TURGUT ÖZAL

res-tozal05

Türkiye Cumhuriyeti'nin 8 nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal, yaşamı, davranışları, alışkanlıkları, kırgınlıkları, hoşgörüsü, sevecenliği ve geniş ufkuyla Türk siyasî tarihinin şüphesiz en renkli simalarından biriydi.

13 Ekim 1927'de Malatya'da doğmuştu.

Babası Malatya/Çırmıktı'lı Ünlüoğulları'ndan Mehmed Sıddık banka memuru, annesi aslen Tunceli/Çemişgezek yerlilerinden Hafize Hanım ilk okul öğretmeniydi.

Turgut Özal, 4 yaşındayken aile Bilecik'in Söğüt ilçesine taşındığı için, ilkokula burada başladı.

Babasının görevinden dolayı sık sık il değiştiren Özal, ortaokulu Mardin'de bitirdi.

Mardin'de lise olmaması nedeniyle, eğitimine Konya Lisesi'nde devam etti ama liseyi Kayseri'de bitirdi.

Yüksek öğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi Elelektirik Fakültesi'nde yaptı.

1950 yılında, buradan Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu.

İşi hazırdı; Elektrik İşleri Etüd İdaresi…

Diplomasını yeni almış, işini bulmuş, sıra evliliğe gelmişti.

Malatyalı bir ailenin kzı olan Ayhan İnan'la ilk evliliğini yaptı. Ancak, bu evlilik uzun sürmedi, 2 yıl sonra ayrıldılar.

1952 yılında mesleki bilgisini arttırmak için ABD’ye gönderildi. Burada elektrik enerjisi ve mühendislik ekonomisi alanında eğitim gördü.

Özal, yurda döndükten sonra yine aynı idarenin Genel Direktör Teknik Müşavirliği'ne getirildi. Bu arada, kendisiyle aynı iş yerinde çalışan Semra Hanım ile tanışarak, 1954 Mayıs ayında ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten zaman içinde iki erkek ve bir kız çocuğu oldu.

DSİ Genel Müdürü Süleyman Demirel’in danışmanlığına getirildiği 1958-59 yıllarında, zamanın hükümetince kurulan Plânlama Komisyonu’nun Sekreteryası’nı da yürütmeye başladı.

Gecikmiş askerliğine 1959 yılında gitti. Yedek Subay eğitimini tamamladıktan sonra, 1961-65 yılları arasında Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdür Yardımcısı, 1965-66 yıllarında Genel Müdür Vekili olarak görev yapan Özal, Devlet Plânlama Teşkilâtı kuruluş çalışmalarına da katıldı.

1965 yılından itibaren Özal’ın hayatında yeni bir dönem başladı. Bir yıl önce, Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, seçimleri kazanmıştı.

Demirel, Özal’ı 1966’da Başbakanlık Özel Teknik Müşavirliği’ne, 1967’de Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı’na getirdi.

Ereğli Demir- Çelik Fabrikaları Yönetim Kurulu üyeliğinde de bulunan Özal, bu arada Para Kredi Başkanlığı, Ekonomik Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, AET ve RCD Kurul Başkanlığı yaptı.

Özal, 12 Mart 1971 tarihinde, DPT’daki görevinden alınınca ABD’ye gitti. Dünya Bankası’nda çalıştı.

Bu arada sanayi ve maden projeleri konusunda müşavirlik yaptı.

1973 yılında, Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Sabancı Holding’te Genel Koordinatör olarak çalıştı.

Bu sıralar CHP-MSP koalisyonu iktidardaydı ve kardeşi Korkut Özal, Tarım Bakanı’ydı. Bir süre sonra da MC(Milliyetçi Cephe) koalisyonu iktidara geldi. 1977 genel seçimlerinde Özal, kardeşi Korkut Özal’ın kilit adamlarından biri olduğu Millî Selâmet Partisi’nden İzmir Milletvekili adayı oldu ama seçilemedi.

1977’de, ülkemizin en güçlü işveren teşkilâtı olan Madeni Eşya  Sanayicileri Sendikası (MESS) üyesi oldu. Kısa bir süre sonra, bu kuruluşun genel sekreterliğine seçilen Özal, 1979’da da başkanlığına getirildi.

Özal, Kasım 1979’da, Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel’in kurduğu Azınlık Hükûmeti döneminde devlet memurluğuna döndü. 5 Aralık 1979’da, Başbakanlık Müsteşarı ve Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşar Vekili görevlerine atandı.

Özal, Başbakanlık Müsteşarı ve DPT Müsteşar Vekili görevlerinde iken, Türk ekonomisini liberalleştirmeyi hedefleyen ve “24 Ocak Kararları” olarak bilinen geniş çaplı programın hazırlanmasında ve uygulanmasında çok önemli rol oynadı.

1980 yılı başında dış siyasi ve ekonomik durum, genel olarak Türkiye'nin, özel olarak da 24 Ocak Programı'nın batı tarafından daha çok desteklenmesini uygun kılmıştı.

Zira, Doğu- Batı ilişkileri en gergin dönemi yaşamaktaydı.

Sovyetler 1970'li yıllarda sürekli yükseliş çizerken, ABD gerilemekteydi.

Rusya, Afrika'da genişlerken, Angola, Mozambik ve Etiyopya'ya girerken; ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük kalesi İran düştü.

Humeyni, bir Şii ihtilâliyle İran Şahı'nı devirdi.

Aynı yılın sonunda Sovyetler'in Afganistan'ı işgal etmesi, Doğu- Batı ilişkilerinde krizi doruk noktasına ulaştırdı.

Böylece, Türkiye'nin önemi Batı'nın gözünde bir kere daha arttı. Türkiye, hazırladığı 24 Ocak Programı yetersiz de olsa, IMF ve Dünya Bankası kredilerinden yararlanmaya hak kazandı.

Ancak, 1980 ortalarından itibaren, Türkiye hızla 12 Eylül’e yaklaşmaya başladı.

Anarşi ve terör giderek tırmanıyordu.

Parlamento’da ise Cumhurbaşkanlığı seçimi kilitlenmişti.

İşte bu sırada, Türk Silâhlı Kuvvetleri, 12 Eylül 1980 günü ülke yönetimine el koydu. Yeni bir hükûmet kuruldu. Özal, yeni kurulan Bülent Ulusu Hükûmeti’nde, ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcılığı’na getirildi.

Özal, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak, Türkiye’nin kredi itibarını yeniden kazanmasını sağlamada ve ihracatı arttırmada başarılı oldu. Ancak, izlenen para politikası yüzünden hükûmet ile anlaşmazlığa düşünce, bankerlik skandalı çalkantıları arasında, Maliye Bakanı Kaya Erdem ile birlikte 1982 yılında istifa etti.

Bu sıralarda, askerî yönetimin çizdiği siyasî çerçeve içinde, seçim dönemine girilmişti. Özal, bu ortamda, 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu. Yönetimin desteği olmadan seçim çalışmalarını yürüttü.

Özal’ın çevresinde örgütlenmiş, bir önceki dönemde fazla ön plânda olmayan politikacılardan oluşan ANAP, çeşitli siyasî eğilimleri birleştirme iddiasıyla ortaya çıktı. Daha çok iktisadî konulara ağırlık verdi. Özal, “Orta Direk” temasını kullanarak ANAP’a bir orta sınıf partisi görünümü vermeye çalıştı. Kısa zamanda güçlü ve yaygın bir parti teşkilâtı meydana getirmeyi başardı.

res-tozal02Sivil parlamenter yönetime dönüşün başlangıcı olan 6 Kasım 1983’te ANAP, oyların % 45,1’ini alarak önemli bir başarı elde etti. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, İstanbul Milletvekili Turgut Özal’ı yeni Hükûmeti kurmakla görevlendirdi.

24 Aralık 1983 günü, Necmettin Karaduman’ın başkanlığında toplanan TBMM’de, güvenoyu alan Özal, hemen icraatlarına başladı.

İnandığı reformları jet hızıyla yürürlüğe koyan Özal, çok renkli kişiliğiyle siyasete ayrı bir hava kazandırmıştı. Tabuları yıkmaya soyundu. Askerlerin siyasetteki etkilerini yavaş yavaş kaldırmayı hedefledi. Rahatlığı, şok açıklamaları, gündemi belirleme hevesi siyasete renk kattı.

Ne var ki, % 45 oyla iktidara gelen Özal, reformlara karşı iktidarda yıprandı. Sıkı para politikası enflasyona  yenik düşünce, Özal puan kaybetmeye başladı. Hayali ihracat, yolsuzluk iddiaları ve teröre iç çekişme de eklenince, Özal’ın halk desteği düştü.

Mart 1984 seçimlerinde birinci parti konumunu koruyan ANAP, Eylül 1986’daki ara seçimlerinde ve Kasım 1987 genel seçimlerinde uğradığı oy kaybına karşı tek başına iktidardaki durumunu devam ettirdi.

Özellikle bu son seçimde Özal, 1980 öncesindeki politikacıları onore etti ama, onların meclise girmemelerine çok dikkat etti.

7 nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in görev süresi 7 Kasım 1989 günü sona eriyordu. İşte bu sıralarda Başbakan Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı’na aday olması gündeme geldi.Özal, 17 Ekim 1989’da adaylığını koyduktan sonra, 31 Ekim 1989’da, muhalefetin katılmadığı oylamada Cumhurbaşkanı seçildi.

9 Kasım 1989’da da görevi Kenan Evren’den devraldı.

Özal, önce kendisiyle uyum içinde çalışabilecek Yıldırım Akbulut’u Başbakan atadı. Böylece dış politika ve ekonomi konularında belirleyici tutumunu sürdürme olanağı buldu. Özellikle Körfez Krizi sırasındaki girişimleriyle Türkiye’nin dış politikasını yönlendirdi.

Özal, geçmişte kalan yaraların sarılmasında önemli rol oynadı. 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra idam edilen  Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın İmralı Adası’ndaki mezarları, 17 Eylül 1990’da bir devlet töreni ile İstanbul’da yapılan Anıtkabir’e nakledildi.

Özal, 1991’de erken seçime gidilmesi gündeme gelince, ANAP Genel Başkanlığı için Yıldırım Akbulut’un karşısına  Mesut Yılmaz’ı çıkardı. Özal’ın Başbakan atadığı Mesut Yılmaz önderliğinde 20 Ekim 1991 genel seçimine giren ANAP, iktidardan düştü.

Seçimlerde

DYP:178,

ANAP:115,

SHP: 88,

RP: 62,

DSP:7 milletvekilliği kazandı.

DYP ile SHP koalisyon hükûmetini kurunca Özal, etkisini yitirdi. Zaman zaman yasaları TBMM’ne geri yollayarak, kararnameleri bekleterek Demirel hükûmetiyle sürtüşmeye girdi.

Koalisyon Hükûmeti, bazı kararnamelerden cumhurbaşkanı onayı koşulunu kaldıran yasaları TBMM’den geçirerek, Özal’ın engellemelerini ortadan kaldırma yoluna girdi.

Özal’ın, Mesut Yılmaz başkanlığındaki ANAP üzerindeki denetimi de giderek zayıfladı.

Özal, bunun üzerine ANAP’tan kopardığı bazı milletvekilleriyle yeni bir parti  kurma çalışmalarına başladı. Ancak, Türkî  Cumhuriyetler’e yaptığı 11 günlük gezi çok yorucuydu.

res-tozal03 

Geziden döndükten iki gün sonra, 17 Nisan 1993 sabahı fenalaştı; hastahaneye kaldırıldı ama hayatını kaybetmişti.

Cumhurbaşkanı Özal’ın cenazesi, 5 günlük yas, Ankara’da TBMM’de başlayan ve İstanbul Anıtmezar’da ki törenlerle sona eren 3 günlük bir programla toprağa verildi.

***

Türkiye'nin serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde Özal'ın attığı reform niteliğindeki en önemli adımlardan biri, reel kur ve reel faiz politikası olarak düşünülebilir.

Diğer önlemler ya bunların uzantısıdır ya da devamıdır. Bunlar kısaca şöyle hatırlanabilir:

. Ekonomide devleti küçültmek ve özelleştirmek,

. İhracaata dönük, dünya sanayi ve ticaretiyle bütünleşmeyi amaçlayan bir sanayileşme politikasının esas alınması,

. Gerçekçi kurla ihracaat seferberliği,

. Devlet sübvansiyonlarının kaldırılmasına devam edilmesi,

. Kambiyo rejimiyle dış ticaretteki liberalleşme,

. Toplu konut fonu,

. Kamu ortaklığı fonu,

. Yap işlet devret,

. Katma Değer Vergisi ve faturalı yaşam…

Özal, hem anlayış hem de uygulama olarak gerçekten çok cesur ve tabu kırıcı davranmıştı.

Ancak nesnel bir değerlendirmede bu davranışın hataları da vurgulanmalıdır.

Ekonomiler serbestleşme yönünde yapısal dönüşüme zorlandığı zaman, bunların kanuni ve kurumsal yapısının da mutlaka hazırlanmış olması lâzımdır.

Özal'ın uygulamalarında bu yönün bütünüyle ihmal edildiğini söylemek mümkündür.

Gereken hukuki düzenlemeler yapılmadığı için de, ortaya çok ciddi sıkıntılar çıkmıştır.

İş ahlakının çok ciddi bir şekilde aşındığı gözlenmektedir.

Siyasi gücün neredeyse kişisel tercihlere göre kullanıldığı izlenimi hakimdir.

Diğer bir nokta, ekonomik serbestleşme ve dışa açılmanın ekonomik şartlarının çok iyi değerlendirilmemiş olmasıdır.

İstikrarsız ortamda göstergelerin çok iyi değerlendirilememiş olmasıdır.

İstikrarsız ortamda göstergelerin serbestleştirilmesi istikrarsızlığı adeta körüklemiştir.

Bu olay, Türk ekonomisini kronik bir istikrarsızlığa sürüklemiştir.

Dolayısıyla, serbestleşme ve dışa açılmada aceleci davranmanın bugünü de etkileyen mirası açıkça gözlenebilmektedir.

Çok önemli bir husus  daha vardır.

Bu da, Türkiye'de ekonomik yapısal dönüşümün yükünün çalışanın üstüne yıkılmış olmasıdır.

Bu da, sonuçları bugüne kadar uzanan sosyal ve ekonomik sıkıntılar doğurmuştur.

Sanayileşme politikalarının ihmâl edildiği görünümü vardır.

Vergi nisbetlerinin düşürülmesi, işçilik ücretlerinin 1988'e kadar bastırılması ve 1989'dan sonra birden tırmanması, kamu finansman açığını çok önemli boyutlara getirmiştir.

Duayen Gazeteci Sayın Özgen ACAR’ın şu tespiti, rahmetli Turgut Özal için çok önemli bir değerlendirmedir:

“Houston’daki ameliyatıma katkısından dolayı kendisine yaşamımı borçlu olduğumu belirttikten sonra, siyasası hakkında şunları söyleyebilirim:

Diyelim ki sokaktaki vatandaşın cebinde 1 dolar değerinde 100 TL olsun. Özal’ın siyasası sayesinde ertesi sabah uyandığında parası 98, birkaç gün sonra 96, sonrasında 94 oldu. Buna karşılık cebinde TL değil de 1 dolar olan kişinin 100 lirası ertesi sabah uyandığında 102, birkaç gün sonra 104, 106 liraya yükseldi. Özal sayesinde yoksul daha yoksullaştı, varsıl daha varsıllaştı…” 

Sonuç olarak;

Uluslararası finans odakları ve Batı basını bilinçli bir şekilde alkış verince, Turgut Özal Türk kamuoyunda yepyeni bir ekonomik modelin mimarı ya da yaratıcısı olarak ortaya çıkmıştır.

Oysa Turgut Özal, bu modelin ne yaratıcısı, ne mimarıdır.

Bu ekonomik model de birden bire ortaya çıkmış değildir.

Özal'ın özelliği, bu ekonomik modeli cesaretle uygulamaya kalkmasıdır.

Rahmetli Özal, kısmen siyasi mülahazalarla, kısmen de zamansız vefatı sebebiyle, söylediklerinin bir bölümünü gerçekleştirememiştir.

Ancak, Türk ekonomisini ve dolayısıyla Türk toplumunu o dar elbiseden kurtaracak ve dünya ile aynı dalga boyuna getirecek süreci başlatmıştır- ya da bu süreci hızlandırmıştır.

Türk siyaseti ile Türk ekonomisine bir renk ve canlılık getiren, alışkanlıkları, yaşamı ve çeşitli olaylar karşısındaki davranış modeliyle Türk toplumunda derin izler bırakan Sayın Turgut Özal'ı, vefatının yıl dönümünde, saygı ve rahmetle anıyorum.

TRT için hazırlanan ve benim metin ve senaryosunu yazdığım "Cumhurbaşkanı Turgut Özal Belgeseli"ni seyretmek isterseniz, aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

http://www.tccb.gov.tr/sayfa/cumhurbaskanlarimiz/

turgut_ozal/

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir