8. Rusların Çekilmesinden Sonra Ermeni Olayları

1 nci Dünya  Savaşı’nda İtilâf Devletleri Çanakkale Boğazı’nı geçemeyip gerekli yardımda bulunamayınca Rusya çok zor durumda kalmış, cephedeki durum da kritik bir vaziyet almışken patlak veren ihtilâl üzerine savaştan çekilmeye karar vermişti.

Sovyet Kongresi, 8 Kasım 1917’de bir “Barış Bildirisi” yayınladı. Bu bildiride, “ilhaksız ve borçsuz bir barış” isteniyor, ayrıca Çarlık Rusyası ile Batılı Devletler arasında imzalanan bütün özel antlaşmalar feshediliyordu.

İlk Türk- Rus Antlaşması, 18 Aralık 1917’de imzalandı ve Ruslar, Doğu Anadolu’dan çekilmeye başladılar.

Ancak, istilân ettikleri bölgenin savunmasını Rus Topçu ve birtakım subayların yönetiminde Taşnak Ermenileri’ne bıraktılar.

Rusların bölgeden çekilmeye başlamasıyla birlikte, bölgede Ermenilerin Müslüman Türklere uyguladığı soykırım başladı. Rusya yanlısı Ermeni komitacılar, kadın- erkek, çoluk- çocuk, genç- ihtiyar ayrımı yapmadan yakaladıkları Müslüman Türkleri vahşice katlettiler.

O günlere ait Rus subaylarının anılarında çok çarpıcı tespitler vardır. 13 ncü Türkistan ( Bu isme dikkat edin ve 1 nci Dünya Savaşı’nda karşımızda kimlerin bulunduğunu unutmayın) Avcı Alayı’ndan Yüzbaşı Vekili Kazimir’in raporundan bir bölümü görelim:

“…Ermeniler, Müslümanları Sarıkamış’ta çalıştırmak bahanesiyle topladılar ve şehirden 2 km. ayrılınca katlettiler.

Şayet Ermeniler arasında Rus subayları bulunmasaydı, mezalimin daha da geniş bir tarzda tatbik edileceği tabi idi. Bir gecede 800 Müslüman’ın kesildiğini bizzat Ermenilerden işittim. 15/ 16 Ocak 1918 gecesi, Ermeniler Erzincan’da Müslüman ahaliye karşı katliam tertiplediler.”

Kafkas Rus Kolordusu Komutanı General Odişilidze’nin 9 Şubat 1918 tarihli telgrafının bazı bölümleri:

“…Gece, Ermeni çeteleri, bir çok evi yaktılar. 100’den fazla kadın ve çocuk alevler arasında can verdi. Alevlerden kurtulmak için kendilerini pencerelerden atanlar ise tüfekle veya kasaturalarla öldürüldü.

12 Ocak 1918 günü, Ermeniler, Kelersen Köyü’nü basarak 15 Müslüman’ı ele geçirdiler, bağladılar ve hepsini öldürdüler.

Şarlıbazar’ın güneyinde bulunan Kızılağaç  Köyü’nde, elleri bağlı ecesetler bulundu. Biçareler kasaturalarla parçalanmışlardı.

Ermeniler, Erzincan civarında 500 Müslüman’ın ellerini- ayaklarını bağlayarak, hepsini kurşuna dizdiler.

…Bu barbarlık hadiseleri, haberleri bize ulaşanların sadece bir kısmı….Cepheye yakın bölgelerde oturan mutsuz Müslüman ahalinin acıklı akıbetinden henüz haberdar değiliz.”

Ermeniler, fırsat bu fırsattır deyip, bölge halkını acımasızca katletmektedirler. O günlerin canlı tanıklarından biri de 1 nci Kafkas Kolordusu Komutanı Kurmay Albay Kâzım (Karabekir) Bey’dir:

“…30 Ocak 1918 günü Refahiye’de, atış meydanını teftiş ettim. Ermenilerin mezalimi üzerine, oralardan kaçıp gelen halk, çok acı şeyler anlatıyorlardı.

650 Türk’ü yol yaptıracağız diye götürmüşler. Bunlardan bir daha haber alınamamış.

Ermeniler, ele geçirdikleri kadınların, kızların ve çocukların ırzlarına geçiyorlarmış.

12 Şubat’ta ileri harekâtımız başladı. 13 Şubat 1918 günü Erzincan’a girdik. Kurtarılan Erzincan’da işin acıklı yönü, Ermenilerin Türk halkına uyguladıkları katliamdan oluşan durumdu.  20 000 Türk’ü bağrında taşıyan Erzincan şehrinde, bir avuç insan kalmıştı.

Eğer, Askerlik Dairesi’nde ve yanı başındaki Müşirlik Konağı’nda, yakılmak üzere hapsedilen insanları kurtarmak nasip olmasaydı, belki de şehirde tek kimse göremeyecektik.

Bütün kuyular şehit edilmiş insan cesetleriyle doluydu. Bir çok yerde de binalar içinde yakılmışlardı.”

Osmanlı Ordusu’nun Erzurum istikametinde ilerleme hazırlıkları içinde olduğu sıralarda, 3 Mart 1918’de, Brest- Litovsk Antlaşması imzalandı.

Buna göre Ruslar, 1877- 78 Osmanlı- Rus Savaşı sonunda tazminat olarak almış oldukları Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devleti’ne vermeyi kabul ettiler.

Bu antlaşmadan sonra, Doğu Cephesi’nde muharebeler bir Osmanlı- Ermeni çatışmasına dönüştü.

Süratle ilerleyen Osmanlı Ordusu, 12 Mart’ta Erzurum, 25 Nisan’da Kars’a girdi.

Ancak, Osmanlı Ordusu’nun bu süratli hareketi karşısında, General Antranik komutasındaki Ermeni kuvvetleri, daha doğudaki bölgede mevcut Türk ahaliyi öldürerek, yapılacak bir plebisitte onların hakim olmaması için, ellerinden gelen gayreti gösteriyorlardı.

Rus subayları hayret ve şaşkınlık içindeydiler. Ermenilerin yaptıkları akıl almaz katliamları görüyor, bir şey yapamıyorlardı.

İşte, Rus Subayı Matoyef’in 17 Nisan 1918 tarihli raporu:

“…Ermeniler, emre ve disipline uymayarak birkaç İslâm köyü yaktılar. Failleri bulunamadı. Abbastuman ve Borcam’dan telgraf ve telefon kesildi. Köylüler bizden imdat istiyor, bizde imdat yok”.

Ermenilerin katliamları gerçekte kendileri yapıp, sanki Türkler yapmış gibi yaygara kopardıklarına bir örnek de, Kutayis Valisi Çugaşvili’den:

“…Türkler kesiyor, öldürüyor, diye şayia çıkıyor. Bu doğru değil, inanmayın.

Osmanlı Hükûmeti ve Osmanlı askeri kendi halinde duranlara hiçbir şey yapmaz ve ilişmez.

Mal ve mülklerini muhafaza ederek onlara yardım eder.”

Yine Kâzım Karabekir’in anılarına bakalım:

“ 6 Mart 1918 gününü Mamahatun’da geçirdik. Burada, Ermenilerin tüyler ürpertici cinayetleri karşısında çok acı duyduk.duyduk.

Çapı 8 m. kadar bir çukur açmışlar, içi çoluk çocuk, her yaştan ve cinsten Türklerle dolu.

Vurmuşlar, süngülemişler ve soymuşlar, bu çukura doldurmuşlar.

Mamahatun’da sadece bir ev halkı dağlara kaçıp kurtulabilmiş.

… 10 Mart günü, karargâhımı Alacaköyü’ne naklettim. Gözetleme yerine gitmeden önce, köyü dolaştım.

Facianın en korkuncu burada idi. Süngülenmiş veya yakılmış cesetlerin başındaki ağlaşma ve bağrışmalar, insanın tüylerini ürpertiyordu.

Süngülenmiş memedeki çocukları kucağına almış bazı anneler, saçlarını yoluyorlardı.

Sanıyorum ki, yertüzünde bu kadar acıklı bir sahneyi gören gözler pek azdır.”

Günümüzde Erzurum Alacaköy’de bir toplu mezar ve bir anıt var.

Anıtta, “Bu abide Mart 1918’de Alaca Köyü’nde Ermeni çeteler tarafından çeşitli işkencelerle hunharca katledilen 278 Türk’ün hatırasına yapılmıştır “ yazısı göze çarpıyor.

Erzurum merkez Alacaköyü’nde, olayların görgü tanıklarının ifadeleri doğrultusunda, 1 Temmuz 1986 günü  gerçekleştirilen toplu mezar kazılarında 3 ayrı mezar açıldı. 3 metrelik bir dolgu toprağın altından 278’e yakın insan iskeleti ve bunlara ait çeşitli buluntular ortaya çıkarıldı.

Ele geçen bulgular arasında, bugün Erzurum Müzesi Katliam Seksiyonu’nda sergilenen Kuranı Kerim sayfaları, örgülü saç parçaları, bakır tel bilezikler, üzeri Arapça yazılı muska, kolye taşı ve boncuklar, toplu mezarın kesinlikle masum Türkler’e ait olduğunu ortaya koyuyor.

Erzurum, ilki 1826’da, ikincisi 1877- 78 Osmanlı- Rus Savaşı’nda, en son olarak da 1 nci Dünya savaşı’nda Rus işgaline uğradı.

Erzurum 2 nci Kale Topçu Alayı Komutanı Rus Yarbayı Twerdokhalebof’un kendi el yazısıyla yazdığı o günlere ait olaylar, insanlık âleminde Ermenilerin yüzlerini daima utançla yere eğdirecektir.

“İhtilâlden sonra her türlü tedbir ortadan kalkınca, Ermeniler Erzurum ve havalisinde saldırıya geçtiler. Bu hücumla birlikte gerek şehirde ve gerekse köylerde yağma ve cinayetler başladı.

Yağmacılıkta en ileri gidenler, savaşta korkak olan Ermeni askerleriydi.

…Bir müddet sonra Erzincan’da Ermenilerin Türkleri toplu halde katlettikleri haberi geldi.

Bizzat Başkomutan Odişelidze’den dinledim:

Erzincan’da, her türlü savunmadan yoksun ve silâhsız 800’den fazla Türk öldürülmüş. Büyük çukurlar açılmış ve çaresiz Türkler bu çukurların başına gönderilip hayvan gibi boğazlanmış. Sonra da bu çukurlara doldurulmuş. Her gurubu bir Ermeni sayar: yetmiş mi oldu?On kişi daha alır, kesin, deyince 10 kişi daha kesilip çukura atılırmış.

Bir müteahhit, eğlenmek için 80 kişi kadar çaresizi bir eve doldurup, kapıdan çıkarlarken bizzat birer birer kafalarını parçalamış.

Erzincan katliamından sonra mükemmel silâhlarla donatılan Ermeniler, Erzurum’a doğru çekilmeye başladılar.

…Ermeni eşkıya sürüleri, yolları üzerine rast gelen İslâm köylerini ahalisiyle birlikte mahvettiler.

…Erzurum şehrinde Rus Topçu Subay Gazinosu’nda Topçu Teğmeni Midivani, şöyle bir olayın şahidi olduğunu söyledi:

Bir Ermeni, arabacılardan bir Türk’ü öldürmek için vurmuş. Fakat Türk hemen ölmemiş, sırt üstü düşmüş. Ermeni, elindeki sopayı Türk’ün ağzına sokmak istemiş. Türk’ün dişleri kilitlendiğinden sopayı ağzına sokamayan Ermeni, tekmeleye tekmeleye öldürmüş.

Ilıca kasabasında firar edemeyen Türklerin hepsinin katledilmiş olduğunu ve kör baltalarla enselerinden kesilmiş ve bir çok çocuk cesedinin bulunduğunu da bizzat Rus Ordu Komutanı General Odişelidze’den dinledim.

Ilıca soykırımından üç hafta sonra, oradan gelen Yarbay Gryzanof, gördüklerini şöyle anlattı:

Köylere giden yollarda organları parçalanmış bir çok ölüye rastladım.

25x 30 metre kare bir cami avlusunda 140 cm. yüksekliğinde ölüler yığılmıştı. Bunların arasında her yaşta kadın, erkek, çocuk ve ihtiyar vardı.

Kadın ölülerde zorla tecavüz izleri pek açık bir halde idi.

Alaca menzil kumandanlığı müteahhidi olan bir Ermeni, Alaca’da yapılan bir vahşeti şöyle anlattı:

Ermeniler bir kadını canlı olduğu halde duvara çivilemişler, sonra kalbini oyup başının üstüne koymuşlar.”

Yukarıdaki satırların yazarı bir Türk değil, bir Rus subayı…

O bile utanmış gördüklerinden…

Acaba neden bu subayın anıları fanatik Ermeni tarihçilerin kitaplarında yer almıyor ?

Neden bu toplu mezarlardan bahsedilmiyor?

Türkler Ermenileri kesti diyen Ermeniler, neden Ermenilerin doldurulduğu bir toplu mezar bulamıyor?

Neden Anadolu’nun her yanı Ermenilerin öldürdüğü Türklerle dolu toplu mezar kaynıyor?

Erzurum ili Dumlu ilçesi, Yeşilyayla Köyü’ndeyiz.

Erzurum ovasının diğer köyleri gibi bu köyün de çok eski bir geçmişi var.

En önemlisi, bu köyden de Ermeni katliamı geçti…

Köy meydanında dikilen anıtın üzerinde şunlar yazılı:

“Bu anıt, Mart 1918’de, Ermeniler tarafından katledilen Yeşilyaylalıların aziz hatırası için MSB. lığınca yaptırılmıştır.”

Yeşilyayla Köyü’nde, 7 Ekim 1988 günü toplu mezar kazısı yapıldı.

Yeşilyayla Köyü’nde de çevreden toplanan yaşlı erkek, kadın ve çocuklar bir saman damına doldurularak üzerlerine silâhla ateş açılmış.

Kazı sırasında ay- yıldız süslü tütün tabakaları, Kuranı Kerim sayfaları, mermi kovanları, küçük giysi düğmeleri ortaya çıkarıldı. Çalışmalar sırasında bulunan 100’e yakın iskelet arasındaki çocuğuna sarılan ananın manzarası karşısında insanın tüyleri diken diken oluyor.

Yerle bir edilen yalnız Yeşilyayla  Köyü değil.

Erzurum civarında Ermenilerin yakıp yıktığı, içindekileri hunharca katlettiği bir başka köy de, Atlıkonak Köyü…

Erzurum, Tazegül Köyü de aynı akıbete uğradı.

Cinisli Köyü de…

Kevgini Köyü de…

Subatan, Kars ili merkez bucağına bağlı köylerden biri…

Büyük ve Küçük Yahni tepelerinin doğusunda, ortaçağın büyük şehirlerinden ve kalelerinden biri olan Anı ve Kars’ı birleştiren yol üzerinde…

Taşnak Ermeni çetelerinin çekilirken sistemli olarak her şeyi yakıp- yıktığı, kaçamamış insanları kırıma tâbi tuttuğu yerlerden biri Subatan…

Ancak, yalnız burası değil, civar köylerin tamamı da bu katliama tâbi tutulmuş. Evlere doldurularak  gazyağı ve benzin ile ateşe verilen insanlar, can havli ile kapı ve pencerelerden kaçmaya çalışırken de balta, kılıç, süngü ve benzeri kesici aletlerle, ayrıca yaylım ateşine tutularak öldürülmüştür.

1 nci Dünya Savaşı içinde, Ermenilerin bu yaptıkları mezalimleri öğrenmek, bir yerde Osmanlı Ordusu’nun daha da hızlı hareket etmesine sebep oldu.

Gümrü istikametinde ilerleyen ordu, şiddetli muharebelerden sonra, 15 Mayıs 1918’de Gümrü’yü ele geçirdi. Böylece, Gümrü’den Tiflis’e, Erivan’a ve Bakü’ye uzanan demiryolu kontrol altına alındı.

Ancak, 1 nci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş içinde beklenmeyen ve pek de akla gelmeyen bir menfaat çatışması Kafkasya’da patlak verdi.

Osmanlı Devleti’nin Kafkasya demiryollarını kullanma isteği, Almanlar tarafından engellendi.

Almanlar, Osmanlı Devleti’nin Ermenistan içlerine girmesini ve Azerbaycan üzerinde himaye kurmasını  istemiyordu.

Gürcistan’ı himayelerine alan Almanlar, Kafkasya’daki demiryollarını kontrol etmek ve özellikle Kafkasya petrollerine el atmak istiyorlardı.

Bu arada, süratle ilerleyen Osmanlı Ordusu karşısında tutunamayan Ermeniler, barış istemek zorunda kaldılar.

Doğu Orduları grubu Komutanı Halil Paşa, Erivan’a girdi ve şehir merkezinde halka hitaben bir konuşma yaparak, düşmanlık gösterilmemesini istedi.

Bu sırada Erivan’da açlık vardı.

Eçmiyazin’deki Ermeni Ruhanî lideri ziyaret eden Halil Paşa, durumu öğrenince, Kars’tan Erivan’a 200 ton buğday gönderilmesini istedi.

İşte, cephe gerisindeki masum Türk insanını katletmekten çekinmeyen Ermeniler’in en acımasız faaliyetlerinin devam ettiği günlerde, masum Ermenilere karşı bir Osmanlı Paşası’nın davranışı…

Osmanlı  Ordusu’nun ilerlemesi devam etti. Güney ve Kuzey Kafkasya’nın bir kısmını işgal eden Osmanlı Ordusu, 15 Eylül 1918’de de, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye girdi.

Bakü’nün işgalinden dört gün sonra, Filistin’de, Yıldırım Orduları Grubu cephesi İngilizler tarafından yarıldı ve çökertildi.

Osmanlı cepheleri dışında da savaşın sonunu getiren olaylar cereyan ediyordu.

Temmuz ayında Almanlar, Paris dolaylarında Marn Muharebesi’nde ikinci defa zaferin eşiğine gelmelerine rağmen mağlup oldular.

Makedonya’da da bizim Bakü’ye girdiğimiz gün, Bulgar cephesi yarıldı.

Amerika da savaşa girince, İttifak Devletleri yavaş yavaş çözülmeye başladılar.

Önce, Eylül 1918’de Bulgaristan ateşkes istedi.

Bir ay sonra, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkesi ile Osmanlı Devleti 1 nci Dünya Savaşı’ndan çekildi.

Bu antlaşma hükümleri gereğince, Osmanlı Ordusu’na önce İran’ın, daha sonra Kafkasya’nın boşaltılması ve ordunun 1914 sınırına çekilmesi emri verildi.

Osmanlı Ordusu’nun geri çekilmesiyle birlikte, bölgede yeni bir Ermeni mezalimi daha başladı.

Mondros Ateşkesi’nden sonra meydana gelen olayları, yazı dizisinin gelecek bölümünde göreceğiz. Şimdi, 1 nci Dünya Savaşı sonunda bölgedeki nüfusu inceleyelim.

1 nci Dünya Savaşı’ndan önce, Osmanlı Devleti’nin Bayındırlık Bakanı ve sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış, savaşla birlikte, bir çok Ermeni Milletvekili gibi ihanet etmiş ve devlete silâh çeken Ermenileri yönetmiş olan Noradukyan Gabriel Efendi’nin raporuyla, Hovannisian’ın yaptığı incelemeden, yaklaşık 900 000 Ermeni’nin Türkiye dışına göç ettiği anlaşılmaktadır.

1917 sayımında da, 123 602 Ermeni’nin Türkiye’de kaldığı göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşık 900 000 civarındaki göçmene bu sayı eklenirse 1 023 602 çıkar.

Bunu istatistikte belirtilen 1 234 671’den çıkarırsak, yaklaşık 211 069 kalmaktadır.

Zaten bir çok kaynak da bu rakamın 200 000 civarında olduğu ve en çok 300 000 olabileceği ifade edilmiştir.

Bu kayıplar içinde çete ve isyan hareketlerinde ölen ve düşman safına geçerek Türkler’le savaşırken ölenler de dahildir.

Savaş şartları içinde yokluk, yorgunluk ve hastalıktan ölenler bu sayıya katılmalıdır.

Ermenilerin ve Ermeni yanlısı çevrelerin Ermeni kayıplarını verirken Türk kayıplarını da hatırlamaları gerekir.

Türk kayıpları Ermeni kayıplarından çok daha fazladır.

1920 yılında Amerikan Kongresi’ne bir rapor sunuldu. Doğu Anadolu’da 6 vilayette inceleme yapan 69 Amerikalı uzmanın incelemelerine dayanılarak hazırlanan bu raporda şöyle deniyordu:

“1912- 1922 yılları arasındaki 10 yıl içinde Ermeni vatanı olduğu ileri sürülen 6 Doğu Anadolu vilayetinde 1 milyon Müslüman’ın öldürüldüğü unutulmamalıdır.”

NATO eski Genel Sekreteri Joseph Luns, “İnanın Bu Bana Bir Zevkti” adını verdiği hatıralarında bir yerde aynen şunları yazar:

“Avrupalıların tek bildikleri şey Ermeni iddialarıdır. 1 nci Dünya Savaşı’nda Ermenilerin kaç Türkü öldürdüğünden kimsenin haberi yoktur.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir