TIK…TIK…TIK…

Olay, geçen sene meydana geldi.

Dışarıda sulu kar yağıyordu ve hava çok soğuktu.

Kahvaltı sonrasıydı.

Ben, günlük notları incelerken, eşim de gazetelere göz atıyordu.

Birden bir ses duyduk:

“Tık…Tık…Tık…”

Ne olduğunu anlamadık.

Şaşkın şaşkın birbirimize bakınırken, mutfak tarafından gelen ses yine duyuldu:

“ Tık…Tık…Tık…”

Eşim gülümsemeye başladı; ne olduğunu anlamıştı.

Beraberce mutfağa gittik.

Gördüğüm manzara karşısında tüylerim diken diken oldu.

Ne olduğunu anlatacağım ama, önce, gerçek hayattan alınma bir kurt öyküsü var, onu hatırlatmak istiyorum.

xxxxxx

Avcılar bir dişi kurt gördüler. Dişi kurt, köylülerin yakınından kaptığı koca bir kemik parçasını, tepelere doğru sürüklüyordu.

Dişi kurt, uzun yelesi, parlak tüyleri, dimdik kulakları ile beyaz karın üzerinde çok güzeldi.

Avcılar durdular ve silâhlarını doldurdular.

Dişi kurt kaçtı.

Biraz ileride durup bir avcılara, bir bıraktığı kemiğe baktı.

Silah şakırtılarına kulak kabarttı..

Ama kaçıp uzaklaşmak yerine, dönüp avcıların atış menzilinde olan kemiğe doğru koşmaya başladı.

Avcılar şaşırdılar.

Kuru kemiğe birkaç metre kala kurt, ilk kurşunu yedi.

Arka ayakları üzerine kalkarak, bir yay gibi havada yumulup açıldı.

Keskin çığlığı ovanın her yanına ulaştı.

O zaman inanılmaz bir şey oldu.

Yaralı kurt yine kemiğe doğru sürüklenerek onu ağzına aldı, tepelere yöneldi.

Arkasında koca kemiğin izi ile beyaz karın üzerinde bir kırmızı çizgi bırakıyordu.

Kurşun sesleri durmadı.

O her kurşun yiyişinden sonra çığlık attı. Düştü, kalktı, kemiğini ağzına alıp tepelere varmaya çalıştı.

Bir tümseğin üzerinde, kemiği patilerinin arasında, artık sessiz yatıyordu.

Başına toplanan avcılar, hemen hemen birkaç metre ilerideki bir kovuktan sesler geldiğini duydular.

Orada beş kurt yavrusu vardı.

Silâh seslerinden korkmuş, kovuğun bir köşesine büzülmüşlerdi.

Avcılar, dişi kurt için kemiğin önemini anlamışlardı. O kemik, dişi kurt  için, aç yavrularının  karnını doyuracağından, kendi canından kıymetliydi.

Avcılar, utanç içinde başlarını öne eğdiler.

xxxxxx

Sabah kahvaltıdan sonra, eşimle bir ses duyduğumuzu söylemiştim ya…

Olayın aslı şöyle:

Meğer eşim her gün, mutfak camının dışındaki beton çıkıntı üzerine  ekmek parçaları koyar, kumruları beslermiş.

Hayvanlar buna alışmışlar.

Hava soğuk, etrafta yiyecek de yok.

Acıkınca, gelip ekmek parçalarını yemişler ama doymamışlar.

Gagalarıyla cama vurup,

“ Biz geldik, ekmek ver” diye haber veriyorlar:

“Tık…Tık..Tık…”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir