YAVUZ SULTAN SELİM

selim

9 ncu Osmanlı Padişahı (Yavuz Sultan Selim olarak bilinen ve tanınan) Selim I, 1470 yılında Manisa’ da doğmuş, 21/22 Eylül 1520 gecesi Çorlu’ da ölmüştür.

Babası II. Bayezid, annesi Dulkadiroğullarından Alaü’d- Devle’ nin kızı Ayşe Hatun’ dur. (*)

Babası II nci Bayezid 1481’ de tahta çıkınca, Trabzon Sancakbeyliği’ ne atanan Selim, babasının Doğu Anadolu’ da Safeviler’ in Şiî propagandasına karşı aldığı önlemleri yetersiz buluyor, Şiîliğin Türkmen aşiretleri arasında etkili olmaya başlamasını hem önemli bir tehlike, hem de tahta çıkabilmek için bir dayanak sayıyordu.

Fatih’ in oğlu II. Bayezid’ in sekiz oğlundan beşi hükümdarın sağlığında ölmüşlerdi. Osmanlı kaynakları bu şehzadelerin nasıl öldükleri hakkında bilgi vermezler. Sadece bir kaynakta, isyan eden Şehzade Mahmut, Şehzade Mehmet ve Şehzade Şehinşah’ ın babaları tarafından öldürüldükleri yazılıdır. Sultan Bayezid’ in hayatta kalan Korkut, Ahmet ve Selim adlarında üç oğlu da, üç ayrı eyalette valilik yapıyordu. Bu üçünden en genci Selim, kardeşlerin en güçlü ve savaşçı olanıydı. Beyazid’ in gözdesi ise iyi bir yönetici olan ikinci oğlu Ahmet idi.

Sultan Bayezid’ in hasta olduğunu bilen ve tahtı kendisi için garantilemek isteyen Selim,  İstanbul’a yaptığı bir ziyaretle, II. Bayezid’ in askerî uyuşukluğuna kızan Yeniçerilerin desteğini sağladı. Bayezid’ in hareketsizliği Yeniçerileri fetih ganimetlerinden de yoksun bırakıyordu. Ama Sultan Bayezid henüz Selim’ i engelleyebilecek güçteydi ve yardımcılarının da desteğiyle Ahmet’ in davasını savunmayı sürdürdü.

Selim, ısrarından vazgeçmiyordu; başkentle yakın ilişki kurabilmek için oğlu Süleyman’ ın (sonradan Kanuni Sultan Süleyman) Bolu sancakbeyliğine atanmasını sağladı. ( 1509)

II. Beyazid, Amasya sancakbeyi olan Şehzade Ahmet’in isteği üzerine Süleyman’ ı Bolu’ dan alıp Kırım Yarımadası’ nda Kefe (Feodosiya) sancakbeyliğine atayınca da Selim, hiçbir gerekçe göstermeden Trabzon’ dan Kefe’ ye gitti.

Kefe’ de kayınbabası Kırım Hanı I. Mengli Giray (Kırım Hanlığı yaklaşık 1426- 1783 yılları arasında Kırım’a egemen olmuş, 1475’ te ise Osmanlı Devleti’ ne bağlanmıştı) ve Kefe Sancakbeyi oğlu Süleyman’ nın (Kanuni) da desteğiyle bir ordu oluşturmaya başladı.

Selim, gönderdiği aracılarla babası Bayezid’ ten Rumeli’ deki sancaklardan birine atanma istedi. Bu istek geri çevrildi. Bunun üzerine, 1511’ de I. Mengli Giray’ ın Tatar askerleriyle Balkanlar’ a indi ve tahtı ele geçirmek amacıyla hızla Edirne üzerine yürüdü.

Edirne’ de bulunan II. Bayezid’ le savaşa girmesi, kısacası baba- oğul savaşı, son anda bazı yöneticilerin arabuluculuğuyla önlendi.

Selim’ in taht hırsı giderek büyüyor, bu hırsla gözü de bir şey görmüyordu.

Babasından Şehzade Ahmet lehine tahttan çekilmeyeceği güvencesi alan Selim, Semendire ( günümüzde Smederevo, Yugoslavya) sancağını da elde etti.

Selim, çok geçmeden Şahkulu Baba Ayaklanması bahanesiyle yeniden harekete geçerek Edirne’ yi işgal etti ve babasına karşı saldırıya geçti.

Baba – oğul, 3 Ağustos 1511’de Çorlu yakınlarında karşılaştılar; Selim yenildi ve Kırım’a kaçmak zorunda kaldı.

Ne var ki Selim yenilgiyi kabul edecek ve tahttan vazgeçecek karakterde bir insan değildi, Yeniçerileri kendi lehine çevirmek için her imkânı kullandı.

Gereken ortam oluşunca da, Kırım’ da oluşturduğu bir Tatar birliğiyle Tuna’ yı aşarak, Balkanlar’ dan başkente ilerledi ve Yeniçerilerin coşkun gösterileri arasında İstanbul’ a girdi.

Bazı devlet adamları da Selim’ i destekleyince, Sultan II. Bayezid oğlu Selim lehine tahttan çekildi, Selim, 24 Nisan 1512’ de tahta geçti.

yssculus(Yavuz Sultan Selim’ in Cülûs Törenini Gösteren Minyatür)

Tahttan çekildikten sonra yirmi gün İstanbul’ da kalan II. Bayezid, ömrünün kalan kısmını geçirmek üzere Dimetoka’ ya doğru yola çıktı. Ancak buraya varamadan 26 Mayıs’ ta yolda öldü. Yavuz Sultan Selim, ilerde bir sorun çıkarmasını önlemek maksadıyla babasını zehirlemişti. ( Afyoncu/158)

Alfons de Lamartin, Yavuz’un babasının cenazesini almaya gittikten sonra İstanbul’a dönüşünü şöyle anlatır:

“ Sultan Selim, İstanbul’ dan ayrılarak babasının cenazesini karşılamaya gitti. Onunla beraber Devlet’ e el koymak isteyen Yeniçeriler de Saray yolu üzerinde sıralar halinde dizilmişlerdi. Bu örgütün eski geleneklerine göre, bir kaynaşma baş gösterdiği zaman Yeniçeriler silâhlarını birbirine çarparak gürültülü sesler çıkarırlardı. Bütün padişahlar bu demir gürültüsünün ne demek olduğunu iyi bilirdi. Böyle bir davranış, ayaklanmaları sayesinde elde edilen bir hükümdarlığın bedelini almak istedikleri anlamına geliyordu.

Yeniçerilerin bu durumundan kuşkulanan Sultan Selim, ilk günden itibaren onların boyunduruğundan kurtulmak istedi. Geçmesi beklenen yollardan vazgeçerek atını deniz kıyısına doğru sürdü. Yedikule’ ye kadar surların dışından gittikten sonra oradan bir kayıkla saraya ulaştı.

Fakat Yeniçeriler dağılmayarak, saatler geçtikçe gürültülerini daha da arttırdılar. Bu durum karşısında sert iradesine rağmen boyun eğmek zorunda kalan Sultan Selim, Fatih’ in ve babasının cülûslarında dağıtılan ulufenin üç mislini dağıttırdı. Bu arada sipahiler için aynı miktar ödülü isteyen bir sancakbeyinin kafasını kendi elleriyle uçurarak yeniçerilerden başkasına yumuşak davranmayacağını herkese gösterdi.” ( Lamartin/ 361)

I. Selim, tahta çıktığında Ahmet ve Korkut adlarında iki kardeşi ile daha önce ölmüş kardeşlerinin oğulları olan 6 yeğeni vardı. Ayrıca Şehzade Ahmet’ in de 5 oğlu bulunuyordu. (Afyoncu/167)

I.Selim, padişahlığını tanıyan Korkut Çelebi’ yi Saruhan (Manisa) beylerbeyliğine atadı.

Şehzade Ahmet ise Selim’ in tahta geçişini kabul etmedi, o, tahtın kendi hakkı olduğunu ileri sürüyordu; Konya’ da bağımsızlığını ilân etti ve Bursa’ ya kadar geniş bir bölgeyi denetimine aldı.

I.Selim, babasına kardeşlerini öldürtmeyeceği konusunda söz vermesine karşın, iktidarını güvenceye almak için kendi oğlu Süleyman’ dan başka rakiplerini ortadan kaldırmaya karar verdi.

İlk olarak ( daha önce ölmüş olan ) kardeşleri Alemşah, Şehinşah ve Mahmut’ un oğullarını öldürttü. ( Aralık 1512) ( Afyoncu/ 168)

Şehzade Korkut, tahta karşı Şehzade Ahmet kadar hırslı değildi. Ancak Yavuz onun da kendisine karşı harekete geçebileceğini düşündüğünden, bazı devlet adamlarının ağzından ona mektuplar yazdırarak, niyetini anlamaya çalıştı. Bu mektuplarla içindeki saltanat hırsı ortaya çıkan Şehzade Korkut, kardeşi Selim üzerine yürüyünce korkup Manisa’ ya kaçtı. Ancak Bergama civarında yakalanıp öldürüldü. ( Mart 1513) ( Afyoncu/ 168)

1512- 1513 kışını Bursa’ da geçiren Yavuz Sultan Selim, Şehzade Korkut’ a yaptığı gibi, bazı devlet adamlarının ağzından Şehzade Ahmet’ e de mektuplar yazdırarak onu harekete geçmek için tahrik ettirdi. Bu mektuplara inan Şehzade Ahmet, Bursa’ ya doğru harekete geçti. Yavuz, Şehzade Ahmet’ i Nisan 1513’ te Yenişehir Ovası’ da yenerek öldürttü.

Ahmet’ in hayatta kalan iki oğlundan Murat İran’ a, Kasım ise Mısır’a kaçtı. Daha sonra Mısır’ ın fethi sırasında ele geçirilen Şehzade Kasım öldürüldü. İran’ da sancakbeyliği yapan Şehzade Murat’ ın sonunun ne olduğu ise bilinmiyor. ( Afyoncu/ 168)

Sadrazam Koca Mustafa Paşa’ yı da Şehzade Ahmet ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle idam ettirdi.

Yavuz Sultan Selim, iç barışı sağladıktan ve Avrupa devletleri ile iyi ilişkiler kurduktan sonra en önemli tehlike olarak gördüğü Anadolu’ daki Şah İsmail yanlılarına yöneldi.

Osmanlı egemenliğine başkaldıran Kızılbaş Türkmen aşiretleri arasında Safevî etkisine son vermek için I. İsmail’ e (Şah İsmail) karşı sefer açtı.

Ismail_I Çok tanınmış olan yukarıdaki küpeli resmin kime ait olduğu konusunda tartışmalar vardır. Kimileri resmin Yavuz Sultan Selim’ e ait olduğunu söylerken, kimileri de resmin Şah İsmail’ e ait olduğunu iddia etmektedir.)

(Safevîler, İran’ da kurulmuş olan bir Türk devletidir. Kurucusu Şah İsmail, Safevîye tarikatı önderlerinden Şeyh Haydar’ ın oğluydu. İsmail, İran’ ın kuzeybatısında müritlerinden oluşan birlikler kurarak 1501’de Tebriz’i ele geçirdi ve kendini İran Şahı ilân etti. Kısa sürede gerçekleştirdiği fetihlerle bugünkü İran topraklarının tümünü ve Irak’ ın bir bölümünü ele geçirdi. Şiîliği ülkenin devlet dini haline getirdi. Halkın çoğunluğunun İsmail’ i bir velî olarak görmesi de Şiîliğin yerleşmesini kolaylaştırdı. İsmail’ in Anadolu’ ya gönderdiği Safevî dervişlerinin Şiî propagandası, göçebe Türkmen aşiretler üzerinde çok etkili oldu ve yandaşlarının sayısı hızla çoğaldı.)

Anadolu Türkmenlerinin büyük kısmı Kızılbaş ve Alevî adıyla Safevîler’ e bağlılıklarını korudular ve hatta bir Türkmen grubu Şâh- Sevenler diye Azerbaycan’ a yerleşti. Türkmenlerin Alevîlikle ilişkileri, XI. Yüzyılda Horasan’ da yerleşme sırasında başlamıştı. Anadolu’ da “Horasan Erenleri” deyiminin Bektaşî- Alevî geleneğinde zikredilmesi kayda değer. Halk tarikatlarının önemli bir kısmı Şi’a (Şi’îlik) ve Alevîlikle bağımlıdır.

Safevî İran’ ın ilk Şahı İsmail, Anadolu ve Rumeli’ nde Türkmen gruplarıyla yakın ilişki kurmuş, birçokları Şah İsmail’ i kendi pîrleri ve meşru hükümdarları saymış, Şi’îliğin On İki İmam kolunu, İsnâ-âşeriye’ yi benimsemişlerdi. ( İnalcık/ 116)

Şah İsmail’ in Osmanlı ülkesinde Şi’î- Alevî, Kızılbaş Türkmenleri himaye etmesi, bu aşiretlerden gelenlere ordusunda yer vermesi üzerine Osmanlılar, Şi’aya yakın gruplara baskı siyasetine yöneldi. ( İnalcık/ 117)

Yavuz Sultan Selim, (önce cephe gerisinde, kendince, düşman bırakmamak için) dönemin önde gelen din adamlarından aldığı fetvalara dayanarak Anadolu’ da çok sayıda (rakamlar değişik kaynaklarda farklıdır) insanı etkisiz hale getirdi. (Bu eylem Anadolu’ da kolektif hafızada canlılığını korumaktadır.)

Selim, doğuya ilerleyişini sürdürerek, 23 Ağustos 1514’ te,  İran Azerbaycan’ında Hoy yakınlarında yapılan Çaldıran Muharebesi’ nde  Şah İsmail’ i ağır bir yenilgiye uğrattı.

Bu muharebede Anadolu’ dan Tekeli, Dulgadırlu ve bazı Türkmen grupları Osmanlı ordusuna karşı Şah İsmail’ in ordusunda yer aldılar. (İnalcık/ 117)

Safevî ordusu dağıldı, Safevî Sadrazamı dahil, en değerli Safevî komutanları muharebe meydanında can verdi veya esir düştü.

Şah İsmail için de kaçmaktan başka bir çare kalmamıştı. Osmanlıların eline esir düşmesi an meselesiydi. Elinden ve ayağından iki yara almıştı. Tam bu sırada Şah’a benzeyen ve onun kıyafetine girmiş bulunan bir Safevî hassa subayı, “Şah menem” diye ortaya atıldı. Osmanlı askerleri bu subayı Şah zannederek yakaladılar. Bu sırada vurulmuş olan atını değiştiren Şah İsmail, bir gedikten fırladı ve önce Tebriz’ e kadar oradan da İran içlerine arakasına bakmadan kaçtı. (Öztuna/ 124)

Şah İsmail’ in eşi ve bütün hazinesi Osmanlıların eline geçti.

Osmanlılar, kısa sürede Tebriz ve Azerbaycan’ ı ele geçirdiler.

Yavuz, kışı Karabağ’ da geçirip, baharda tekrar harekete geçerek bütün İran’ ı ele geçirmek niyetindeydi. Ancak Yeniçeriler sefere devam etmeyi kabul etmediler ve ayaklanarak Sultan Selim’ i İstanbul’ a dönmeye mecbur ettiler.

Yavuz Sultan Selim, bütün kışı Azaplar ve Yeniçerilerle Amasya’ da geçirdi. Yeniçerilerin yeniden ayaklanmaları hiddetinin daha da artmasına neden oldu. Bu ayaklanmadan sonra da suçlular değil, olayları bastıramayan suçsuz komutanları cezalandırdı.

Amasya’ da Şah İsmail’ in gönderdiği dört Mirza’ yı ( Mirza: Doğu’ daki Türk topluluklarında ve İran’ da soyluluk unvanı) kabul etti. Yanlarında çok değerli armağanlar da getirmiş olan Mirzalar, hükümdarları adına, savaş sırasında çadırında gafil avlanan Şah’ ın eşi Taclu Hanım’ ı istemeye gelmişlerdi. Şah İsmail’ in bu kadına karşı duyduğu aşk, uğruna hazineler ve eyaletler verecek kadar derindi. Yavuz bu fırsattan yararlanmayı düşünerek Şah İsmail’ in eşini, Kazasker Tacizade Cafer Çelebi ile evlendirdi. Elçilerin dokunulmazlığı ilkesini de çiğneyerek dört mirzayı zindana attırdı, orada zincire vurdurdu.( Lamartin/378)

Safevîler, bir müddet sonra Tebriz ve Azerbaycan’ ı tekrar ele geçirdiler. Anadolu toprakları ise Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ da, Diyarbakır- Erzurum arasında yaşayan Akkoyunlu bakiyesi Türkmenler bir araya getirilerek, “Bozulus” adı altında büyük bir Türkmen konfederasyonu oluşturuldu.

Çaldıran seferi sonunda Doğu Anadolu’ ya tümüyle egemen olan Dulkadiroğulları beyliği de Osmanlı Devleti’ ne bağlandı.

Yavuz’ un, Memlûklerin korumasındaki Dulkadiroğullarını buyruğu altına alması, Memlûk sultanıyla arasında çatışmaya yol açtı.

1516 ilkbaharında İran üzerine yürüyormuş gibi yeni bir sefere çıktı.  Daha önce Selim’ e karşı Şah İsmail’ i desteklemiş olan Memlûk Sultanı Kansu Gavri de bir önlem olarak Kuzey Suriye’ ye hareket etti.

Selim, Memlûk kalesi Malatya’ yı aldıktan sonra Suriye’ ye girdi. 24 Ağustos 1516’ da Mercidabık Muharebesi’nde Memlûk ordusunu bozguna uğrattı; Kansu Gavri savaş alanında öldü.

Suriye ve Filistin’ i ele geçirerek Mısır’a ulaşan Selim, 22 Ocak 1517’ de Ridaniye Meydan Muharebesi’ nde büyük bir zafer kazandı ve yeni Memlûk Sultanı Tumambay’ ı idam ettirdi.

Zaferden iki gün sonra, 24 Ocak 1517’ de dünyanın en büyük ve zengin şehirlerinden biri olan Kahire’ ye girdi.

6 Temmuz 1517’ de Mekke Şerifi’ nin oğlu gelerek, Emânât-ı Mukaddese’ yi (Mukaddes Emanetleri) Yavuz’ a teslim etti.

1 000 deve ile Mısır seferinin ganimetleri ve gemilerle de Abbasi Halifesi III. Al- Mutavekkil ile bazı kişiler İstanbul’a gönderildi.

Prof. Dr. Halil İNALCIK’ ın Halifelik devri hakkındaki tespitleri şu şekildedir:

“Arap ülkelerini, özellikle Hicaz’ ı ülkesine katmış olan Yavuz Sultan Selim, Memlûk sultanlarının ‘hâmî’l- haremeyni’ş- şerifeyn’ unvanını ‘ hâdimü’l- haremeyni’ş- şerifeyn’ (Mekke ve Medine’ nin hâdimi) biçiminde benimsemiş fakat Abbasî halifelerine özgü olan ‘hilâfet-i kübrâ’ yani dünyadaki bütün Müslümanların meşru dinî ve siyasî hâkimi olma iddiasında bulunmamıştır. I. Selim’ in cihanşümul hilâfet yetki ve sembollerini, Mısır’ da oturan Abbasî halifesi III. Al- Mutavekkil’ den bir merasimle devraldığına dair rivâyet, sonradan ortaya atılmış ve Osmanlı sultanlarınca benimsenmiş asılsız bir rivâyettir. Selim ile çağdaş Osmanlı ve Arap kaynaklarında buna dair bir kayıt yoktur. Mısır’ da oturan Abbasî halifesi Al- Mutavekkil, Selim tarafından İstanbul’ a gönderilmiş, yolsuzlukları yüzünden Yedikule’ ye hapsolunmuş, Kanunî tahta çıktığında Kahire’ ye dönmesine izin verilmiştir.” (İnalcık/ 107)

7 ay 23 gün Kahire’ de ve bu arada iki hafta İskenderiye’ de kalıp yeni fütuhatını teşkilâtlandıran Yavuz, 10 Eylül 1517’ de Kahire’ den ve 18 Eylül’de Mısır topraklarından ayrıldı.(Yavuz’ dan sonra hiçbir Osmanlı hükümdarı Mısır’a ayak basmamıştır.)

Yavuz ve Orduy-ı Hümâyûn, kışı Şam’ da geçirdi. 25 Temmuz 1518’ de İstanbul’a döndü.

Merhum tarihçi Yılmaz ÖZTUNA, Yavuz’ un İstanbul’a girişini şu satırlarla anlatır:

“Yavuz Sultan Selim’ in İstanbul’a giriş şekli, ayrıca üzerinde durulacak derin bir tarihî psikolojik hadisedir. Yavuz, tarihte ancak bir iki cihangire nasip olacak bir başarıyla taht şehrine dönüyordu. İstanbul’ da ise büyük cihangiri karşılamak için kıyametler kopuyordu. Çok büyük törenler hazırlanmıştı. Yavuz, İstanbul’ daki halkın hissiyatını ve yapılacak törenleri öğrenince son derece sıkıldı. Şahsına karşı gösterilecek olan bu derece âlâyişten utandığı için bir gün sonra merasimle şehre girmesi gerekirken, birkaç saat önce, gece vakti, yanında birkaç kişi ile kayığa bindi ve gizlice Topkapı sarayı’ na çıktı. Ertesi gün halk ve devlet adamları, padişahın sarayda olduğunu öğrendiler ve hiçbir merasim yapılamadı.

Bu olay, Türkiye’ nin daha sonraki dönemlerinde bir takım palavracılara yapılan karşılama törenleriyle mukayese edilirse, XVI. Yüzyıl Türk ahlâkının yüksekliği belli olur.”(Öztuna/ 128)

I.Selim, İstanbul’a döndükten bir süre sonra Edirne’ ye gitti; 1519 ortalarına değin devleti oradan yönetti.

Başkente dönünce Anadolu’ daki Celali Ayaklanmaları’ nın bastırılmasıyla ilgilendi.

Eylül 1520 ‘ de rahatsızlandı, sırtında çıkan şirpençe denen bir çıbandan mustaripti. Bu çıbanı hamamda sıktırıp, oğdurması ve ardından at sırtında Edirne’ ye gitmeye çalışması hastalığını iyice artırdı. Yolda rahatsızlığı artınca Çorlu yakınlarında, babası II. Bayezid’ ın öldüğü yerde (Yukarı Sırt Köyü' civarında, günümüzde Yavuz Sultan Selim Hatıra Ormanı' nın bulunduğu yerde), 40 gün konakladı. Rahatsızlığı iyice arttı ve 21/ 22 Eylül 1520 gecesi, vefat etti.

Ölümü I.Süleyman’ ın (Kanuni Sultan Süleyman)İstanbul’ a gidip tahta çıkmasına değin gizli tutuldu.

Daha sonra İstanbul Fatih’ te Yavuz Selim’ de kendi adıyla anılan caminin bahçesindeki türbede toprağa verildi.

yssturbe

selim türbe içi

(Yavuz Sultan Selim Türbesi ve içi)

I.Süleyman yani Kanuni Sultan Süleyman tek çocuk olduğu için çok şanslıydı, taht kavgalarına muhatap olmadı.

Ancak o da, tahtın selameti için daha sonra iki oğlunu ( önce Şehzade Mustafa’ yı, daha sonra Şehzade Bayezid ve onun dört oğlunu) öldürtmekten kaçınmadı.

Kanuni tahta çıktığında Osmanlı Devleti arazisi, nüfus ve bütçe açısından Avrupa’ daki devletlerin her birinden daha büyüktü. 1525- 1526 yılı Osmanlı bütçesinde devletin gelirleri 9,5 milyon duka altınıyken, aynı yıllarda İspanya’ nın geliri 9 milyon, Fransa’ nın ki 5 milyon altındı.

II. Bayezid’ in 1512’ de Yavuz Sultan Selim’ e bıraktığı Osmanlı Devleti, 2 373 000 kilometre kare kadar bir büyüklükteydi.

Yavuz öldüğünde ise devlet, 1 702 000 kilometre karesi Avrupa’ da, 1 905 000 kilometre karesi Asya’ da, 2 950 000 kilometre karesi Afrika’ da olmak üzere toplam 6 557 000 kilometre kare bir alana yayılmıştı.

Yavuz döneminde Afrika’ da Mısır, Bingazi ve Kuzey Sudan doğrudan doğruya, Cezayir ise tâbiiyet yoluyla Osmanlı Devleti’ ne dahil oldu. Türk nüfusu Eritre, Somali ve Doğu Afrika kıyılarına yayıldı. Afrika’ da Mısır ve Cezayir beylerbeylikleri teşekkül etti.

Anadolu’ da Adana, Gaziantep, Hatay, Urfa, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Muş, Bingöl, Bitlis ve Tunceli vilayetleri ebediyen Osmanlı Devleti’ ne katıldı.

Irak’ taki fütuhat, Musul eyaletinin Musul, Kerkük ve Erbil sancakları ile Bağdat eyaletinin Düleym ve Divaniye sancaklarını içine alıyordu.

Gene Yavuz devrinde, evvelce tâbiiyet yoluyla devlete bağlanmış olan Dulkadiroğulları Beyliği, doğrudan doğruya ilhak edildi.

Diyâr-ı Bekr ( Güneydoğu Anadolu), Dulkadir (Maraş) ve Erzurum ile Musul beylerbeylikleri teşekkül etti.

Bunlar dışında bugünkü Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail devletlerinin tamamı Osmanlı Devleti’ ne katıldı ve bu topraklar üzerinde Suriye (Şam) ve Halep beylerbeylikleri kuruldu.

Mısır ve Suriye alınarak Hint ticaret yolu Osmanlı denetimi altına sokulmuştu.

Yavuz’ un ülkenin doğu ve güneyindeki tehlikeleri ortadan kaldırması, Kanuni devrinde Avrupa’ ya karşı rahat hareket edilmesini sağladı.

Yavuz, ömrünün son yıllarında tersaneleri genişletip, sayılarını artırarak Osmanlı deniz kuvvetlerini güçlendirdi.

Zira Avrupalılarla yapılan mücadelenin sadece kara kuvvetleriyle başarılamayacağını anlamıştı. Denizcilik sahasında yaptığı hazırlıklar, Kanuni devrinde denizlerde Avrupalı devletlere karşı kazanılan başarıların alt yapısını hazırlamış oldu.

*

Yavuz Sultan Selim’ in 8 yıllık hükümdarlığı sırasında 6 Veziriazamı oldu. Bunlardan iki defa görev yapan Hersekzade Ahmed Paşa, ikinci defa azlinden sonra eceliyle öldü. Hersekzade Ahmed Paşa’ nın birinci azli enteresan bir şekilde olmuştu. Veziriazama kızan Yavuz, onu azlettiğini çadırını başına yıkarak göstermişti.

Bir diğer veziriazamı olan Sinan Paşa, Mısır’ ın fethi sırasında Ridaniye’ de şehit düştü.

Son veziriazamı Piri Mehmed Paşa’ nın haricindeki diğer üçü ise idam edildi.

Yavuz’ un veziriazamlarını en ufak hatalarında öldürtmesi üzerine halk arasında kızılan insanlar için “Sultan Selim’ e vezir olasın” deyişi söylenir olmuştu. (Afyoncu/ 173)

***

yss( Yavuz Sultan Selim’ in Avrupalı ressam Johann Theodor tarafından yapılmış resmi.)

Yavuz Sultan Selim, İranlı şairlerin etkisiyle, “Selimî” mahlasıyla Farsça şiirler yazdı. Farsça Divanı, en son 1946’ da Ali Nihad Tarlan tarafından Türkçeye çevrilerek “Yavuz Sultan Selim Divanı” adı altında basıldı.

Yavuz Sultan Selim’ in saltanatı ve dönemindeki belli başlı olaylar, divan edebiyatında “Selimname” adlı yapıtlarda anlatılmıştır. 

(*) Osmanlı padişah annelerinin kimlikleri ve milliyetleri çoğu zaman tartışma konusu olmakta ve farklı görüşler ileri sürülmektedir. Örneğin: Yavuz Sultan Selim' in annesi Tarihçi Babinger, Halil Ethem ve Prof. Dr. Erhan AFYONCU' ya göre Dulkadiroğlu ailesinden Ayşe Hatun; Prof. Dr. Tayyip GÖKBİLGİN ve Çağatay ULUÇAY' a göre devşirme Rum ya da Sırı kızı Gülbahar takma adlı cariyedir.

(Yavuz Sultan Selim’ den sonra Halifelik konusu için TIKLAYIN)

http://www.ahmetakyol.net/yavuz-sultan-selim-den-sonra-halifelik/

Anadolu’ da Türkmen Katliamı konusu için TIKLAYIN

http://www.ahmetakyol.net/anadolu-da-turkmen-katliami-oldu-mu/

 

KAYNAKLAR:

AFYONCU Erhan, Sorularla Osmanlı Tarihi, Yeditepe Yayını, İstanbul, 2011.

AZAMAT Nihat, Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman, İstanbul, 1992.

İNALCIK Halil, Devlet-i Aliyye, İş Bankası Kültür Yayını, İstanbul, 2009.

İNALCIK Halil, Osmanlı Tarihinde İslâmiyet ve Devlet, İş Bankası Kültür Yayını, İstanbul, 2016.

IORGA Nicolae, Osmanlı Tarihi V, Ankara, 1948.

KONROSS Lord , Osmanlı, İmparatorluğun Yükselişi ve Çöküşü, Altın Kitaaplar, İstanbul, 2008.

LAMARTİN Alphonse de, Osmanlı Tarihi, Cilt 1, Toker Yayını, İstanbul, 1991.

MANTRAN Robert, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi,I, İstanbul, 1992.

ÖZTUNA Yılmaz, Türkiye Tarihi, Hayat Yayını, İstanbul, 1970.

SERTOĞLU Midhat, Mufassal Osmanlı Tarihi,III, İstanbul, 1959.

(Yazının İlk Yayım Tarihi: 01 Eylül 2016)

aakyol

One thought on “YAVUZ SULTAN SELİM

  1. Yavuz, Anadolu' nun nüfus yapısını; 3 ncü Boğaz Köprüsü de İstanbul' nun akciğeri kuzey ormanlarını asla giderilemeyecek şekilde tahrip etmiştir.Göz göre göre ileriye değil, geriye doğru gidiyoruz.  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir