4. Ermeni Komitecilerin 1915’teki İsyan ve Eylemleri

3 Ağustos 1914’te seferberlik ilân edilince, Osmanlı topraklar içinde hazırlıklarını bitiren (Ermenilerin tamamı değil, beyni yıkanmış fanatik) Ermeniler, Kafkaslar’daki gönüllü Ermeni Alayları ile birlikte harekete geçtiler.

Erzurumlu Antranik, Muş’lu Simbat, Van’lı Hamazasp gibi liderlerin teşkil ettiği 300- 400 kişilik çetelerle, Rus Ordusu’nun ilerlemesini kolaylaştırmak ve Türk Ordusu’nu geriden vurmak için faaliyete başladılar.

Bu sırada, Rus Ordusu’nun ön saflarındaki Ermeni subay ve erler de, bağımsız bir Ermenistan kurmak hayaliyle, silâhsız Türk halkına karşı olmadık kıyımda bulunuyorlardı.

Çetelerin teşkili, Ruslarla işbirliği ve Ermeni halkın isyanı savaştan önce alınan kararlara göre yapıldı ama bu hareketler hiçbir zaman Ermenistan’ın bağımsızlığını sağlamak değil, Rusların Doğu Anadolu’yu  işgaline imkân vermek ve halkı buna hazırlamak neticesini meydana getirdi.

Ermeni ihtilâlciler, Rusya’nın hakikî emelinin Türkiye’nin doğu vilayetlerini ilhak etmek olduğunu ve Ermeni meselesini sadece bir vasıta olarak kullandığını anlayamadılar.

Doğu cephesinde harekât, 1 Kasım 1914 günü, Rus Ordusu’nun sınırı geçmesiyle başladı.

Erzurum genel istikametinde ilerleyen Rus kuvvetleri, 7- 12 Kasım 1914 tarihleri arasında meydana gelen Köprüköy ve 17- 20 Kasım 1914 tarihleri arasında meydana gelen Azap Muharebeleri’ni kaybetti.

Ancak, Osmanlı Ordusu, Aralık 1914- Ocak 1915’te yapılan Sarıkamış harekâtında başarılı olamayınca, Doğu Anadolu kapıları Ruslara açıldı.

Bu harekâtın kaybedilmesinde, çeşitli sebeplerin ve kış şartlarının olumsuzluğu yanında, Osmanlı ordusunda bulunan bazı Ermenilerin Rus tarafına geçip, Osmanlı pl3anlarını Ruslara açıklamaları da etkili oldu.

Şubat 1915’te bir çok olay meydana geldi.

Van’ın Tımar nahiyesinde koyun sayımları sırasında Ermeni çeteler, memurlara silâhla saldırdılar. İsyan bilahare Gevaş ve Çatak kazalarına da sirayet etti. Asiler telgraf tellerini kestiler. Tımar’ın Barat Köyü’nde pusu kurdular ve Jandarmaları şehit ettiler. Eşkıya grupları, olaylarla ilgili tahkikat başlayınca da, çevredeki bütün Müslüman köylerine saldırıya geçerek katliama başladılar.

27 Şubat’ta, Adilcevaz’dan Van’a gitmekte olan 300 civarındaki gönüllü Müslüman Türk askeri, Arınköyü civarında pusuya düşürüldü.

Rus Ordusu, (Çanakkale’de kara muharebelerinin başladığı günlerde) Nisan 1915’te genel taarruza başladı.

Van civarında toplanan Ermeni komitacıları da bu taarruzla koordineli olarak Van merkezine saldırıya geçtiler.

Osmanlı askeri, cephede Ruslarla ve onların yandaşı Ermenilerle çarpışırken, cephe gerisinde Ermeni komitacıları, Van’da Bank-ı Osmanî, Düyûn-ı Umimiyye, Reji, Posta- Telgraf İdaresi, hükümet daireleri ve bir çok resmi daireyi havaya uçurup, Müslüman mahalleleri ateşe verdiler.

Halk ve askerler, 7 Nisan 1915’ten itibaren, şehri kuşatan Ermenilere karşı savunmak amacıyla iç kaleye sığındılar. 15 Nisan’dan itibaren çevredeki Ermeni komitacıları Van’a geldiler.

Yaklaşık 10 000, bazı kaynaklara göre de 30 000 Ermeni eşkıya, son model Rus silâh ve cephanesiyle kaleye ve şehirde kalanlara taarruza başladı.

23- 28 Nisan tarihleri arasında çok kanlı çarpışmalar oldu. Müslüman Türkler  büyük zayiat verdiler.

Bu arada, Ermeni komitacılar, Van Devlet hastanesi’ni ateşe vererek, içindekilerle birlikte yaktılar. Hastalın çoğu, yanarak can verdi.

Ermeni komitacılar, dışarıdan devamlı silâh ve insan takviyeleri ile Osmanlı mahallelerini tamamen yakıp yıktılar. Çocukları, annelerinin karnında süngülediler. Yaşlı erkeklerin derilerini yüzdüler, sakallarını tutuşturarak, akla hayale gelmeyecek işkencelerle öldürdüler. Kısacası Van şehrini haritadan sildiler.

Nisan ayındaki katliamlar, Rusların doğu bölgesinden girdiği ve Van’a doğru geldiği haberi üzerine daha da arttı. Türkler, kendilerini koruyacak gücün giderek zayıfladığını görünce, Van Valisi’nin de isteği üzerine, Anadolu içlerine göçe karar verdiler. Zaten, Van’da oturacak tek ev kalmadığı gibi, onları tutacak bir bağ da kalmamıştı. Yine de, “Ölürsek baba evinde ölelim” diyenler oldu. Ne var ki, bu kalanları acı bir akıbet bekliyordu.

O günlerde Van’da bulunan Rafael de Hogales, 1926 yılında New York’ta yayınladığı “Four Years Beneath The Crescent” ( Hilâl Altında Dört Yıl) isimli eserinde şöyle yazıyor:

“…Van Valisi Cevdet Bey Van’dan ayrıldıktan sonra Ermenilerin oraya hakim olduklarını ve bütün Müslüman ihtiyar, kadın ve çocukları katlettiklerini öğrendik. Dünyanın hiçbir yerinde bu derece alçakça hareketler görülmemiştir. Bu durum bana Van’daki şu olayı hatırlattı: Birkaç subayımla topçu atışını gözetlerken yandaki evin damında bir Müslüman kadın çamaşır asıyordu. Ermeniler bunu görür görmez ateş açtılar. Bu ihtiyar kadının vücudunu delik deşik ettiler. Ermeniler, yarım düzine subayla uğraşmaktansa böyle zavallı kişileri öldürmekten büyük bir zevk duyuyorlardı.”

Evet, göç etmeyip kalanlar öldürüldü. Pek, ya göç edenler? Onların akıbeti de farklı olmadı.Göç edenlerin büyük bir kısmı da bu katliâmdan kurtulamadı. Bunlar, yollarda çetelerin baskınına uğrayıp kırıldılar. Gemilere binip kaçmak isteyenler ise boğuldu.

Komitacılardan Barotolf, iskeledeki halkı gemilere ve kayıklara bindirdi. Oysa bu bir tuzaktı. Gölün ortasına gelindiğinde bütün gemi ve kayıklar batırıldılar. Ermeni komitacıları, ana- baba ve evlâtlarının birbirlerine bakarak ve çığlıklar atarak boğulmalarını büyük bir zevkle seyrettiler

Kalenin boşaltılmasından kısa bir süre sonra Van, önce Ermeniler sonra da Ruslar tarafından işgal edildi. Ruslar geldiğinde, Osmanlı mahallelerinde taş üstünde taş kalmamış, yakalanan Müslüman Türkler ise öldürülmüşlerdi.

Van’ın işgalinden sonra, Ermeni isyanı çevre köyleri de sardı. Sığırlarını, sürülerini, bütün mallarını geride bırakan Müslümanlar, yalın ayak, yarı çıplak, dağ yollarına kaçtılar. Bunlardan kimi kurtuldu, kimi kurtulamadı. Kaçanların çoğu yollarda ölürken, kaçamayıp köylerinde kalanları da insan onuru ile bağdaşmayan akıl almaz işkenceler bekliyordu.

Zeve Köyü de bu köylerden biri…Bu köyde, civardaki 8 köyden buraya gelen 3 000 kişi vahşice katledildi. Kadınlar önce tecavüze uğradılar, sonra da işkenceyle öldürüldüler. Kümes hayvanları dahil, köyde yaşayan canlı kalmadı. Binalar yakılıp- yıkıldı. Günümüzde Zeve diye bir köy yok artık. Tek görebildiğimiz 3 000 kişinin yattığı bir toplu mezar ve bir anıttır.

4 Nisan 1990 günü, tarihçi, arkeolog, antropologlardan oluşan yerli ve yabancı bilim adamları, yetkililer, basın- yayın mensupları ve halk huzurunda burada bir toplu mezar kazısı yapıldı. Sultan Reşad tuğralı paralar, muskalar, tespihler, Rus mermileri, kırılmış veya kurşunlanmış kafa tasları, yanık- kırık iskeletler çıktı.

Günümüzdeki köyler, 1918’de Van’ın kurtuluşundan sonra yeniden kuruldu. Göçlerden sağ kalıp dönenler, köylerde kalanların iskeletleriyle karşılaştılar. Onun için bu yörede kaç Müslüman köyü varsa, o kadar da toplu mezar var.

Ruslar, 1 nci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Ermenileri desteklemiş, tahrik ve teşvik etmişlerdi. Ancak, Ermeni  mezalimini görünce, onların da bu kadarını beklemedikleri görülüyor.

Rus Generali Bolkovitinof’un 9 Temmuz 1915 tarihinde, Kafkas Genel Valisi Prens Voronkof Daşkof’a yazdığı yazının bir bölümü şöyledir:

“Asaletmeap,

Osmanlı Devleti ile savaşa başlamadan önce, bizim Ermeni gönüllü teşkilâtı kurmamıza izin vermiştiniz. 11 ay içinde, tarafınızdan verilen görevin yerine getirilmesi için bizler elimizden gelen gayreti sarf ettik. Gerek bizim gerek milislerin hareketleri yüksek emirlerinizin gereklerine uygun yapıldı. Hiçbir şikayet olmadı. Bununla beraber, Van’ın alınmasından sonra General Nikolayef’ten bir mesaj alındı. Muhtevası şöyle:

Ermeni gönüllüleri, çalınmış ganimetleri götürürlerken bunları önlemeye memur Rus askerlerine ateş etmişlerdir.Bundan başka, gönüllüler devamlı olarak yağma yapmakta ve her türlü cinayetleri işlemekten zevk almaktadırlar. Bu çoğalan cinayetlere son vermek maksadıyla, Van’a Divan-ı Harp kurulmuştur. Bunlara mani olmak için ayrıca disiplin birlikleri teşkiline lüzum görülmüştür.”

Bu rapordan anlaşıldığına göre, Ruslar, Ermenilerden bu kadarını da beklemiyorlarmış.

Evet, 1 nci Dünya savaşı kan getirdi Van’a, gözyaşı getirdi. Çiçekler kadar saf, kuşlar kadar hür çocukların kanı, genç kızların kanına karışıp seller gibi aktı.

Seksenlik ihtiyarlar, diri diri yakıldı.

Yeni gelinlerin karınları süngü ile yarıldı. Beşikteki bebeler bile öldürüldü.

Osmanlı Ordusu, yedi cephede düşmanlarıyla savaşırken, cephe gerisinde durum işte buydu.

Ermenilerin yaptıkları katliam, Türklerin Van’ı kurtarışına kadar devam etti. Ancak, Türk ordusu, Nisan 1918’de Van’a girdiğinde büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Kimse gördüklerine inanamıyordu. Tek sağlam bina kalmadığı gibi, kendilerini karşılayacak Türk de kalmamıştı.

Gelecek bölümde Sevk ve İskân Kanunu’na neden ve nasıl karar verildiğini ele alacağız. Şimdi, Rafael de Nogales’in Van’daki gözlemlerine bir göz atalım:

“ 29 Nisan günü, kumandanlık binası yakınında üç Türk askeri gördük. Bunlar hiçbir şey yemeden çevredeki bir kuyuda dokuz gün kalmış olan bir Ermeni’ye yiyecek veriyorlardı. Bu Ermeni, Van Valisi’nin öldürülmesi için düzenlenen bir suikasta katılmayı reddederek arkadaşlarının takibinden kurtulmak için kuyuya saklandığını söylüyordu. Arkadaşları onu öldürmek için arıyorlarmış. Bu Ermeni’nin karnı doyurulduktan sonra hastaneye yatırıldı. İyi oluncaya kadar birkaç gün orada kaldı.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir