TRABZON RUM İMPARATORLUĞU

Trabzon kenti, İÖ 7.yüzyıl başlarında Miletoslu denizcilerin Karadeniz kıyısında kurdukları ticaret kolonilerinden biridir. Kentin yer aldığı yörenin dağlardan kıyıya doğru masayı andıran setler halinde alçaldığını gören Miletoslular, bu liman yerleşmesine Eski Grekçe’de “Masa” anlamına gelen “Trapeza” sözcüğünden türettikleri “Trapezous” adını verdiler. Çeşitli kaynaklarda Trapezus, Trapezunda ve Trapezund biçiminde geçen kentin adı zamanla Trabzon’a dönüştü. 

Trabzon bölgesi, İÖ 1 700’den 1 200’e kadar Hitit Krallığı’nın bir bölümünü oluşturmuştu. 500 yıla yakın süren Hitit egemenliği sırasında Trabzon bölgesi nüfusu Asya kökenli kişilerden oluşuyordu ve Pontus kıyılarında Grek/ Helen kolonizasyonu henüz kendini göstermemişti. (Nakracas, 193 vd)

pontus

( Pontus (Yunanca Pontos), Anadolu’nun kuzeydoğu kesimine antik dönemde verilen isimdir. Günümüzdeki Orta Karadeniz Bölgesi’nin büyük bölümüyle Doğu Karadeniz Bölgesi’nin tümünü içine alır. )

Pontus’taki Hitit egemenliği, Balkanlar’dan gelerek Anadolu’yu istilâ eden Thrak kökenli Frigler tarafından İÖ. 1 200’de yıkıldı. (Nakracas, 193)

Kafkasya’dan gelen Kimmerler, İÖ. 676’da Anadolu’ya akın ettiler ve İÖ. 1 200’den 676’ya dek Orta Anadolu ve Pontus’u yönetimi altında bulunduran Frig Krallığını ele geçirip topraklarına yeleştiler. Kimmer istilâsı nedeniyle başka  bölgelerden kovulan Asyalı topluluklar, Pontus kıyılarının dağlık kesimine sığınmak zorunda kaldılar. (Nakracas, 194)

Pontus kıyılarına Grek/ Helen kolonizasyonu Kimmer egemenliği döneminde başladı.

Kimmer Krallığını Medler, Persler, Makedonyalı Büyük İskender, Pontus Krallığı, Roma İmparatorluğu hakimiyeti izledi.

Son olarak İS. 1071’de meydana gelen Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra da Trabzon  bölgesi özerkliğini korudu; bu durum, Selçuklu Türkleri tüm Anadolu’yu ele geçirdikleri dönemde bile devam etti. (Nakracas, 195)

IV ncü Haçlı Seferi sırasında, 13 Nisan 1204’te Konstantiopolis (İstanbul), Haçlıların eline geçti.

Bunun üzerine III ncü Aleksios’un akrabalarından Mikhail Angelos Dukas, Kuzey Batı Yunanistan’da Arfa’yı kendine başkent olarak belirleyip hakimiyetini ilân etti.

Nikaia ‘da (İznik), II ncü Aleksios’un akrabalarından I. Thedoros, 1208’de, burada kendi atadığı bir patriğin elinden taç giyerek imparator ilân edildi. 

İmparator I. Andronikos Komnenos’un Konstantinopolis’ten kaçan torunları Aleksios ve David ise, Gürcü Kraliçesi Tamara’nın (1184- 1213) yardım ve desteğiyle, Trebizond’da (Trabzon) bir Rum İmparatorluğu kurdular. (*) 

Trabzon İmparatorluğu

Aleksios Komnenos (hd. 1204- 1222), ilk imparator ilân edildi.

Onun ardılları yabancı hükümdarlarla evliliklere dayalı ittifaklar kurarak öbür Roma(Bizans) ailelerinden daha uzun süre ayakta kalmayı başardılar.

Kısa sürelerle Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve Nikaia (İznik) İmparatorluğu’nun egemenliğine giren Trabzon Rum İmparatorluğu, barışçı bir politika izleyen I. Manuel döneminde (1138- 1265) Trebizond limanının önemli bir ticaret merkezi durumuna gelmesi sayesinde güçlendi.

Ama II. Ionnes (hd. 1280- 1285), Giresun ve Ordu yörelerini ele geçiren Cenovalılar (Cenevizliler) Trebizond yönetimi üzerinde etkili oldular.

I.Bayezid’in (Yıldırım) 1398’de Samsun ve Canik’i almasından sonra Trabzon Rum İmparatorluğu Osmanlı Devleti’ne vergi ödemek zorunda kaldı.

Ama David Komnenos döneminde (1458- 1461) vergi ödemeyi durdurduğu gibi, önceden ödedikşerini de Uzun Hasan aracılığıyla geri istedi.

David Komnenos’un Avrupa’daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunması üzerine Osmanlılar 1461’de bölgeyi aldılar ve Komnenos egemenliğine son verdiler. 

Komnenosların  en önemli özelliklerinden biri, çevredeki beyliklerle olan ilişkileri ya da bağlantılarıydı.  Osmanlı’nın bölgeyi egemenliklerine alması bu bağlantılar ele alınarak incelenebilir.

Trabzon’daki egemen hanedan ülkeleri viran edilmesin diye komşularına kız alıp vermekte hiç duraksama göstermemişlerdi.En belâlı komşuları,  Osmanlı Devleti’ne katılmaya nice zaman karşı koymuş göçebe Türkmen aşiretlerinin beyleriydi.

1330’da ölen II. Aleksios’un kızları Sinop ve Erzincan beyleriyle evlenmişlerdi; kız torunları Khalybia yöresinin beyiyle  ve Akkoyunlu aşiretinin Türkmen beyiyle; 1390’da ölen III. Aleksios’un kızlarından biri Akkoyunluların beyiyle, bir diğeri Erzincan beyi Mutahharten ile, bir diğeri Gürcistan Kralı V. Bagrat ile evlenmişti.

Osmanlı’nın Anadolu’da yayılma isteği, Trabzon İmparatorluğu’na da dokundu.

Ancak, Yıldırım Bayezıt’ın Timur’a yenilmesi, Trabzon yakınlarındaki Türkmen beylerinin yine kendi başlarına buyruk olması anlamına geliyordu.İçlerinde en tehlikelileri Karakoyunlu ve Akkayonlu aşiretlerinin beyleriydi.

Trabzon İmparatoru IV.Aleksios, geleneği izleyerek, evlilik yoluyla her ikisini de endi ailesi içine çekti.Kızlarından biri Karakoyunlu Beyi Cihan Bey’in eşi oldu, bir diğeri Akkoyunlu Ali Bey’le evlendi.

15.Aleksios’un kız evlendirmede izlediği politika Trabzon’un 15. Yüzyıl başlarındaki uluslar arası çıkarlarını ve nasıl kollara ayrıldığını yansıtıyor. Kendi eşi Konstantinopolis’teki bir soylunun kızı olan Theodora Kantakuzena idi. Kızlarından en büyüğü Maria, Roma (Bizans) İmparatoru VIII. Ioannes Palaiologos’un üçüncü eşi oldu. Dördüncü kızı Sırbistan Kralı Georgi Brankoviç’in ilk eşiydi. Üç oğlundan en büyüğü İoannes, Gürcistan  kral ailesinden bir kız aldı; ikinci oğlu David, Kırım’daki Gotthia’dan bir prensesle evlendi; üçüncüsü Aleksandros da Midilli adasına hükmeden Ceneviz Gattilusio ailesinden bir hanımla evlendi.

Trabzon, geniş ölçüde Tanrı’nın koruyuculuğuna bel bağlamış bir hükümdar ailesinin kentiydi. Koruyucu azizi 3. Yüzyılda yaşamış bir yerel martir (Hristiyan din şehidi) olan Aziz Eugenios’tu. Ona adanan 13. Yüzyılda yapılmış kilise hâlâ ayaktadır. (Günümüzde Yeni Cuma Camii)

Panayia Khrysokefalos’a, yani Altın Başlı Bakire’ye adanmış  büyük kilise de, yukarı kent bölümünün ortasında, ayakta duruyor. (Günümüzde Orta Hisar Camii) Kentin imparatorlarından nicesine taç giydirme ve metropolitlerin tahta oturma töreninin yapıldığı yer bu kiliseydi. Ancak, kentteki anıtlardan en iyi korunmuş olarak günümüze gelen ve en etkileyici olanı Ayia Sophia /Aya Sofya Manastır Kilisesi’dir, kent surlarının yaklaşık3 km. batısında, denize bakan bir burnun üzerindedir.

Trabzon İmparatoru IV. Ioannes, giderek artan Osmanlı tehdidine karşı, komşularını Osmanlıya karşı birleştirmeyi tasarladı. Komşularının en önde geleni, Akkoyunlu Beyi, Ioannes’in kız kardeşiyle evli olan Ali Bey’in oğlu Uzun Hasan idi. Hasan, rakibini, Karakoyunluların beyini yenerek ve Diyarbekir’deki merkezinden diğer Türkmenler üzerinde otorite kurarak ailesinin mülklerini geri almış, hatta genişletmişti. Bu korkulur savaşçıya IV. Ioannes kendi kızı Theodora’yı eş verdi. Kızın güzelliği sadece İran’da değil, Venedik’te ve Batı’da neredeyse destanlaşmıştı. Uzun Hasan da böylesine büyük ödül karşılığında Trabzon İmparatorluğu’nu bütün askerleriyle, parasıyla ve kendi bedeniyle savunmaya söz verdi. Osmanlılara karşı kendisini destekleyecekler diye IV. Ioannes’in güvendiği diğer komşular Sinop yöresinin beyi ile Karaman Beyi, bir de Gürcistan’ın Kralı ve prensleriydi.( Donald,436-437)

Ne var ki, IV. Ioannes bağlaşıklarını sınayamadan 1458’de öldü. Kardeşi David hemen Trebiznond (Trabzon)  tahtına çıktı.

David’in Osmanlı karşıtı bir bağlaşıklar birliği oluşturma plânları daha da büyüktü. Burgonya Dükü Philippe ve Papa II. Puis ile temasa geçti, onları birliğe katılmaya davet etti.

Osmanlı Sultanı II. Mehmet’in  duyacağını bile bile ilişkilerini geliştirmeye çalışan İmparator David, bunların üstüne bir de Sultan’dan IV. Ioannes’den aldığı haraçtan vazgeçmesini istedi.Daha da akılsızlık ederek, bu konuda görüşmeyi  akrabası ve bağlaşığı Uzun Hasan’a bıraktı.Uzun Hasan ise bu fırsattan yararlanıp kendi adına da Sultan II. Mehmet’ten olmayacak taleplerde bulundu.(Donald, 437)

Trabzon Rum İmparatorluğu, Osmanlı için zaten bir çıban başı durumundaydı. Bu haddini aşan talepler üzerine Sultan II. Mehmet, Trabzon üzerine bir sefer düzenlemeye karar verdi.

1460/ 1461 kışı, nereye yapılacağı açıklanmayan bir sefer hazırlığı içinde geçti.

II. Mehmet, 1461 Haziranı’nda, Bursa’da toplanmış bulunan ve sayısı 60 000 süvariye, 80 000 piyadeye varan askerlerin başına geçti. Birinci hedefi Karadeniz kıyısındaki Sinop oldu; Sinop Beyi Trabzon’un savunulmasına yardım etmeye çağrılmıştı. Bey, kendini karadan ve denizden kuşatan Osmanlı güçlerinin büyüklüğünü görür görmez teslim oldu; Filibe’ye sürüldü. (Donald, 437)

Bundan sonra Osmanlı donanması yelken açıp Trabzon’a doğru yola koyuldu; bu sırada II. Mehmet de  ordusunu harekete geçirip Akkoyunluların sınır kenti olan Koyunlu Hisar’ı ele geçirdi. Uzun Hasan, beyliğinin başına daha beter bir şey gelmeden barış istemeyi uygun buldu; artık Trabzon tek başına kalmıştı.

Osmanlı donanması, Sultan’dan ve ordusundan çok daha önce oraya varmıştı. Varışı, İmparator David’i gafil avladı. Şaşkınlık daha atlatılmadan Osmanlı ordusunun öncü birlikleri Trabzon’u kuşatan tepelerde görülmeye başladı.

İmparator David,fazla düşünmeden telim olmaya karar verdi. Trabzon’un son imparatoru, Konstantinopolis’in son imparatoru gibi kent surlarında yiğitçe savaşarak ölüme kavuşmayı hiç aklından geçirmemişti. İmparator David, ailesi ve Amirutzes dahil yüksek yöneticilerden bir kaçı Osmanlı gemilerinden birine konup Konstantiniyye’ye (İstanbul) götürüldüler.

Sultan II. Mehmet, devrik İmparator David’i daha sonra Edirne’ye gönderdi ve ona Struma vadisindeki tımarlardan gelen hayli yüklü bir gelir bağladı.  Ne var ki, iki yıl sonra İmparator David  bir ihanet girişimiyle suçlandı ve çocukları ve yeğenleriyle birlikte idam edildi. (Donald, 438)

Alphonse De Lamartin, Trabzon İmparatoru II. David Komnenos’un son günlerini şöyle anlatır:

“ Mahmut Paşa’nın  dalgakıranın kulelerini yıkan top ateşinden sonra görüşmeler başladı. II. David Komnenos, kaleden çıkarak kendisinin ve halkının geleceğini Fatih Sultan Mehmet ile pazarlık etmek üzere Osmanlı ordugâhına geldi.Sultan kendisine,denizden ailesi ve serveti ile çekilmek ya da boşuna kaleyi savunarak yaşamını, ailesini kaybetmek arasında seçme hakkı tanıdı. Verilen söz üzerine ailesinin bir bölümünü yanına alan II. David, İstanbul’a gitmek üzere bir kadırgaya bindi. Kızlarından en genci Anna’yı Sultan II. Mehmet’e eş olarak bıraktı. Padişah bunu kabul eder gibi göründü, ancak eş olarak almadı. Kızı hareminde mevcut yüzlerce cariyenin arsına kattı. II. David’in kardeşinin oğlu ve tahtın yasal varisini elinde tutsak olarak alıkoydu.II. David ve ailesi kentten ayrıldıktan sonra Trabzon’a giren Fatih Sultan Mehmet, ileri gelen ailelerin çocuklarını Saray’a aldırdı. Zenginleri servetleri ile birlikte İstanbul’a gönderdi. Fakirlere ise, ancak kentin dışında yaşama izni verildi. Osmanlılar saraylara,evlere, kalelere ve kentin içine yerleştirilmeye başlandı.

Böylece Roma /Bizans İmparatorluğu’nun son taşı düşerken, Karadeniz birkaç Ceneviz limanı dışında Osmanlı gölü durumuna geldi. “( Lamartin, 287)

Prof. Dr. Halil İNALCIK’ın tespit ve değerlendirmesi ise şöyledir:

“Fatih’in ilk hedefinin Roma İmparatorluğu’nun kendi hükmü altında yeniden canlandırmak olduğu,onun fetih planlarından açıkça bellidir. İlkin, o, bilinçli olarak Bizans tahtına hak iddia edebilecek bütün hanedanları ortadan kaldırdı. Bu amaçla Trabzon Rum İmparatorluğu’nu, Mora’da Paleologlardan  olan iki despotu ve Paleologlar ile akrabalığı bulunan  Cenevizli Gattilusi ailesini bertaraf etti. Tuna güneyindeki bütün Balkan yarımadasını doğrudan doğruya egemenliği altına sokarak buradaki hanedanları ortadan kaldırmaya çalıştı. Deniz kıyısındaki kalelerden, Mora’dan Arnavutluk’tan ve Ege adalarından Venediklileri atmak için seferleri aynı amaçla yapmıştır.Nihayet vaktiyle Bizans’a bağlı olan Kırım’ın güney sahilindeki limanları ( 1475) ve Güney- İtalya’yı işgal (1780) etmesi bu bakımdan dikkate değer.“(İNALCIK, 112)

SON SÖZ: Trabzon Rum İmparatorluğu’nun günümüzde Yunanistan veya resmî adı ile Helen Cumhuriyeti (Yunanca: Ελληνική Δημοκρατία, Eliniki Dimokratia) ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.

(*) Dr. Georgios NAKRACAS, bu imparatorluğun kuruluşunu şöyle anlatır: “…1185 tarihinde İstanbul’daki bir halk ayaklanmasında İmparator Andronikos Komnenos ve ailesinin büyük bir bölümü katledildi. Yalnızca kızı Prenses Tamara kurtuldu. Tamara, kardeşi Manuel Komnenos’un çocukları Aleksios ve David adlarındaki iki yeğenini de yanına alarak, Pontus’a kaçtı. Başkentteki tahtı ise Aggelos’lar ele geçirdi. Tamara yanına aldığı iki çocuk ve devlet hazinesiyle birlikte, Lazya olarak bilinen Rize bölgesindeki bir kaleye yerleşti. Birkaç yıl sonra Lazya’dan çekilen Komnenoslar, Trabzon İmparatorluğu’nu kurdular. “( Nakracas, 195)

 KAYNAK

DONALD M. Nicol; Bizans’ın Son Yüzyılları, İstanbul, 1999.

İNALCIK Prof. Dr. Halil; Devlet-i Aliyye, İstanbul, 2009.

LAMARTIN Alphonse; Osmanlı Tarihi, Cilt I, İstanbul, 1991.

NAKRACAS, Dr. Georgios; Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni, İstanbul, 2003.

TUĞLACI, Pars; Osmanlı Şehirleri, İstanbul, 1985.

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 19 Mayıs 2015)

aakyol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir