan bir cemiyet kuruldu.

1930 yılında ünlü Ağrı İsyanı çıktı.

Kürt liderlerden Baytar Nuri’nin “Dersim tarihi” isimli kitabında anlattığına göre, bu isyan 1927 yılında kurulan HOYBUN adlı örgüt tarafından hazırlanmış, ayrıca Ermeni Taşnak Cemiyeti de HOYBUN ile işbirliği yapmış.

21 Ekim 1930 tarihli Feth- El- Arap Gazetesi’nde Ağrı İsyanı ile ilgili olarak şunlar yazılı:

“Kürtler ezildiler.

Onları ateşe sürenler için, Türkler ve Kürtler ezilsin mühim değildir.

Türkler bu başarı ile övünmezler.

Çünkü ölenler kardeşleridir.

Kürtler iyi bir ders aldılar.

Gördüler ki, yabancı vaadleri bir yere kadar gelir, felâket baş gösterince ortada görünmez.

Bu harekâtta Ermenilerin rolü büyüktür.

Kürtler unutmasınlar ki, şereflerle dolu Türk tarihinden ayrılarak ecnebi boyunduruğuna girmek feci bir gaflettir.”

Ermeniler, Türk Kurtuluş Savaşı’na kadar toplu katliâm eylemleri yapmışlardı.Uzun bir süre suskun kaldıktan sonra, 1973’ten itibaren cinayetler zinciri Türk diplomatlarını hedef almaya başladı.

Ermeni terör mirasını öncelikle  JCAG (Justice Commandos of The Armenian Genocides) (Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları) devraldı.

JCAG’ın uzmanlık alanı, Türk diplomatlarının ve ailelerinin öldürülmesiydi…

Buna karşı ASALA (Armenian Secret Army For The Liberation of Armenia) (Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu) ise Ermeni Sosyalist Cumhuriyeti’nin parçası olmayı ideal sayan, Doğu Anadolu’nun da  bu devletçe ihlal edilmesini amaçlayan bir terör örgütüydü.

Tarih sayfalarını aralayalım:

Yıl 1973…

Aylardan Ocak.

Günümüz Ermeni terörünün kısır döngüsü başlıyor.

ABD California’da, Karakin Yanıkyan adında bir Ermeni, 27 Ocak 1973 günü, Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i çaya davet eder.

Hiçbir şeyden şüphelenmeyen iki diplomat bu nazik daveti kabul ederler.

Karakin Yanıkyan, iki konuğunu acımasızca öldürür.

Yakalanır; ölüme mahkûm edilir; ancak hastalığı sebebiyle serbest bırakılır.

Böylece, Türkiye Cumhuriyeti diplomatlarına karşı ilk saldırı ve bireysel terörizm olarak nitelendirilebilen bu iki kişinin öldürülmesi olayı, bir seri cinayetler zincirini başlatır.

Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu, kıssaca ASALA ve JCAG’ın terörist eylemleri de bundan sonra başlar.

Yurt içinde ve yurt dışında çok değerli Türk hedeflerine, 1985 yılına kadar yoğun şekilde devam eder.

Burada dikkati çeken bir diğer husus, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Ermeni saldırılarının plânlı şekilde yoğunlaşması…

1974 yılı Aralık ayında, Atina’daki gazetelerde Yunan- Amerikan Derneği’nin, Rumlarla Ermenileri işbirliğine davet eden bir bildirisi yayınlanır.

1975 senesinde aynı bildirilerin yayını devam eder.

Ermeni terörist eylemleri de böylece gelişir.Şimdi, bu eylemlerden bazılarını kısa kısa görelim.

22 Ekim 1975…

Avusturya, Viyana…

Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Daniş Tunalıgil, öğleye doğru Büyükelçiliği basan 3 terörist tarafından şehit edildi. Teröristler kaçtılar.

Saldırıyı ASALA üstlendi.

 

24 Ekim 1975…

Fransa, Paris…

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez’in arabasına  Büyükelçilik yakınında teröristlerce açılan ateş sonucu Büyükelçi Erez ve şoförü Talip Yener, hayatlarını kaybetti.

Teröristler kaçtı.

Saldırıyı ASALA ve JCAG ayrı ayrı üstlendi.

 

16 Şubat 1976…

Lübnan, Beyrut…

Türkiye Büyükelçiliği Başkatibi Oktar Cirit, bir teröristin atışı sonunda şehit oldu.

Terörist kaçtı.

Saldırıyı ASALA üstlendi.

 

9 Haziran 1977…

İtalya, Roma…

Vatikan Büyükelçisi Taha Carım’a ikâmetgâhı önünde 2 terörist tarafından ateş açıldı.

Ağır yaralanan ve hastaneye kaldırılan Taha Carım, kurtarılamayarak şehit düştü.

 

2 Haziran 1978…

İspanya, Madrit…

Türkiye’nin Madrit Büyükelçisi Zeki Kuneralp’ın arabasına Büyükelçilik yakınlarında açılan ateş sonunda, arabada bulunan  Büyükelçi’sinin eşi Bayan Necla Kuneralp ile emekli Büyükelçi Beşir Balcıoğlu, hayatlarını kaybetti.

 

31 Temmuz 1980.

Yunanistan, Atina…

Türkiye Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip Özmen’in arabasına evinin yakınında bir terörist tarafından ateş açıldı.

Galip Özmen, olay yerinde şehit oldu.

14 yaşındaki kızı Neslihan, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

 

17 Aralık 1980.

Avustralya, Sidney…

Sidney Başkonsolosu Şarık Arıyak ile Koruma Görevlisi Engin Sever’e konsolosluk konutu önünde iki terörist tarafından ateş açıldı.

Şarık Arıyak ile Engin Sever şehit oldular.

 

4 Mart 1981.

Fransa, Paris…

Türkiye Büyükelçiliği Çalışma Müşaviri Reşat Moralı, Din Görevlisi tecelli Arı ve Anadolu Bankası Temsilcisi İlkay Karakoç, hep birlikte Moralı’nın bürosundan çıkıp çevrede park ettikleri otomobile bindikleri sırada, iki terörist yanlarına yaklaşarak ateşe başladı.

İlk isabeti tecelli Arı alarak ağır yaralandı.

Moralı ile Karakoç, hemen o civardaki bir kahvehaneye sığınmak istediler.

Kahvehanenin sahibi onları dışarı çıkardı.

Burada Moralı, teröristlerin kurşunlarına hedef oldu.

Karakoç ise kurtulmayı başardı.

Teröristler ise bir çok kişinin gözleri önünde ellerini kollarını sallayarak kaçmayı başardılar.

Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Tecelli Arı, bütün çabalara rağmen kurtarılamadı.

 

9 Haziran 1981.

İsviçre, Cenevre…

Türkiye Başkonsolosluğu Sekreteri Mehgmet Savaş Yergüz, Başkonsolosluktan çıktıktan sonra, bir terörist tarafından şehit edildi.

 

28 Ocak 1982.

ABD, Los Angeles.

Başkonsolos Kemal Arıkan, konutu yakınında arabasına binerken iki teröristin saldırısına uğradı.

Arıkan, olay yerinde şehit düştü.

 

20 Haziran 1984.

Avusturya, Viyana.

Arabasını Büyükelçilik önüne park etmek isteyen Viyana Büyükelçiliğimiz Çalışma Müşaviri Sosyal Yardımcısı Erdoğan Özen, arabasına konmuş olan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.

 

12 Mart 1985.

Kanada, Ottowa.

Kendilerini ASALA mensubu olarak tanıtan üç silâhlı Ermeni miliytanı, Ottowa Büyükelçiliğimize silâhlı saldırıda bulundu.

4 saat süre ile orada bulunanları rehin alan teröristler, bilahare teslim oldular.

Olayda Kanada Özel Güvenlik firmasına mensup görevli vurularak öldürüldü.Büyükelçi Coşkun Kırca yaralandı.

 

Ermeni teröristlerin Türkiye dışındaki ülkelere yönettiği suikast ve sabotajlar ise 1980 yılına kadar pek önemli sayıda değildi. Bu tarihten sonra, bunların sayıları da giderek arttı.

Ermeni teröristler, 1981 yılından sonra, başta Fransa, İsviçre ve ABD olmak üzere İngiltere, Kanada, İtalya, İspanya, Lübnan, Belçika, İran ve Danimarka gibi ülkelerde etkin faaliyetlere giriştiler.

1981- 1986 yılları arasında, yalnız Fransa’da, Fransızlara yöneltilen ve tespit edilebilmiş Ermeni saldırısı sayısı 40…

Şimdi, Ermeni teröristlerin çeşitli ülkelerde yaptıkları eylemlerden birkaç örnek görelim.

25 Kasım 1979.

İspanya, Madrit.

Trans World Airlines ve British Airways büroları önünde patlayan ve maddî hasara yol açan eylemi ASALA üstlendi.

Amaç, Papa John Paul’un Türkiye ziyaretini protesto etmek ve onun bu geziyi iptal etmesini sağlamaktı.

 

23 Aralık 1979.

İtalya, Roma.

Air France bürosu önünde patlayan, 12 yolcunun yaralanmasına, ayrıca maddî hasara yol açan bombalama olayını ASALA üstlendi.

Amaç: Fransa hükûmetine bir uyarıda bulunmaktı.

ASALA, Fransa’da yaşayan Ermeniler’e bir baskı uygulanması halinde çok daha sert eylemlere başvuracağını açıkladı.

 

3 Ekim 1980.

İsviçre, Cenevre.

Otel odasında bomba hazırlarken birden patlaması sonunda iki Ermeni terörist yaralandı.

Teröristler İsviçre makamlarınca tutuklandılar.

Olay, “3 Ekim” adlı yeni bir örgütün doğmasına yol açtı. Bu örgütün bundan sonraki hedefi İsviçre oldu.

 

2 Ocak 1981.

Lübnan, Beyrut.

ASALA, bütün dünyadaki İsviçre hedeflerine saldırmaya devam edeceklerini, bunun ancak İsviçre’de tutuklu bulunan bütün Ermeniler’in serbest bırakılmaları halinde önleneceğini bildirdi.

Olumlu cevap alamayınca da İtalya, ABD, Fransa, İran, Danimarka, Lübnan ve İsviçre’nin çeşitli şehirlerinde, İsviçre aleyhine yalnız 1981 yılında 30 civarında eylemde bulundu.

 

21 Temmuz 1982.

Fransa, Paris.

Bir kahvehanede meydana gelen patlamada 16 kişi yaralandı.

Olayı üstlenen Ermeni terör örgütü, tutuklu Ermenilere adi suçlu işlemi değil, siyasî tutuklu işlemi yapılmasını istedi.

 

8 Aralık 1982.

Yunanistan, Atina.

İki terörist, Suudi Arabistan Airlines bürosunu bombaladı.Bir terörist ölü, diğeri canlı olarak yakalandı.

Yapılan sorgulamada, iki teröristin de ASALA mensubu oldukları, Türkiye ile dostça ilişkier içinde bulunan Suudi Arabistan’ı cezalandırmak istedikleri anlaşıldı.

 

Ermeni terör örgütlerinin, bazı yabancı ülkelerde, Türkiye’ye yönelik eylemleri sırasında, bu ülkelerde yeterli ve etkili önlem alınmayışı şüphesiz hemen dikkati çekiyor.

Ne var ki, etkili önlemler ancak kendi vatandaşları da ASALA kurşunlarından zarar görmeye başlayınca hatırlanabilmiş.

1985 yılı Aralık ayında, Birleşmiş Milletler’de, her türlü terörizmi kınayan bir karar tasarısı oybirliğiyle kabul edildi.

Şiddete karşı dünya çapındaki tepkinin başlıca nedeni Ermeni terörizmiydi.

Ermeni terör örgütü ASALA, bugün Kürt terör örgütü PKK ile büyük bir dayanışma içinde…

ASALA’nın yayın organı olan Haybarkar Dergisi’nin 1982 Mart sayısında yazılanlara bir göz atalım. Şöyle diyor:

“…Ermeni ve Kürt mücadelesi, Ermenistan ve Kürdistan’ı işgal eden Türk Hükûmeti’ne karşı birleşik bir mücadeledir. Kürt davasının başarısı da Ermeni davasının başarısı olacaktır.”

Şüphesiz Türkiye’deki bölücü terörün, ASALA tedhişinin kesilmesinden sonra ve ayrıca Türk dünyasında meydana gelen olumlu gelişmeler sırasında en üst düzeye çıkması dikkati çekiyor.

Nedendir bilinmez, bugüne kadar hiç kimse, Ermeni komitacılar tarafından başlatılan ayaklanmada hunharca katledilen milyonlarca Türk’ün, yakılıp yıkılan köy ve kasabalarının hesabını sormadı.

Sözde Ermeni soykırımını ileri sürerek, tarihi sahtekârlıklarla dünyanın gözünü boyamaya çalışan, tarihi bilgilerden yoksun Ermenilerin eylem ve istekleri ise bitmek bilmiyor.

Ancak, burada dikkati çeken husus, Ermeni isteklerinin Türkiye’den uzaklıkla orantılı olarak artması…

Türkiye’den binlerce kilometre uzakta bulunan, çoğunluğunun Türkiye’yi hiç görmediği Ermeniler, sözde soykırımı iddiasında bulunurken, Türkiye’de yaşayan Ermeniler, son derece mutlu ve huzur içinde yaşıyorlar. Hiçbir iddia ve talepleri de yok.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir